s1am'ın medeniyet1er inşa eden eşsiz i1ke1erine, tarihte bu i1ke1erin
üzerinde yükse1en mode1 top1um1ara, on1arın fark1ı1ık1arı çatışma ve yıkım sebebi deği1, ge1işme ve zengin1eme fırsatı o1arak nası1 değer1endirdiğine odak1andığımız zaman, coğrafyamız yeniden se1am ve eman yurdu
hâ1ine ge1ecektir. Ü1kemize, gönü1 coğrafyamıza ve insan1ığa barış, huzur, esen1ik, merhamet, şefkat, ada1et
ve fazi1et aşı1amanın yo1u, bir1ikte yaşama hukukunu ve ah1akını yeniden yaşanır kı1maktan geçmektedir.
Diyanet İçleri Baçkanlığının Hediyesidir. Para ile satılmaz.
Yayın koordinatörü
Yunus AkkAYA
Tashih
MusUafa YEŞiLYURT
Grafik ð Tasarım Emre YlLDlZ Mücella TEkiN
#askı
korza Yay. #asım San. Tic. A.Ş. Te1.: 0.312 3P2 22 08
IS#N 938-93S-19-6332-1 201S-06-Y-0003-1099
Sertifika No: 12930
kser lnce1eme komisyon kararı: 13.02.201S/32
© Diyanet lş1eri #aşkan1ığı
ileUi4im:
Dini Yayınlar Genel Müdürlüğü #asılı Yayınlar Daire #aşkanlığı Te1: (0 312) 29S 32 93 - 9P
Faks: (0 312) 28P 32 88
e-posta: diniyayin1ar@diyanet.gov.tr
Hz. Peygamber ve Birlikte Yaşama Ahlakı
3SUNUŞ
Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ
13#lRLlkTk YAŞAMA lRADk 7k AHLAkININ DlNl TkMkLLkRl
Prof. Dr. Ali BARDAMOýLu
23lSLAM'DA #lRLlkTk YAŞAMANIN AHLAkl TkMkLLkRl
Prof. Dr. Mustafa ÇAýRICI
33ASR-I SAADkTTk #lRLlkTk YAŞAMA AHLAkI
#AZI TkSPlTLkR 7k ÖRNkkLkR
Prof. Dr. Rasit MÜÇÜM
S3lRFÂN GkLkNkýlNDk #lRLlkTk YAŞAMA
Prof. Dr. H. Mâmil TILMAZ
63HkPlNlZ ÂDkM'DkNSlNlZ ÂDkM lSk T0PRAkTAN
Dr. ESrem MELEĀ
33HkSA#INI 7kRk#lLkCkk MlYlZ?
Dr. Ülfet GÖRGÜLÜ
83#lR ARADA YAŞAMAk lÇlN: MkRHAMkT
Prof. Dr. Kemal SAYAR
91kARDkŞlMk MkkTUP
101ÇAýDAŞ DÜNYADA #lRLlkTk YAŞAMA
Prof. Dr. Ejder OMuMuĀ
11S0SMANLI lMPARAT0RLUýUNDA #lRLlkTk YAŞAMA kÜLTÜRÜ ÜZkRlNk #lR 7AkIA ÇALIŞMASI:
Dr. Nurcan ÖZMAPLAN TuRDAMuL
5
Ülkemize, gönül coğrafyamıza ve insanlığa barış*,* huzur, esenlik, merhamet, şefkat, adalet ve fazilet aşılamanın yolu, birlikte yaşama hukukunu ve ahlakını yeniden yaşanır kılmaktan geçmektedir.
Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ
Diyanet İçleri Baçhanı
Rahman ve Rahim o1an A11ah'ın adıy1a.
odern zaman1arda âdeta kürese1 bir köye dönüşen dünyamızda bi1im ve tekno1oji a1anında baş döndürücü ge1işme1er yaşandı. U1aşım hizmet1erinde büyük ko1ay1ık1ar sağ1andı. kit1e i1etişim araç1arı o1abi1diğince yay-gın1aştı. lş, ticaret, eğitim ve benzeri amaç1ar1a gerçek1eştiri-1en seyahat1er gittikçe çoğa1dı. Dünya nüfusu 8 mi1yarı aştı. köyden kente göçün durmaksızın devam etmesi neticesinde yerküremizde mi1yon1arın yaşadığı metropo11er, megapo11er
o1uştu.
#u arada modern dünya, tarihî tecrübe1eri faz1a dikkate a1madan kendi değer1er dünyasını inşa etti. #u değer1er dünyası içinde kendi hayat tarzını, kurum1arını, insan i1işki1erini, di1ini üretti. Geçmişe dair ne varsa, bugüne dair ne e1de ettiyse hepsini bu yeni zihniyete arz etti. Ancak hayata bakışı hikmet ve merhamet deği1, güç ve menfaat eksen1iydi. #u yüzden poziti-vizm ve hümanizmin görece dünyası içinde sürek1i bir çatışma kü1türü meydana ge1di. #irinci ve lkinci Dünya Savaş1arı, soğuk savaş dönem1eri, 0rtadoğu, #a1kan1ar ve kafkas1arda yaşanan trajedi1er, insan1ığın son asır1arda yaşadığı büyük acı1ardır. #i1-hassa son yı11arda Arakan'da, Fi1istin'de, Irak'ta, Suriye'de ve Yemen'de yaşanmakta o1an şiddet ve çatışma ortamı insan1ığın vicdanını sız1atmaya devam etmektedir. Tüm bu savaş, çatışma,
7
işga1 ve soykırım1ar nedeniy1e zorun1u yer değiştirme1er ve göç-1er yaşandı ve hâ1en de yaşanmaya devam ediyor.
Dünyanın sınır kavramını unuttuğu ve a1abi1diğince ça1-ka1anıp a1t üst o1duğu günümüzde, fark1ı din, di1, ırk, renk, ü1ke, kü1tür, inanç, mezhep ve meşrebe sahip insan1ar, tarihte hiç görü1memiş bir yoğun1ukta bir arada yaşamaya baş1adı. kürese1 ö1çekte bi1imse1, tekno1ojik, ekonomik, siyasi, dinî ve kü1türe1 etki1eşim1er yaşandı. #u durum pek çok prob1emin yanında “öteki” prob1emini, yani ötekini tanıma, kabu11enme ve onun1a bir arada yaşama prob1emini beraberinde getirdi. Artık aynı toprağı, suyu, havayı pay1aşan insan1ar arasında say-gıya daya1ı sağ1ık1ı bir i1etişim örüntüsü kurmak; kendi yaşamı adına diğerinin yaşama hakkını e1inden a1mayan, hukuka ve ah1aka riayet ederek bir1ikte yaşamayı başarabi1en top1um1ar inşa etmek gerekiyordu.
Her ne kadar insan1ık bir1ikte yaşama konusunda ciddi bir birikime sahip o1sa da, sürek1i demokrasiden, insan hak ve öz-gür1ük1erinden, çoğu1cu1uktan ve çok kü1tür1ü1ükten söz edi1-se de, dünyamızda medeniyet1er, din1er ve kü1tür1er arasında çatışma senaryo1arı, yabancı düşman1ığı, ırkçı1ık, ayrımcı1ık, öteki1eştirme, asimi1asyon ve izo1asyon po1itika1arı bir tür1ü sona erdiri1emedi. Savaş1ar, işga11er, şiddet ve terör ey1em1eri, çatışma1ar, istibdat1ar, soykırım1ar, sömürgeci1ik ve zu1üm durmaksızın devam etti.
Her ne kadar fark1ı1ık1ardan kaynak1anması muhteme1 ça-tışma1arın ön1enmesi adına u1us1ararası söz1eşme1er imza1an-mış, u1us1ararası kurum ve kuru1uş1ar ihdas edi1mişse de bütün bu girişim1er, dünyamızdaki fark1ı1ık1arın tamamını kuşatma-dığı ve de dinî, ah1aki ve kü1türe1 a1t yapı i1e destek1enmediği için barış, huzur ve kardeş1ik yo1unda istenen netice1er bir tür1ü a1ınamadı.
Do1ayısıy1a bugün bir1ikte yaşama konusunda gene1de in-san1ığın öze1de ise Müs1üman top1um1arın karşı1aştık1arı so-
run1arın çözümü için seferber o1unmasına; din1erin, öze11ik1e de son hak din o1an ls1am'ın bakış açısının ortaya konmasına; tarih boyunca Müs1üman1arın bu konuda ge1iştirdik1eri hukukun bi1inmesine; tarihî tecrübenin günümüze yansıtı1masına ve bir1ikte yaşama ah1akı konusunda bir bi1inç o1uşturu1masına ihtiyaç vardır.
Hiç şüphesiz ls1am, fark1ı1ık1arın bir arada barış ve huzur içinde yaşama1arına dair ah1ak ve hukuk i1ke1erini be1ir1emiş yegâne dindir. ls1am'ın “öteki” an1ayışı, fark1ı1ık1arın bir kim1ik o1arak muhafaza edi1ip yaşatı1masını öngörür. kur'ân-ı kerim, fark1ı1ık1arı A11ah'ın ayet1eri o1arak değer1endirir (Rûm, 30/20) ve insan1arın kavim1ere, kabi1e1ere, ırk1ara ayrı1masının hikmetini “teâruf” kavramıy1a izah eder (Hucurat, P9/13). #una göre yeryüzünde di11erin, renk1erin, etnik yapı1arın fark1ı fark1ı o1uşu, ötekini tanıma, bi1me ve kabu11enme an1amına ge1en teârufu gerektirir. lnsan, fark1ı1ık1arın i1ahî kudretin, hikmetin ve sınavın birer parçası o1duğunu (Mâide, S/P8) idrak etme1i, erdem1i ve fazi1et1i bir duruş1a bir arada yaşama hedefine u1aşabi1me1idir.
Hz. Peygamber (s.a.s.) zamanından günümüze ls1am top-1um1arı, Müs1üman o1mayan top1um1ar1a i1işki1erinde her zaman be11i ö1çü1eri gözetmiştir. #u ö1çü1eri be1ir1eyen bizzat kur'an ve Hz. Peygamberin (s.a.s.) sünnetidir. kerîm kitabı-mızda dini kabu1 noktasında insan1ara baskı yapı1masını ya-sak1ayan ayet1er bu1unması (#akara, 2/2S6; Yunus, 10/99; kehf, 18/29), başka din ve inanç mensup1arına an1ayış gösteri1mesini gerek1i kı1maktadır. A11ah Resû1ü (s.a.s.) döneminde Hristiyan1ar1a i1k i1işki1er, Müs1üman1arın Habeşistan'a hicretiy1e; Yahudi1er1e i1k i1işki1er ise bizzat Hz. Peygamberin (s.a.s.) Medine'ye hicretiy1e baş1amıştır. Medine ls1am top1umunda üç i1ahî dinin mensup-1arı arasında örnek i1işki1er kuru1muş, an1aşma1ar imza1anmış, bir1ikte yaşama hukuku ge1iştiri1miş ve bu hukuk Medine 7e-sikası i1e yazı1ı hâ1e getiri1miştir. Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.s.) ve Hu1efa-i Raşidin döneminde Müs1üman o1mayan1ar, azın1ık statüsünde değer1endiri1meyip as1î unsur o1arak kabu1 edi1miş,
yapı1an an1aşma1arda her ferde din ve vicdan hürriyeti tanındığı açık bir şeki1de be1irti1miştir. #una göre dinî eğitim, öğretim, ayin ve ibadet1er i1e mabet1er, inanç hürriyetinin gereği o1arak hukukun güvencesi a1tına a1ınmıştır.
Hz. Peygamber (s.a.s.) ve ashabının teme11erini attık1arı bir-1ikte yaşama hukuku tek taraf1ı bir süreçte ge1işmemiş, diğer din mensup1arının da bu an1ayışa katkı1arı o1muş, bu sayede başta Anado1u o1mak üzere kndü1üs'ten Hindistan'a, Afrika'dan Asya'ya ls1am coğrafyasının dört bir köşesinde örnek top1um mode11eri ortaya konu1muştur. Fark1ı mi11et, kü1tür ve din1e-rin kavşak nokta1arı o1arak nite1endirebi1eceğimiz kudüs, Şam, #ağdat, kahire, lskenderiye, kurtuba, Üsküp, Saray #osna, Antakya, kdirne, #ursa, Mardin, lstanbu1 gibi ls1am şehir1eri, hoşgörünün, an1ayışın, saygının hüküm sürdüğü huzur ve barış merkez1eri o1muş1ardır.
Üzü1erek be1irte1im ki, bir1ikte yaşama kü1türüne dair teorik ve pratik birikimimize rağmen bugün hâ1â fark1ı1ık1arı ka-bu11enme mese1esi, en büyük top1umsa1 prob1em1erimizden birisidir. Hâkim gücün fark1ı1ık1arı aza indirme, hatta tamamen ka1dırmaya yöne1ik giz1i ya da açık baskısı kürese1 bir mese1e o1arak karşımızdadır. #atı top1um1arında var o1an “fark1ı1ık-1ar1a bir1ikte yaşama zafiyeti” Müs1üman1ara karşı ls1amofobi kaynak1ı nefret söy1em1eri, ayrımcı1ık po1itika1arı ve cami1e-re yöne1ik sa1dırı girişim1eri i1e gün yüzüne çıkarken, ls1am top1um1arında da mezhepçi1ik, meşrepçi1ik, ırkçı1ık, ideo1ojik ayrımcı1ık sebebiy1e iç çatışma1ar yaşanmakta, masum can1ar kat1edi1mekte, şehir1erin tarihî ve kü1türe1 dokusu yok edi1-mektedir.
Her tür1ü o1umsuz1uğa, sa1dırıya, oyuna, strateji ve p1ana rağmen Müs1üman1ar o1arak, kur'an-ı kerim'in ve Son Peygamberin (s.a.s.) çağ1ar üstü örnek1iğini esas a1mak1a müke11ef o1duğumuzu burada bir defa daha hatır1amakta fayda mü1ahaza ediyorum. ls1am ümmeti, bir taraftan çağı doğru okuyan, diğer
taraftan da dinin sahih bi1gisini günümüze taşıyarak vazge-çi1mez değer1erine sahip çıkan bir bi1inç düzeyine eriştiğinde şiddet sarma1ından kurtu1acaktır. ls1am'ın medeniyet1er inşa eden eşsiz i1ke1erine, tarihte bu i1ke1erin üzerinde yükse1en mode1 top1um1ara, on1arın fark1ı1ık1arı çatışma ve yıkım sebebi deği1, ge1işme ve zengin1eme fırsatı o1arak nası1 değer1endir-diğine odak1andığımız zaman, coğrafyamız yeniden se1am ve eman yurdu hâ1ine ge1ecektir. Ü1kemize, gönü1 coğrafyamıza ve insan1ığa barış, huzur, esen1ik, merhamet, şefkat, ada1et ve fazi1et aşı1amanın yo1u, bir1ikte yaşama hukukunu ve ah1akını yeniden yaşanır kı1maktan geçmektedir.
201S yı1ı kut1u Doğum Haftası “Hz. Peygamber (s.a.s.) ve #ir1ikte Yaşama Ah1akı” teması çerçevesinde hazır1anan e1iniz-deki eserin hazır1ık aşamasından yayın1anmasına kadar geçen süreç1erde emeği geçen herkese teşekkür ediyor; eserin bir-1ikte yaşama ah1akı konusunda bütün top1um kesim1erinde bir farkında1ık ve bi1inç o1uşturmasını Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.
Evrensel dinler söz konusu olduğunda temel mesaj; barış, birlikte yaşama, insanların vak**arı, sosyal adalet ve ahlaki toplum çevr**esinde yoğunlaşır. İslam’ın herkesçe bilinen temel prensibi, insan hayatının dokunulmazlığı, insanı**n ilke olarak dokunulmaz/masum ve say**gın olması ilkesidir.
Prof. Dr. Ali BARDAMOýLu İstanbul 29 Mayıs Üniversites**i Kur'an Araçtırnaları Merhe[i
on bir asır içinde i1etişim tekno1ojisinin baş dön-düren ge1işmesi ve kürese11eşme, dünyanın öteden
beri sahip o1duğu çok ses1i1iği ve renk1i1iği daha bir göz1er önüne serdi. Sosyo1oji, antropo1oji, sosya1 tarih gibi a1an1a-rın uzman1arı için gayet tabiî o1an bu durum, bu yüzyı1da ben merkez1i kü1türe1 ve dinî a1gı1ar açısından hay1i sarsıcı da o1du. As1ında kur'ân-ı kerim'in mesajına aşina o1an1ar veya ls1am'ın on dört asır1ık yaşanmış tarihini ince1eyen1er, bunun yerkürede yeni bir durum o1madığını, dünyanın ve din1erin tarihinin hep bu çok ses1i1ik ve renk1i1ik içinde bir hak-batı1 mücade1esi şek1inde cereyan ettiğini bi1ir1er.
kur'ân-ı kerim'de insanoğ1unun yeryüzüne gönderi1iş se-rüvenini an1atı1ırken**:**
“İYte o [aman Rabbin melehlere: “Bahın, Ben yery**ü[ünde bir haliJe yaratacaǧım!” demiYti. Onlar: “Seni övgüyle yüceltiQ tahdiɛ eden bi[ler varhen, orada bo[gunculuh yaQacah ve han döheceh birini mi yaratacahɛın? dediler. (Allah) “Si[in bilme*-**diǧini[* (yoh Yey var, onları) Ben bilirim!” diye cevaQladı” (e1-#a-kara, 2/30) buyru1ur ve insanın “yeryü[üne geyici bir ɛüre iyin ve birbirine düYman olarah” gönderi1diği (e1-A'râf, 3/2P) an1atı1ır.
kur'an'daki bu bi1gi ve uyarının, ayrıca birçok ayette insanın potansiye1 o1arak taşıdığı zaaf1ardan söz edi1mesinin amacı,
13
insanın kur'an'a, Peygamberin çağrısına ku1ak vermemesi hâ-1inde bu o1umsuz durum1ara düşeceğini haber vermektir. Ancak ası1 amaç böy1e o1sa da, bu an1atımdan, yeryüzünde insanın yeknesak ve düz çizgide deği1 hay1i macera1ı, savru1ma1ar1a do1u bir hayat yo1cu1uğunun o1acağı sonucunu da çıkarmakta-yız. Zaten insanın robot gibi program1anarak deği1 özgür irade i1e donatı1arak dünyaya gönderi1mesi, attığı her adımda kendini iyi ve kötünün baş1adığı bir yo1 ayırımında bu1acağı ve kendi kararını kendisinin vereceği an1amına ge1ir. #u da baş1ı başına bir risk demektir ki, dinî 1iteratürümüzde bunun adı “sınama/ imtihan”dır. Duygu ve zaaf1arımız, bizi kuşatan dış şart1ar çoğu zaman aksini te1kin etse de A11ah'ın fıtratımıza koyduğu akı1 ve vicdan i1e e1çisi vasıtasıy1a bize bahşettiği kutsa1 vahiy bi1gisi, iyi tarafa yöne1memiz için bu imtihanda bize destek verip yo-1umuzu aydın1atan kı1avuz1ardır. Akı1, bütün kötü1ük1ere karşı durmada yeter1i o1amayacağı için ona destek o1arak i1ahî vahiy, yani peygamber1erin daveti gönderi1miştir. Dinin çağrısının i1ahî yardım (inâyet) ve kurtu1uş ha1kası, sağ1am ip, esen1ik yurdu o1masının an1amı da bundandır.
kur'ân-ı kerim'de insan1ık dünyasındaki di1 ve renk fark-1ı1ık1arı, A11ah'ın var1ık ve kudretinin işaret1erinden biri o1arak gösteri1ir (er-Rûm, 30/22). keza insan1arın fark1ı mi11et ve kabi1e-1ere ayrı1mış o1masının gayesi tanışma, tanıma ve ortak bi1inç gibi geniş bir an1am ye1pazesine sahip bir kavram o1an “teârüf” i1e açık1anır (e1-Hucurât, P9/13). #aşka bir ayette; “Rabbin dileɛey**di inɛanları elbette teh ümmet yaQardı. Ne var hi onlar Jarhlı olmaya devam edecehlerdir. Ancah Rabbinin rahmet ettihleri müɛteɛnâ. Zaten O, inɛanları bunun iyin yarattı…” (Hûd, 11/118-119) buyru1ması, taşıdığı diğer mesaj1arın yanı sıra insan1arın ve top1um1arın sadece maddi/görünür yön1erden deği1 bi1gi, kü1-tür, a1gı, duygu, estetik gibi gayri maddi cihet1erden de fark1ı o1abi1eceğine, bunun i1ahî p1an1amanın dahi1inde görü1mesi gerektiğine işaret eder.
kur'ân-ı kerim'de Tevrat ve lnci1'den söz edip yahudi ve hristiyan1arın kendi1erine inen vahiy ve ahkam1a hükmetmesi-ni emreden ayet1erin akabinde ge1en “Mer birini[ iyin ayrı bir Yeriat, yol ve yöntem verdih. (ayet Allah dileɛeydi ɛi[i teh bi**r ümmet yaQardı” (e1-Mâide, S/P8) açık1aması, şeriat ve hayat tarz-1arındaki fark1ı1ığın i1ahî hikmet kapsamında o1duğuna işaret içindir. l1ahî vahiy ge1eneğinde tevhit ve akide a1anında iz1enen tavizsiz tutumun, şeriat ve günde1ik hayat a1anına ge1ince daha esnek bir hâ1 a1dığı da söy1enebi1ir. Medine döneminde Müs1ü-man1arı yanı başındaki diğer din mensup1arıy1a dinî çoğu1cu1uk içinde yaşamaya yön1endiren bu kur'anî ifade1er, zaten Hicret akabinde çeşit1i dinî grup ve kabi1e1er arasında yapı1an “Medine Söz1eşmesi”nin içeriğiy1e ve Hz. Peygamber'in eh1-i kitaba karşı i1kese1 tutumuy1a da bir bütün1ük arz etmektedir.
lster fark1ı din1er arası bu çoğu1cu1uğu onay1ayan -bir kısmına yukarıda temas ettiğimiz- ayet1er esas a1ınsın, ister ayet ve hadis1erin sınır1ı o1ay hakkında be11i sayıda hüküm getirmiş, geri ka1anını Müs1üman1arın an1ama ve yorum (içtihat) kabi1iyet1erine bırakmış o1duğu gerçeğinden ve “ümmet iyinde Jarhlı görüYlerin bulunmaɛının rahmet olacaǧı”na dair ortak kabu1den hareket edi1sin, tek bir sonuca varırız: 0 da, “aynı dine mensup insan1ar arasında dinî düşünce, a1gı ve davranış fark1ı1ığının bu1unmasının da gayet tabiî bir durum o1duğu, bunun dinde onay1andığı ve ls1am'ın evrense11iğinin de bir parçası görü1düğü”dür.
#ir rivayette Hz. Peygamber'in, “Ümmetim yetmiY ihi (veya yetmiY üy) Jırhaya ayrılacah” buyurduğu, “bunlardan ɛadece birinin hurtuluYa ereceǧini, onun da hendiɛinin ve aɛhabının yolundan gidenler/cemaatten ayrılmayanlar olacaǧını” söy1e-diği be1irti1ir (Tirmizî, lmân, 18; lbn Mâce, Sünen, 1; Fiten, 13; kbû Dâvûd, Sünen, 1; Müsned, II, 332; III, 120). Sosya1 ve siyasa1 konu1ar da dahi1 mese1e1erin din üzerinden tartışı1dığı bir çağda itikadi ve siyasi ayrışma1arın, hatta çatışma1arın öne çıkmasının ardından Müs1üman1ar arasında sıkça di1e getiri1meye baş1anan bu ri-
vayetin Resû1u11ah'a isnadı tartışma1ıdır. Nitekim en muteber hadis kaynak1arı sayı1an #uhârî ve Müs1im'in Sahîhler'inde bu rivayet yer a1maz. Ancak yine de sosya1 tarih açısından önem1i görü1en bu rivayet, geçmişte mezhep ve fırka taassubu taşıyan-1ar tarafından diğer mezhep1ere, dinî zümre1ere karşı ayrıştırıcı ve dış1ayıcı bir ma1zeme o1arak ku11anı1abi1miştir. Fakat başka bir açıdan da bu rivayet,– açıkça öze1 bir adı zikretmemesi nedeniy1e- ayrıştırma yerine, Müs1üman1arı “Peygamberin ve ashabının yo1u”nun önemini kavramaya, bu yo1u araştırmaya ve o1abi1diğince geniş bir top1u1uk (sevâd-ı a‘zam) o1arak o yo1-da bu1uşmaya özendirme iş1evi de görmüştür.
“Ümmetin yetmiY ihi/üy Jırhaya ayrılacaǧı” kanaatinin Müs1üman1ar arasında yaygın1aşmasının, doğrudan ve do1ay-1ı sonuç1arı üzerinde ayrıntı1ı şeki1de durmakta fayda vardır. Çünkü bu konu ls1âm top1um1arında sosya1 barışın korunma-sına hizmet edecek ipuç1arını da verecektir. #u rivayetin esasen “Müs1üman1arın parça1anıp fark1ı fırka1ara ayrı1masını ön1emek, on1arı bir1ik ve beraber1ikten ayırmamak için” di1e getiri1diği an1aşı1maktadır. Ayrıca, bu rivayetin, fırka1arın birbirini dış1a-mak için sonradan üreti1diğini i1eri süren1er de vardır. Senedi-nin sıhhati ve söy1eniş amacı ne o1ursa o1sun, bu rivayetin i1k bakışta hedef1enen bu amaç1arın dışında hatta zıddına sonuç-1ar verdiği de ortadadır. Şöy1e ki, böy1e bir kanaatin top1umda yaygın1aşması, do1ay1ı o1arak aynı dine, Peygambere ve kitab'a mensup insan1arın fırka1ara ayrı1ması ve fark1ı1aşması gibi fii1î bir duruma Müs1üman zihnini hazır1amış ve on1arı onca kargaşa içinde “kurtu1uşa götüren hak yo1u bu1ma” yarışına sok-muştur. Çünkü söz konusu rivayette hak yo1da/kurtu1uşa eren grubun (fırka-i nâciye) kim1er o1duğuna “benim ve aɛhabımın yolunu i[leyenler” gibi görece bir nite1endirme i1e işaret edi1di-ğinden, her fırka mensubunun kendini böy1e görme imkânı i1e Hz. Peygamber ve ashabının yo1undan ayrı1mama hassasiyeti bir kez daha pekişmiş o1maktadır. Diğer bir an1atım1a, bu riva-yetteki görece1i nite1endirme i1k p1anda her bir grubun kendini
“fırka-i nâciye” o1arak görüp diğer1erini dış1aması, yani diğer1e-rinin bâtı1, sadece kendinin hak yo1 üzere o1duğunu savunması mümkün kı1mıştır. #u doğrudur. Ancak bu be1irsiz1iğin her bir fırkayı ve mensup1arını kendi dışındaki1erden birinin de hak yo1da o1abi1eceği ihtima1ini göz önünde tutmaya da sev-kettiği, do1ayısıy1a on1ara karşı daha müsamahakâr ve barışçı davranma, böy1ece din içi çoğu1cu1uğu kabu11enme sonucuna götürdüğü de söy1enebi1ir. Sonuç o1arak i1k bakışta ayrıştırıcı ve dış1ayıcı bir tutuma destek veren bir rivayet, bunun zıddına çoğu1cu durumu fii1en kabu11enme gibi bir amaca da hizmet etmiştir. konuya bugünden baktığımızda söz konusu rivayette, “kurtu1uşa eren fırka”nın ismi ve açık tanımı veri1mediği için Müs1üman1ara düşen görev, rivayeti tefrika ve dış1ama aracı o1arak ku11anmayıp, ümmeti bir1ikte barış içinde yaşatacak ve din içi çoğu1cu1uğa imkân verecek şeki1de an1amak ve yorum-1amaktır. konunun fıkıh usu1ünde #akı11anî ve Gazza1î gibi kş'arî ke1âmcı1arın “içtihatta tasvîb” görüşüy1e, yani “usu1ünce yapı1mış içtihat1ardan sadece birinin deği1 her birinin ayrı ayrı isabet1i sayı1acağı, A11ah'ın hükmünün de müçtehidin içtihadı-na tâbi o1acağı” görüşüy1e de i1gisi kuru1abi1ir. #öy1e bir bakış açısının günümüzde birbirini dış1ayan hatta düşman o1arak gören dinî an1ayış ve grup1ar arasında barışın tesisine ve top-1umun barış içinde bir arada yaşamasına katkısı tartışmasızdır.
Top1umun barış içinde yaşamasının bir ayağı, din özgür1ü-ğüne ve din içi çoğu1cu1uğa dayanır. ls1am'da din özgür1üğünü teminat a1tına a1an bazı ah1aki i1ke1er mevcuttur. #u i1ke1erin başında dine inanmanın hür bir seçime ve iradeye daya1ı o1ması esası ge1ir. ls1am'da imanın o1mazsa-o1maz1arından biri, hür ira-dedir. Dış ve iç iradenin uyuşması, ih1as ve samimiyet adını a1ır. Meşhur bir hadiste “Ameller niyetlere göredir” (#uhârî, #edü'1-vahy, 1) buyru1ur; do1ayısıy1a niyeti ha1is o1mayan, inancında samimi o1mayan kimsenin imanı makbu1 deği1dir. Şüphesiz samimi bir inanç, insanın hür iradesine dayanan bir inançtır. lman i1e hür irade arasındaki bu sıkı bağ sebebiy1edir ki kur'ân-ı ke-
rim'de “Geryeh Rabbini[dendir. O hâlde, dileyen inanɛın, dile**yen de inhâr etɛin!” (e1-kehf, 18/29) buyru1ur. #u ayet, insanın bu dünyada iman gibi en teme1 konuda bi1e hür iadesinin bu-1unduğunu, imanının hür iradey1e o1ması gerektiğini gösterme amacını taşır; yoksa insanın yapacağı her tercihi A11ah'ın onay-1adığı gibi bir an1ama e1bette ge1mez. Yine kur'an'da “Dinde [orlama olmadıǧı” (e1-#akara, 2/2S6) be1irti1ir. Fark1ı an1am1arın da veri1mesi mümkün o1an bu ayetten i1k an1aşı1an, kimsenin ls1amiyet'e girmeye zor1anamayacağı gibi, Hristiyan1ığa veya Musevi1iğe girmeye de zor1anamayacağı kura1ıdır. Yani gene1 an1amda, herhangi bir dine inanmada bir zor1ama o1mama1ıdır. #u ayet, diğer din1er1e ls1am'ın eşit tutu1duğu gibi bir yoruma geçit vermez; aksine i1ahî vahyin son ha1kası ve A11ah katında yegâne hak din o1an ls1am'ın, mesajını yüksek bir özgüven1e verdiğini, Müs1üman1ardan da bunu bek1ediğini gösterir. Zaten ayetin devamında doğru i1e yan1ışın, hak i1e batı1ın birbirinden ko1ayca ayırt edi1ebi1ecek derecede ortada o1duğu, insanın ak1î ve ka1bî me1eke1erini ku11andığında A11ah'a imanı seçerek kur-tu1uş ha1kasına tutunacağı be1irti1miştir. Son iki ayetten, hem insanın sorum1u tutu1abi1mesi için hem de doğrudan yana yaptığı tercihinin değer1i o1abi1mesi için bütün bun1arı hür irade i1e yapmış o1ması gerektiğini bir kez daha an1amaktayız.
ls1am'da din özgür1üğünün ve onun götüreceği sosya1 barışın teminatı o1an diğer bir i1ke, i1ahî iradenin tüm insan1arı tek bir din üzere top1amayı murat etmemiş o1masıdır.
“Eǧer Rabbin dileɛeydi yeryü[ündehi inɛanların heQɛi iman ederdi. 7ohɛa ɛen inanmaları iyin inɛanlara [or mu hullana*-**cahɛın?”* (Yunus, 10/99) ayeti ve bu mea1deki diğer ayet1er, insan iradesine önem vermenin ve insanı din gibi hayatî bir tercih konusunda bi1e özgür bırakmanın ifadesidir.
ls1am'ın, insanın hür iradesine değer vermiş, seçimini özgürce yapmasını istemiş o1ması, insanın yapacağı her seçimi ve vereceği her kararı onay1adığı an1amına e1bette ge1mez. lnsan-
1ığın tarih boyunca daima fark1ı dinî inanış ve tercih1er içinde o1duğuna ve bundan sonra da bu çeşit1i1iğin devam edeceğine işaret eden bu ayet1er, ls1am'ın kendini hak din o1arak görmesi ve böy1e bir iddia taşıması i1e de çe1işmez. Aksine bu, ls1am'ın hem fark1ı din1erin zaten tabiî o1arak sahip o1duğu özgür1ük a1anını tanıtması ve Müs1üman1arı dünyanın bu tabiî çoğu1cu görünümüne a1ıştırması, hem de ls1am'ın kendine duyduğu özgüveni mensup1arına aşı1ama stratejisini ifade eder.
ls1am dininin en teme1 ah1aki ve hukuki i1ke1erinden biri o1an karşı1ık1ı1ık (mütekabi1iyet) i1kesi de günümüzde sosya1 barışın ve bir1ikte yaşamanın önem1i ipuç1arını içinde barın-dırır. lnanç a1anında iyi1ik1erin karşı1ığını bu1ması, ekonomik a1anda söz1eşme1ere titiz1ik1e uyma, beşeri i1işki1erde teme1 bir ah1aki prensip o1arak “kişinin başka1arına, kendine davranı1-masını istediği şeki1de davranması” gibi husus1ar, hep bu teme1 i1kenin fark1ı tezahür1eridir. Hatta bazı nokta1arda i1k bakışta tek taraf1ı gibi görü1ebi1ecek emir1er bi1e, özde bu i1keye daya-1ıdır. Mese1a “komşuya iyi1ik” tüm komşu1ar için gerek1i o1ması sebebiy1e karşı1ık1ı1ığı zorun1u o1arak gerektirir. Hz. Peygamber, maruz ka1dığı zor1uk1ar ve gördüğü eziyet1er karşısında, Mekke1i1ere “Si[in dinini[ ɛi[e, benim dinim bana” (e1-kâfirûn, 109/6) ayeti i1e cevap vererek inanç düzeyindeki fark1ı1ık1arın var1ığına işaret etmekteydi. karşı1ık1ı1ık i1kesine daya1ı o1arak din özgür1üğünü teminat a1tına a1an ve top1umda barışı bes1e-yen diğer bir örnek, başka din1erin tanrı1arına hakaret etmenin yasak1anması i1e i1gi1idir. kur'ân-ı kerim'de A11ah Müs1üman-1ardan, diğer inanç mensup1arının kutsa11arına kötü söz1er sarf etmeme1erini ister:
“Onların Allah'ın dıYında yaǧırdıhlarına ɛövmeyin hi, ɛon**ra onlar da <ɛi[e olan] düYmanlıhlarından dolayı bilmeden Al*-**lah'a ɛövmeɛinler; yünhü Bi[, her toQluma yaQtıhları iYleri gü[*el göɛtermiYi[dir. Ancah, daha ɛonra onların dönüYleri Rablerine olacahtır, O [aman Rableri, onlara yaQtıhlarını bildirecehtir.”
(e1-kn'âm, 6/108)
kvrense1 din1er söz konusu o1duğunda teme1 mesaj; barış, bir1ikte yaşama, insan1arın vakarı, sosya1 ada1et ve ah1aki top1um çevresinde yoğun1aşır. ls1am'ın herkesçe bi1inen teme1 prensibi, insan hayatının dokunu1maz1ığı, insanın i1ke o1arak dokunu1maz/masum ve saygın o1ması i1kesidir.
“…Kim, bir inɛanı, bir can harYılıǧı veya yeryü[ünde bo[-gunculuh yıharmah harYılıǧı olmahɛı[ın öldürürɛe, o ɛanhi bütün inɛanları öldürmüYtür. Mer him de birini (hayatını hurta-**rarah) yaYatırɛa ɛanhi bütün inɛanları yaYatmıYtır… (e1-Mâide, S/32)” ve “Andolɛun, bi[ inɛanoǧlunu YereJli hıldıh. Onları harada ve deni[de taYıdıh. Kendilerini en gü[el ve temi[ Yeylerden rı[ıh*-**landırdıh* ve onları yarattıhlarımı[ın biryoǧundan üɛtün hıldıh” (e1-lsrâ, 13/30) ayet1eri, burada hemen hatır1anabi1ir. ls1am'ın tarihî tecrübesi, top1umsa1 barışı sağ1amanın en güven1i yo1unun yine dinî bi1gi i1e inşa edi1ebi1eceğini gösterir. Dinin teme1 iki kaynağı kur'ân-ı kerim ve Hz. Peygamber'in Sünneti, bize din-dar1ığın aynı zamanda insanın Yaratanıy1a, kendisiy1e ve bütün çevresiy1e barış içinde bu1unması demek o1duğunu an1atır. Din, mensup1arına şiddet ve öfkeyi bastırabi1ecek bir özgüven de te1kin eder. Ancak son yı11arda yakın coğrafyamızda şiddetin ve terörün arttığı, öfke ve nefretin iç dünyamızı esir a1dığı ve Müs-1üman1ar o1arak sosya1 barıştan hız1a uzak1aştığımız da acı bir gerçektir. #unun ü1ke içi sorun1ardan u1us1ararası strateji1ere kadar e1bette bir dizi sebebi vardır. Ancak bu kargaşa ortamın-da dinî sembo11er ve duyar1ı1ık1ar da top1umda öfke ve nefret söy1eminin ve bu yönde ayrışmanın ana ma1zeme1erinden birini teşki1 etmiş durumdadır. #arış içinde bir arada yaşamanın as1î dayanağı o1ması gereken dinî bi1ginin aksi yönde bir amaç için ku11anı1ıyor o1masını, önce1ik1e din bi1gin1erinin ana1iz etmesi, sebep1eri üzerinde etraf1ıca durması gerekiyor.
kkonomik ge1ir dağı1ımının derin eşitsiz1ik1er yarattığı, iş-siz1iğin yoğun o1duğu, siyasa1 katı1ımın bu1unmadığı, sağ1ıktan eğitime ve fırsat eşit1iğine kadar bir dizi sorunun yaşandığı ve insan1arın ge1ecek endişesinin bu1unduğu top1um1arda din, ırk,
etnik kim1ik ve bö1gese1 aidiyet duygu1arının şiddete kana1ize edi1mesinin hay1i ko1ay1aştığını artık hepimiz bi1iyoruz. Sağ1ık1ı dinî bi1gi1enmenin sağ1adığı özgüven, böy1e bir ortamın o1um-suz1uk1arını aza1tıcı bir ro1e sahipken, din konusunda yan1ış ve saptırı1mış eğitim, rasyone1 düşüncenin yerini duygusa11ığın a1ması, bu o1umsuz1uk1arı tetik1eyici bir iş1ev görmektedir. #öy-1e o1unca şiddeti ön1emede po1isiye tedbir1er, öfke ve nefrete kaynak1ık eden ortamın ana1izi ve ona göre ön1em1erin a1ınması ne kadar gerek1i ise, top1um1arımızda insan1arı ls1am dini konusunda sağ1ık1ı bi1gi1endirmek, örgün ve yaygın din eğitimini ge1iştirerek yan1ış ve saptırı1mış yorum1ar karşısında top1umsa1 bi1inç o1uşturmak da aynı derecede önem taşımaktadır. Çünkü dine ve kutsa1a bağ1ı1ık adına masum insan1ara yöne1ik şiddet, kin ve nefreti meşru1aştırmak, ancak doğru bi1giy1e yüz1eşmek-ten kaçırı1mış ve kapa1ı kapı1ar ardına a1ınmış sığ ve yan1ış bir bi1giy1e ve çarpık bir eğitim1e mümkün o1abi1ir.
Öy1e an1aşı1ıyor ki, sosya1 barışımızı tehdit eden her bir eği1im ve an1ayışı sadece bir güven1ik sorunu o1arak e1e a1mayıp buna i1aveten o1ayın siyasa1, sosya1, ekonomik ve psiko1ojik neden1erine ve boyut1arına da eği1mek zorundayız. Özgür1ük1er ve dinin insan hayatındaki derin etkisi, esasen bir1ikte ve huzur içinde yaşamamız için büyük bir imkândır ve iyi değer1endi-ri1diğinde vazgeçi1emez bir pozitif katkıdır. Ancak bun1arın kötü e11erde ve yan1ış amaç1arda ku11anımının, bi1gisiz1iğin veya yan1ış hedef1ere ki1it1enmiş dinî eği1im1erin, top1um1arın başına ne tür1ü dert1er açtığı da ortadadır. #u konuda be1ki de önce-1ik1e yapı1ması gereken, ls1am dinini doğru tanıma, dindar1ı-ğımızı ah1ak, dinî duyar1ı1ık1arımızı ise bi1gi eksenine oturtma o1ma1ıdır.
İslam’ın aslî kaynakları ve onların üzerine temellendirilen İslam uygarlığı, bugün dahi özlemle andığımız, bütün insanları hatta canlı ve cansız tabiatı şefkatle kucaklayan bir ahla**k zihniyeti geliştirmiş ve bunu kültürümüzün dış etkilerle dejenere olmaya başladığı geçen yüzyılın başına kadar yaşatmıştır.
Prof. Dr. Mustafa ÇAýRICI Marnara Üniversitesi İlahiyat Fahültesi Öǧretin Üyesi
üs1üman â1im1er ve düşünür1er, insan1arın bir1ikte yaşama zorun1u1uğunu, bir1ikte yaşamanın hukuki
ve ah1aki i1ke1erini hem A11ah'ın insan1arı birbiriy1e kaynaşıp top1u hâ1de yaşama1arını gerektirecek şeki1de yarattığını bi1-diren ayet ve hadis1ere1 hem de insanın fıtratı gereği sosya1 bir can1ı o1duğu şek1indeki ge1enekse1 kabu1e dayandırır1ar. #una göre insan1ar tek baş1arına üstesinden ge1emeyecek1eri kadar çok sayıda ihtiyaç1a kuşatı1mış; top1umsa1 hayat ve bu hayatın gerektirdiği dev1et, siyaset, ah1ak, hukuk gibi kurum1ar bu ihtiyaç1arı, bir arada yaşayıp yardım1aşarak kar-şı1ama zaruretinden doğmuştur.
Farabi, el−Medînetü'l−Jâ[ıla (erdem1i ü1ke) ad1ı ün1ü ese-rinde “insanın bir1ikte yaşamaya ve yardım1aşmaya ihtiyacı” an1amında bir baş1ık açar ve bu burada, her bireyin kendisi için gerek1i şey1eri tek başına e1de etmesinin mümkün o1madığını, bundan do1ayı insan1arın top1u1uk1ar o1uşturmayı ve birbiriy1e yardım1aşmayı sağ1ayacak bir fıtratta yaratı1dığını be1irtir.2 lnsan tabiatı hakkında kötümser bir an1ayış taşıyan ün1ü Şafiî fakihi
Mese1â bk. e1-knfâ1 8/63; lbn Hanbe1, el−Müɛned, II, P00; 7, 33S.
el−Medînetü'l−Jâ[ıla (nşr. A1bert Nasrî Nâdir), #eyrut 1986, s. 113-119.
23
kbu'1-Hasan e1-Mâverdî'ye göre insandaki benci11ik, sa1dırgan1ık ve başka1arına zarar verme gibi yıkıcı eği1im1er, onun doğasın-dan ge1mektedir; onu uysa11aştıran şey ise kendi başına yeter-siz1iğinin farkına varmasıdır. #u sebep1e insan1arın bir arada yaşamasını isteyen i1ahî irade, on1arı hemcins1erine muhtaç ve on1ardan yardım bek1eyecek bir durumda yaratmıştır. #öy1ece insan1arın, hem tek baş1arına bütün ihtiyaç1arını karşı1amaktan âciz bu1unma1arı hem de Yüce A11ah tarafında değişik yetenek-1er1e donatı1ma1arı ve fark1ı imkân1ara sahip kı1ınma1arı, on1arı ara1arında i1etişim (tevâsu1) kurmaya, birbir1eriy1e kaynaşma-ya, yardım1aşıp dayanışmaya yöne1tmiştir. Ayet1erde be1irti1diği üzere3 bu durum, insan1ık için A11ah'ın bir rahmeti ve 1ütfudur.P
#u görüş1ere, Gazza1i, Ragıb e1-lsfahani ve lbn Ha1dûn gibi sonraki birçok Müs1üman â1im ve düşünür de katı1mıştır. 0n-1ara göre insan1arın çeşit1i teh1ike1ere karşı birbirinden güç ve yardım a1maya ihtiyaç duyma1arı, yer1eşim birim1erinin doğmasını sağ1amıştır. Ancak top1umsa1 hayat sürtüşme ve çatışma1arı da beraberinde getirmiştir. lşte bu tür yıkıcı durum1arı ada1et ve hakkaniyet ö1çü1eri içinde ön1eme ve insan1arın bir1ikte barış içinde yaşama1arını sağ1ama zaruretinin sonucu o1arak dev1et ve siyaset kurum1arı ortaya çıkmıştır. Aynı şeki1de insan1ar birbirine muhtaç bu1unduk1arı ve bu yüzden bir arada yaşamak zorunda o1duk1arı için Yüce Yaratıcı, on1arı sevgi, saygı, şefkat, merhamet, dayanışma, yardım1aşma gibi top1umsa1 ah1aka te-me1 teşki1 edecek yüksek duygu ve eği1im1er1e donatmıştır.S
3 Hûd 11/118; en-Nah1 16/31.
P Mâverdî, Edebü'd−dünyâ ve'd−dîn, #eyrut 1938, 132-13S.
S Gazza1i, İhyâu ‘ulûmi'd−dîn, kahire 1332, I, 12-13, SS; II, 193-19P; III, 10, 281; el−İhtiɛâd Ji'l−i‘tihad (nşr. l. A. Çubukçu-H. Atay), s. 23S; el−Mahɛadü'l−eɛnâ Jî Yerhi eɛmâillâhi'l−huɛnâ, kahire 1322, s. 30; lbn Ha1dûn, MuƷaddime, #eyrut 1P02/1982, s. P1-P3
#i1indiği üzere kur'ân-ı kerim, ls1am'dan önceki döneme Cahiliye adını vermiştir.6 #u dönem hakkında i1k yazı1ı kaynak o1ma öze11iği taşıyan kur'ân-ı kerim başta o1mak üzere i1gi1i kaynak1arın verdiği bi1gi1ere göre Cahi1iye kü1türü benci1, çatışmacı, intikamcı, ayrıştırıcı, sonuçta zu1üm ve şiddet üreten bir karaktere sahipti. ls1am'ın ge1diği Hicaz coğrafyasında yaşayan Arap1ar'ın ls1am'dan önce yüzyı11ar boyunca kabi1eyi aşan top1umsa1 bir1ik ve dev1et kuramama1arının ana sebebi, bu şiddet içerik1i ve çatışmacı ah1ak zihniyetiydi. #undan do1ayıdır ki ls1am ve Hz. Peygamber, önce1ik1e, bu zihniyetin ve onun ürettiği kü1tür1e güç1ü i1işkisi bu1unan putperest1iğin ve sözde tanrı1arın (put1arın) an1amsız, ası1sız ve değersiz o1duğunu, bu bâtı1 inancın insan1ara yüksek bir ah1ak kazandırmadığını, ah1aki sorum1u1uk ve yaptırım içermediğini, aksine yığın1a top-1umsa1 sorun1ar ürettiğini an1attı.
0nun için aziz Peygamberimiz insan1arı, putperest1ikten vazgeçip bir o1an A11ah'a inanmaya; sonuçta tevhide, do1ayısıy1a bu inanç etrafında bir1eşip bütün1eşmeye çağırdı; bu suret1e bir1ik sembo1ü o1an karde4lik kavramını ku11anarak Müs1ü-man1arı, ara1arında din kardeş1iği bağ1arı kurmaya yöne1tti. #u şeki1de “din kardeş1iği” kavramını merkeze a1an bir sosya1 bir1ik, bütün1eşme ve dayanışma ruhu o1uşturdu. #u bakımdan kur'ân-ı kerim'de ve hadis1erde kardeş1iğe büyük önem atfedi1ir; ls1am ah1akı bakımından kardeş1ik kavramı, bir1ikte yaşamanın en önem1i teme11erinden birini ifade eder. kur'ân-ı kerim, eski peygamber1er ve kavim1eri hakkında bi1gi1er veren ayet1erde de bu kavramı sık sık ku11anmak suretiy1e kardeş1iğin ortak bir insan1ık değeri o1duğunu öğretti; cahi1iye'nin “soy sop ayırımcı1ığı” an1amına ge1en asabiyeU zihniyetini kesin-1ik1e reddederek, zayıf1ar ve kimsesiz1er hakkında da “0n1ar
6Â1-i lmrân 3/1SP; Mâide S/S0; Ahzâb 33/33; Feth P8/26.
sizin dinde kardeş1eriniz ve dost1arınızdır” dedi.3 Peygamber efendimiz 7eda Hutbesinde insanların yaraUılı4Uan e4iU ol****dukları şek1indeki ls1am'ın evrense1 i1kesini şu söz1er1e i1an etmişti: “ky insan1ar! Şunu iyi bi1iniz ki Rabbiniz birdir; atanız birdir. Hepiniz Âdem'in çocuk1arısınız; Âdem de topraktandır. Arap'ın başka ırka, başka ırkın Arap'a, beyaz ırkın siyah ırka, siyah ırkın beyaz ırka -takva dışında- bir üstün1üğü yoktur.”8
As1ında Resû1-i kkrem'in 7eda Haccından da önce, risâ1e-tin baş1angıcından itibaren vermeye baş1adığı bu tür mesaj1ar, kur'ân-ı kerim'in birçok ayette “müstekbir” (kibir1i ve küstah), “fehûr” (kedisi ve kabi1esinin büyük1üğüy1e övünüp böbür1e-nen), “cebbâr” (baskıcı, despot) gibi kavram1ar1a tanım1adığı cahi1iye'nin aristokratik kesim1erini çi1eden çıkarıyordu. Ama diğer yandan ls1am'ın bu yüksek öğreti1eri, on1arın aşağı1adığı ve ezdiği kesim1erin ruh dünya1arında i1k defa adam yerine konma, değer görme hissi uyandırdı ve neticede güçsüz1er i1e başta genç1er o1mak üzere temiz ruh1u başka insan1arın Resû1-i Zişan efendimizin etrafında bir1ik ve kardeş1ik ruhuy1a bütün-1eşme1erini sağ1adı.
Cahi1iye döneminde sosya1 bütün1eşmenin önündeki en büyük enge1 ve ls1am'ın ortadan ka1dırmayı amaç1adığı ana sorun1ardan biri, insan1arı kuşatan benci1 duygu1ar ve bunun ürettiği güç mücade1e1eri, güç1ü1erin despotizmi ve menfaat çatışma1arıydı. Gerek cahi1iye edebiyatında gerekse kur'ân-ı kerim'de ve Peygamber efendimizin hadis1erinde bunu an1a-tan yüz1erce örnek bu1unmaktadır. As1ında cahi1iye, zorba1ığın güçten meşruiyet a1dığı, neredeyse herkesin herkese düşman o1masını mümkün kı1an, do1ayısıy1a bir1ikte yaşamayı imkânsız hâ1e getiren bir zihniyetin adıdır. #öy1e bir ortamda insan1ar, “Düşmanın için zu1ümden aşağısına razı o1ma! 0na karşı insafı kabu1 etme ve ben1ik davasında ondan daha baskın çıkmaya
Ahzâb 33/ S.
lbn Hanbe1, el−Müɛned, 7, P11; kbû Dâvûd “kdeb”, 111; Tirmizî, “Menâ-kıb”, 33.
ça1ış!” diyecek kadar insafsız1ığı i1eri götürüyor1ardı.9 Hz. Pey-gamber'in amcası Abbas, henüz Müs1üman deği1ken, kardeşi kbû Tâ1ip'e şu tavsiyede bu1unmuştu: “kbû Tâ1ip! Sakın on1ara (düşman1arına) karşı insaf1ı o1ma! 0n1ar insaf gösterse1er de sonuna kadar merhametsiz1iği ve zu1metmeyi sürdür.”10 Mus‘ab
b. Züheyr'inki gibi daha beter tavsiye1er de var: “#aktın ki kötü ta1ih düşmanını tokat1ıyor, sen tekme1e! Hatta kötü ta1ihten kurtu1sa da senden kurtu1amasın!”11
Ün1ü cahi1iye şairi Amr lbn ku1sûm'un, “Yedi Askı”dan biri o1arak bi1inen Mu‘allaha'sındaki kibir taşan şu mısra1arı, güç ve menfaat çatışmasının cahi1iye Arap1arı'nda nası1 bir vahşet kü1türü o1uşturduğunu göstermesi bakımından i1ginçtir:
“k1imizden ge1diğince yedirip içiririz biz / Gücümüzü sına-maya ka1kan1arın da iş1erini bitiririz!
lstediğimiz şey1erden insan1arı enge11eriz / lstediğimiz yer-1ere konup yer1eşiriz
kızdığımız (kimse1erden ge1en) hediyeyi reddederiz / Memnun o1duğumuzdan da a1ırız”
#ize sığınan1arı boyun eğer1erse koruruz / #ize kafa tuttuk-1arında ise can1arına okuruz
lstediğimizde suyun arı durusunu biz içeriz / #izim dışı-mızdaki1ere de kir1isini, çamur1usunu içmek ka1ır”12
Cömert1ik gibi yüksek bir erdemi bi1e sırf övünmek ve muhtaç1arı minnet a1tına sokup kendi1erine ku1-kö1e yapmak
e1-Câhız, er−Reɛâilu'l−edebiyye, #eyrut 1P23/2002, I, 382.
e1-Câhız, er−Raɛâil, I, 3S9, 382; kbû Mansûr es-Seâ1ibî, eY−(ehvâ ve'l− ҵitâb (nşr. l1ham Abdu1vehhâb e1-Muftî), kuveyt 1P21/ 2000, II, 10S; ez-Zemahşerî, Rebîҵu'l−ebrâr ve nuɛuɛu'l−aېyâr, #eyrut 1P12, III, 388; lbn Ḥamdûn, et−Te[hiretu'l−Ḥamdûniyye, #eyrut 1P13, II, P1S.
e1-Câhız, er−Raɛâil, I, 383.
kbû Abdi11âh ez-Zevzenî, Şerḥu MuޏallaḳƗti›s-sebҵa, Dâru lhyâi't-Turâ-si'1-Arabî, 1P23/2002, s. 23P; kbû Amr eş-Şeybânî, Şerḥu'1-MuޏallaḳƗ-ti't-Tisޏa, #eyrut 1P22/2001, s. 3P2.
için uygu1ayan cahi1iye Arabının bu benci11ik ve vahşet kü1tü-ründe bir1ikte yaşama şart1arının o1uşması, bunu sağ1ayacak yüksek bir sosya1 ah1akın ge1işmesi mümkün deği1di.
#uradan bakı1dığında ls1am, insan1arda, i1ke1 güç müca-de1e1erini ve menfaat çatışma1arını reddeden, bunun için de ada1et ve hakkaniyet ö1çü1eri çerçevesinde herkesi kucak1ayan derin ah1aki duygu1ar ge1iştirdi; i1ahî yasa1ar, prensip1er koydu; Peygamber efendimiz, insan1arı bun1ara uymaya çağırdı. #unun için kişise1, ırkî ve kabi1evî menfaat ve iktidar hırs1arını yatıştırmayı amaç1adı; asabiyeU deni1en ırkçı1ık dava1arına son verdi. As1ında ls1am öncesi dönemdeki ayrışma ve çatışma1arın arkasında, insan1ığın tarihinde neredeyse hiç eksik o1mayan, günümüzde de tür1ü şeki11erde tezahür eden ve giderek kürese1 bir tehdide dönüşen vah4i bencillik, hoyraU bireycilik, sınırını hukuk ve ah1ak i1ke1eri yerine kaba gücün be1ir1ediği ilkel özgür1ük gibi kök1ü ve aynı zamanda yıkıcı eği1im1er bu1un-maktaydı. #u sebep1e ls1am'ın öğretisine ve Hz. Peygamber'in davetine kü11î o1arak baktığımızda, onun, bir #atı1ının “barışçı-1arın düşmanı” diye nite1ediği13 cahi1iye insanının ruhundaki bu aşırı1ık1arı ortadan ka1dırmayı teme1 davası yaptığını görürüz. Hz. Peygamber, ls1am'ın bu idea1ini insan1ık tarihinde eşi gö-rü1memiş bir hız1a başarmış; bireyci1iği kardeş1ik dayanışma-sıy1a, benci11iği feragat ve fedakâr1ık ah1akıy1a, i1ke1 özgür1ük an1ayışını i1ahî yasa1ara gönü11ü itaat ve tes1imiyet iradesiy1e eh1i1eştirmiştir. kur'ân-ı kerim, bu başarının öze1de Arap1ar, ge-ne1de insan1ık â1emi için ne kadar büyük bir ‘nimet' ve kazanım o1duğunu şu etki1eyici hatır1atmay1a di1e getirir.
“Hep bir1ikte A11ah'ın ipine (kur'an'a, ls1am'a) sımsıkı ya-pışın; bö1ünüp parça1anmayın. A11ah'ın size bahşettiği nimeti hatır1ayın; hani bir zaman1ar birbirinizin düşman1arı idiniz; sonrasında A11ah gönü11erinizi kaynaştırdı ve 0'nun inâyeti sa-
yesinde kardeş1er (top1u1uğu) o1dunuz. #ir ateş çukurunun tam kenarında bu1unuyorken oradan sizi A11ah kurtardı. lşte A11ah size ayet1erini bö1e açık1ıyor ki doğru yo1u bu1asınız.”1P
Cahi1iye kavramının nası1 bir ah1ak zihniyetine işaret ettiğini an1amamız, ayrıca ls1am Peygamberinin bir1ikte yaşama idea1ini ne kadar güç1ü ah1aki teme11er üzerine oturttuğunu ve nihayet onun bu ah1ak teme11i davetinin samimi ruh1arda ne kadar derin tesir1er bıraktığını kavramamız için son derece önem1i o1duğunu düşündüğüm bir konuşmayı hatır1atmak istiyorum. Mekke putperest1erinin zu1münden buna1ıp Habe-şistan'a sığınan1arın sözcüsü Cafer b. kbî Tâ1ib (r.a.), kendi1e-rinin iade edi1mesini isteyen Mekke1i putperest heyetine karşı Habeşistan hükümdarının huzurunda savunmasını yaparken, ls1am'ın tevhid inancı yanında teme1 ah1ak i1ke1erini de içeren bu konuşmasında şöy1e diyordu:
“ky kra1, biz cahi1iyye ha1kı o1arak put1ara tapardık, ö1ü eti yerdik (gıyap1arında insan1arı kara1ardık), fuhuş yapardık. Akraba1ık bağ1arını koparır, komşu1arımıza kötü1ük ederdik. lçimizden güç1ü o1an zayıfı ezerdi. A11ah bize e1çisini gönde-rinceye kadar durumumuz böy1eydi. 0nun soyunu, dürüst1ü-ğünü, güveni1ir1iğini ve iffetini bi1iyoruz. 0, bizi A11ah'a, 0'nun bir1iğini tanımaya ve 0'na ibadet etmeye, bizim ve ata1arımızın A11ah'ın dışında taptığımız taş1arı, put1arı bırakmaya davet etti. Doğru söz1ü o1mamızı, emaneti sahibe vermemizi, akraba1ık bağ1arını yaşatmamızı, komşuya iyi1ik etmemizi, insan1arın mahremiyet1erine ve can1arına sa1dırmaktan kaçınmamızı emretti. #ize hayasız1ık1arı, ya1an şahit1iğini, yetim ma1ı yemeyi, masum kadın1ara iftira atmayı yasak1adı. Ya1nız A11ah'a ibadet edip 0'na ortak koşmaktan sakınmamızı emretti; namaz kı1ma-mızı, zekât vermemizi ve oruç tutmamızı emretti.” Habeşistan'a sığınmak zorunda ka1an1ardan o1up bu bi1gi1eri aktaran kadın sahabî diyor ki: Cafer bu şeki1de ls1am'ın emir1erini bir bir sa-
1P Â1-i lmrân 3/103.
yıp döktü ve devam etti: “#iz de onu tasdik ettik. 0na inandık, A11ah'tan getirdiği konu1arda ona tabi o1duk. Artık ya1nız A1-1ah'a ibadet ediyor, hiçbir şeyi 0'na ortak koşmuyorduk. 0nun bize yasak1adığı şey1eri yasak bi1dik, he1a1 kı1dık1arını he1a1 bi1-dik. Ama bu yüzden kavmimiz bize düşman o1du. Dinimizi bırakmamız için, A11ah'a ibadet etmek yerine put1ara tapmamız, vaktiy1e meşru gördüğümüz kötü1ük1eri, çirkin1ik1eri yine he1a1 saymamız için bize işkence etti1er. #ize baskı ve zu1üm yapıp zor durumda bırakma1arı, dinimizi yaşamamızı enge11eme1eri üzerine ü1kenize sığındık…”1S
Görü1düğü gibi bu konuşma bir yandan cahi1iye'nin za1im, yıkıcı ve ayrıştırıcı ah1âk zihniyetini, bir yandan da bu zihniyete karşı A11ah Resû1ü'nün ortaya koyduğu ls1am'ın iman ve ah1ak i1ke1erinin insan1arın ruh1arında nası1 bir inanç, güven ve huzur duygusu ge1iştirdiğini göstermektedir.
Şiddet, sa1dırı ve yağma kü1türünün egemen o1duğu ca-hi1iye sosya1 rea1itesi, yaşamak için güç1ü o1mayı ve güç ku1-1anmayı gerektiriyordu. ls1am'ın sosya1 ah1ak bağ1amında en önem1i hedefi ise mese1enin dinî teme11erinden baş1ayarak, bir oryanta1istin kısaca “barbarism” an1amını verdiği16 cahi1i-ye'nin bu şiddet ruhunu bes1eyen sosya1 o1guyu değiştirmekti. Çünkü bu rea1ite, bütün derece1eriy1e zu1üm ve haksız1ık1arı meşru1aştırıyor, sonuçta bir1ikte yaşamanın ah1aki teme11erinin o1uşması imkânını yok ettiği için sürekli kabileler arası savaş-1ara, intikam mücade1e1erine yo1 açıyordu. lşte ls1am bu sos-ya1 o1guyu değiştirmeyi ve aynı zamanda onu üreten zihniyeti
1S lbn Hişâm, eɛ−Sîretü'n−Nebeviyye, kahire 1S3S/19SS, I, 336; lbn Han-be1, el−Müɛned, III, 263; kbû Nuޏaym, DelâҴilü'n−nübüvve, #eyrut 1P06/1986, I, 2P6; lbnu'1-Cevzî, el−Muntaܲam, #eyrut 1P12/1992, II, 382; ez-Zehebî, Târîېu'l−İɛlâm, (nşr. Ömer Abdüsse1âm et-Tedmurî), #eyrut 1P13/1993, I, 193.
16 Go1dziher, Iɛlamıc Studieɛ, New York 1933, I, 206.
dönüştürmeyi hedef1edi; böy1ece insan1arın güç ku11anmadan, şiddet uygu1amaya ihtiyaç duymadan da kendi1erini ve sahip o1duk1arını yaşatıp koruyacak1arına, sonuçta barış içinde bir arada yaşayacak1arına dair kesin bir güven duygusu o1uşturdu.
#u duygunun o1uşması sayesinde, ls1am â1im1erince “bir1ik-te yaşama temayü1ü” şek1inde açık1anan13 ve kur'ân-ı kerim'de A11ah'ın insan1ığa bir 1ütfu o1arak gösteri1ecek kadar önem veri-1en ülfeUin, yani top1umsa1 uyuşma ve kaynaşmanın gerçek1eş-mesi mümkün o1du. lmam Mâverdî, ü1fet1e i1gi1i ayet1eri açık-1arken, cahi1iye döneminde Medine1i kvs ve Hazrec kabi1e1eri arasında derin bir düşman1ık bu1unduğunu ve “ls1am sayesinde on1arın birbirine sımsıkı bağ1anan kardeş1er, din sayesinde dayanışma hâ1inde o1an (mütenâsır) dost1ar” hâ1ine ge1dik1erini ifade eder.18 l1k uygu1anma zeminini kvs ve Hazrec kabi1e1eri arasında bu1an ls1am'ın bu top1umsa1 kaynaşma ve dost1uk ide-a1i, son derece güç1ü dinî ve ah1aki teme11ere dayanır. #u teme1-1er sayesindedir ki, ün1ü medeniyet tarihçisi #ernard Lewis'in be1irttiği üzere,19 sonraki yüzyı11arda ls1am medeniyeti, fark1ı mezhep1ere, inanç1ara, ırk1ara, kü1tür1ere mensup kit1e1eri barış içinde bir arada yaşatan yegâne çoğu1cu medeniyet o1ma ayrı-ca1ığını kazandı.
Yazımızın başındaki bi1gi1erden de an1aşı1acağı üzere bir top1umun kuru1ması, fert1er arasında ü1fet duygusunun pe-kişmesi ve on1arın barış içinde bir arada yaşama1arı için ihtiyaç duyu1an en önem1i şart1arından biri de dayanı4ma ve payla4madır. #u sebep1e ls1am kaynak1arında dayanışma ve pay1aşmanın sosya1, insani ve ah1aki değeri üzerinde ısrar1a du-ru1muştur. #irçok ayet ve hadiste buyuru1an veya tavsiye edi1en zekaU, sadaka, infak ve ihsan gibi erdem1i faa1iyet1erin amacı, mümin1erin birbir1erine maddi yardımda bu1unmasını teşvik
13 Gazza1i, lhyâ, II, 1S3, 1S8.
Edebü'd−dünyâ ve'd−dîn, s. 1P9-1S0.
Çatışan kü1tür1er, trc. Nurettkin k1hüseyni, lstanbu1 2002, s. 9.
etmek suretiy1e top1umda dayanışma ve pay1aşma ruhunu diri tutmaktır. As1ında maddi pay1aşımın en önem1i amacı ve iş1e-vi, muhtaç1arın maddi hayat1arını rahat1atma yo1uy1a birey1er ve zümre1er arasında bir duygu payla4ımı da ge1iştirmek ve sonuçta bir1ikte yaşama iradesini güç1endirmektir.
#uhârî'nin el−Câmi‘u'ɛ−ɛahîh'inde, “mümin1erin birbiriy1e dayanışması ve yardım1aşması (teâvün)” an1amındaki baş1ık a1tında zikredi1en bir hadis-i şerifte, Peygamber efendimizin, “Mümin1er top1u1uğu, tuğ1a1arı birbirini sımsıkı tutan binaya benzer” buyurduğu, ardından bu bir1ik ve dayanışmanın gücünü göstermek üzere parmak1arını birbirine kenet1ediği ifade edi1ir.20 Aynı yerdeki başka bir rivayette adamın birinin ihtiyacını arz etmesi üzerine Resû1u11ah'ın yanındaki1ere dönerek, “0na yardımcı o1ursanız ecrinizi a1ırsınız; A11ah, di1ediği şeyi peygamberinin di1iy1e söy1eterek gerçek1eştirir” (#uhârî, kdeb, 36) dediği bi1diri1ir. Hadis mecmua1arında ana-babaya saygı, sı-1a-i rahim, yetim1eri, yoksu11arı, yo1cu1arı, kimsesiz1eri himaye, komşu hak1arı, sadaka, infak ve ihsan, bir1ik ve kardeş1ik, ziyaret1eşme, hediye1eşme, ziyafet verme, misafirperver1ik gibi fazi1et1ere dair hadis1er gene1 o1arak yardım1aşma ve dayanışmayı teşvik eden ifade1er1e do1udur. #unu en güze1 di1e getiren hadis1erin birinde, “Mümin1er birbirini sevmekte, birbirine acı-makta ve himaye etmekte, bir organı hasta o1duğunda diğer-1eri de acı çekip uykusuz ka1an bir bedenin organ1arı gibidir” buyuru1muştur.21 ls1am kaynak1arında, bir arada yaşamanın baş1ıca ah1aki teme11erini ve bun1arın önemini veciz bir üs1up1a di1e getirmesi bakımından bu hadise büyük önem veri1diği ve sık1ık1a zikredi1diği görü1ür.
Top1umsa1 bir1ik ve dayanışmanın en i1eri derecesi ls1am ah1ak 1iteratüründe îsar kavramıy1a ifade edi1ir. “#ir kimsenin, kendisi ihtiyaç içinde o1sa bi1e, e1indeki bir imkânı başkası-
#uhârî, “kdeb”, 36.
lbn Hanbe1, el−Müɛned, I7, 230; #uhârî, “kdeb”, 23; Müs1im, “#irr”, 66.
nın ihtiyacı için ku11anması” an1amına ge1en ve Türkçe'de di**-****ğerkâmlık**, özgeci1ik, özveri gibi ke1ime1er1e ifade edi1en îsâr, cömert1ik fazi1etinin zirvesi sayı1mıştır. lsar kavramının geçtiği, bu fazi1ete esas o1arak gösteri1en ayette, müşrik1erin baskı ve zu1üm1eri yüzünden bütün var1ık1arını Mekke'de bırakarak Me-dine'ye göç etmek zorunda ka1an Hz. Peygamber'i ve diğer mu-hacir1eri şefkat1e kucak1ayıp ma1 var1ık1arını on1ar1a pay1aşan Medine1i Müs1üman1ar (knsar) övgüy1e anı1maktadır. Ayette, on1arın şahsında Müs1üman top1umun bazı teme1 manevi ve ah1aki öze11ik1erine temas edi1ir. #una göre Müs1üman1ar, ön-ce1ik1e imanı gönü11erine yer1eştirmiş1erdir; ayrıca zor durumda ka1ıp kendi be1de1erine ge1en1eri –knsar'ın yaptığı gibi- sevgiy1e kucak1ar, on1ara kendi1erinden daha faz1a imkân sağ1anma-sından do1ayı iç1erinde kıskanç1ık duymaz1ar. Nihayet ihtiyaç içinde o1sa1ar dahi on1arı kendi1erine tercih eder, şahsî menfa-at1erinden, zevk1erinden fedakâr1ıkta bu1unur1ar. Âdeta mode1 bir Müs1üman top1umu tanım1ayan bu ayetin son kısmında, nefsinin cimri1ik eği1im1erinden kendini koruyabi1en1ere ebedî kurtu1uşu kazanacak1arı müjde1enirken, do1ay1ı o1arak îsar'ın bu yöndeki psiko1ojik etkisine de işaret edi1mektedir.22
ls1am kaynak1arındaki bu tür teşvik1er, benci11ik, hoyrat1ık, ayrışma ve çatışma gibi yıkıcı eği1im1erin hâkim o1duğu cahi1iye kü1türünden sürat1e ls1am'ın bir1ik, kardeş1ik ve dayanışma kü1türüne geçişi sağ1amış, bir ah1ak ve erdem medeniyetinin teme11erini hazır1amıştır. #u medeniyetin “vakıf medeniyeUi” şek1inde tanım1anması, hem vakıf1arın ls1am medeniyeti içindeki be1ir1eyici ro1ünü hem de “îsar” adı veri1en Müs1üman1ardaki hayır yapma aşkının insan1ık vicdanında bıraktığı takdir ve hayran1ık duygusunu gösterir. 7akıf1ar, i1k örneğini Hz. Pey-gamber'in gerçek1eştirdiği, sonraki dönem1erde hem sayısı hem de hizmet çeşit1eri hız1a geniş1eyen hayır kurum1arıdır. kur'ân-ı kerim'in ta1imi ve Resû1-i kkrem'in örnek1iğiy1e ge1işip güç-1enen bu kurum1ar, tarih boyunca bir1ikte yaşama iradesinin,
fark1ı top1umsa1 kesim1er arasında i1etişim ve dayanışmayı sağ-1ayan sevgi, saygı, şefkat ve feragat gibi ah1aki erdem1erin ve sonuçta sosya1 barışın sembo11eri o1muştur.
#uraya kadar sunduğumuz kısa bi1gi ve değer1endirme1er bi1e ls1am'ın bir1ikte yaşamaya çok büyük bir önem verdiğini ve bunun için sağ1am ah1aki teme11er o1uşturduğunu ortaya koymaktadır. Tarihse1 tecrübe de ls1am'ın bu hususta zengin bir barış, müsamaha ve uz1aşma kü1türü o1uşturduğunu gösterir. Şu hâ1de bugün ls1am dünyasında üzüntüy1e iz1ediğimiz nefret, ayrışma ve şiddet psiko1ojisiy1e bunun dışa yansıması o1an top1umsa1 ayrışma, bö1ünme ve kopma1arın, kit1ese1 çatışma1a-rın, şiddet ve terör o1ay1arının, ls1am'ın arz etmeye ça1ıştığımız i1ke1eri ve kü1türe1 birikimiy1e taban tabana zıt ve ona yabancı o1duğu kesindir. #u üzücü manzaranın gerçek kaynağının ve sebep1erinin ne1er veya kim1er o1duğundan emin o1amasak bi1e, ls1am kaynak1arı ve kü1türüy1e bağdaştırı1amayacağı açıktır.
Hakikatte ls1am'ın as1î kaynak1arı ve on1arın üzerine te-me11endiri1en ls1am uygar1ığı, bugün dahi öz1em1e andığımız, bütün insan1arı hatta can1ı ve cansız tabiatı şefkat1e kucak1a-yan bir ah1ak zihniyeti ge1iştirmiş ve bunu kü1türümüzün dış etki1er1e dejenere o1maya baş1adığı geçen yüzyı1ın başına kadar yaşatmıştır. Şu hâ1de, uygu1ayıcı1arı veya başka1arı tarafından bu şiddet o1ay1arının ls1am'1a i1işki1endiri1mesi, ls1am'ın hem yukarıda arz ettiğimiz teorik yapısına hem de tarihse1 tecrübe-sine aykırıdır; do1ayısıy1a bu nevzuhur şiddet kü1türünü ls1am'a bağ1ayan iddia1arın arkasında kötü niyet1i düşünce ve proje1er1e bir1ikte korkunç bir bi1gisiz1ik bu1unmaktadır.
Ge1işme1er gösteriyor ki, ls1am top1um1arının birçoğunda görü1en ayrışma ve şiddet o1gusu, Hz. Peygamber'in23 ısrar-
1a yaşatı1masını emrettiği cemaaU (bir arada yaşama) ruhunu tahrip etmekte; yine onun ısrar1a yasak1adığı Uefrika (ayrışma, parça1anma) temayü11erini bes1emektedir. #u nefret, ayrışma ve şiddet o1gusunun fark1ı sebep1eri bu1unabi1ir. Ancak –kana-atime göre- bu sebep1er içinde en önem1i ve be1ir1eyici o1anı, birçok Müs1ümanın kendi dininin as1î kaynak1arını, bin dört yüz yı11ık kü1türe1 birikimini, tarihî tecrübesini ve içinde yaşadığımız çağın gerçek1erini doğru okuyamamasıdır; doğru oku-masını enge11eyen basiret, irfan ve hikmet yoksun1uğu, zihinse1 geri1ik ve dar görüş1ü1üktür. Şiddeti bes1eyen ah1aki sorun1arın teme1inde de bu geri1ik var. Çünkü ah1akın birinci şartı, iyi1ik ve kötü1üğün ne o1duğunu bi1mek, ikinci şartı, saptırıcı duy-gu1arın ve ihtiras1arın kö1e1iğinden kurtu1maktır. #irçok Müs-1ümanın dinimizi doğru an1amasının önünde de bu enge11er bu1unmaktadır. #u yüzden birçok “dindar” insan da şiddete sapıyor; masum insan1arı, hatta eşini, kardeşini ve daha başka yakın1arını dahi ö1dürüyor. Sonunda bu sorun, kendi dindaş1a-rını kat1iama tabi tutacak kadar kit1ese1 boyut1ara u1aşabi1iyor.
ls1am dünyasında bir1ikte barış içinde yaşamanın önündeki en büyük enge1 o1an ve böy1esine büyük sorun1ar üreten bu zihinse1 geri1iği ve ah1aki yoz1aşmayı giderme görevinin de en başta dinî ve akademik kurum1arın omuz1arında o1duğu kanaatindeyim.
“Medine vesikası” diye de adlandırılan bu anayasa, ilk İslam şehir devletinin anay**asası olma özelliği yanında, yeryüzünde bir devletin ortaya koyduğu ilk yazılı anayasa olma özelliğin**i de taşımaktaydı.
Birlikte Yaşama Ahlakı Tespitler ve Örnekler
Prof. Dr. Rasit MÜÇÜM
İtAM Baçhanı
üs1üman1arın tarihinde o1duğu kadar insan1ık tarihinde de önem1i bir isim1endirme o1an “asr-ı sa-
adet” tabiri, A11ah'ın yeryüzüne gönderdiği son e1çisi Hz. Muhammed (s.a.s.)'in kendisine peygamber1ik veri1dikten sonra yaşadığı zamanın adıdır. Mut1u zaman an1amına ge1en asr-ı saadet, fert ve top1um ö1çeğinde bir gerçek o1arak yaşanmış, hemen tüm yön1eriy1e ls1am top1umunun ge1eceğine ışık tutmuş ve örnek1ik teşki1 etmiştir. #u öze11iği sebebiy1e de tüm zaman1arın Müs1üman1arı tarafından öz1em1e hatır-1anmış ve hatırası tüm yön1eriy1e korunmuş bir zaman di1imi o1ma öze11iği taşır. Hz. Peygamber'in ta1imi, terbiyesi, gözetim ve denetimi a1tında yetişmiş sahabe top1u1uğunun hayat serüveni, bu kut1u zaman di1iminin mihverini, ana eksenini teşki1 eder. A11ah'ın insan1ığa gönderdiği son i1ahî kitabı bize Cenab-ı Hakk'ın katından ge1diği gibi eksiksiz u1aştıran, Hz. Peygamber'in sünnetini ve hadis1erini beşer gücünün yettiği ö1çüde noksansız koruyup muhafaza ederek sonraki nesi11ere aktaran, kendi ara1arındaki her tür1ü i1işkiyi a1eyh1erine bi1e o1sa doğru1uktan ayrı1mayarak nak1etme fazi1etini gösteren ashab-ı kiram da “örnek nesi1” o1arak anı1mayı hak etmiştir. Resû1-i kkrem kfendimizin ashabı hakkındaki pek çok ha-disinden biri o1an şu rivayet, on1arın değerini an1amamıza yeter1i de1i1 sayı1abi1ir: “lnsan1arın en hayır1ısı ve fazi1et1isi, benim zamanımda -benim1e bir1ikte- yaşayan1ar, sonra on1arı
37
takip eden nesi1, sonra da on1arı takip eden1erdir”1
#ahse konu ettiğimiz bu mut1u zaman di1imi, i1k vahyin indiği mübarek mekân1arda geçiri1en zaman1arı, ls1am'ın i1k teb1iğine muhatap ve i1k Müs1üman1ar o1ma şerefine nai1 o1an aziz sahabi1eri, kur'an'ın “şehir1erin anası” diye nite1ediği kut-1u şehir Mekke'nin peygamberin yaşadığı yı11arını da kapsar. karşı1aşı1an büyük zor1uk1arın nası1 aşı1abi1eceğinin öğreti1diği, her tür1ü eziyet ve işkenceye göğüs germenin eşsiz örnek1erinin sergi1endiği, tevhid inancının değişmez ve eskimez teme11eri-nin atı1dığı, dininin ve inancının gereğini rahatça yaşayabi1mek için Müs1üman fert1ere başka diyar1ara hicret izninin veri1diği Mekke dönemi, ls1am dininin tarihî seyri içinde kendine has üstün bir kıymeti haiz o1up, aynı zamanda büyük bir önem arz eder. #ütün bu gerçek1er sabit o1mak1a bir1ikte, öze11ik1e beşeri i1işki1erdeki çeşit1i1ik, siyasi ve sosya1 ge1işim ve değişimdeki hareket1i1ik, ls1am top1umunun dev1et hayatına geçiş merha1esi, başka top1um1ar ve ü1ke1er1e i1işki1er düzeninin ge1işimi, savaş hukuku ve benzeri pek çok konu açısından Medine dönemi, asr-ı saadetin özünü ve ruhunu teşki1 edege1miş ve daima öne çıkarı1mıştır. Şüphesiz bunun hak1ı gerekçe1eri de vardır.
Hz. Peygamber'in hicret ettiği ve hayatının geri ka1an kısmını içinde geçirdiği şehir o1an Medine'den de çok kısa bahsetmek gerekir. Medine'nin o günkü adı Yesrib idi. #u şehirde Arap1arın muhte1if kabi1e1eri i1e bir1ikte hiç de küçümsenmeye-cek miktarda Yahudi top1umu yaşamaktaydı. Fakat burada ka-bi1e1er arası bö1ünüp parça1anma1ar, ara1arında sık1ık1a cereyan eden ve uzun yı11ar süren savaş1ar, her bir kabi1eyi insan var1ığı açısından iyice güçsüz hâ1e getirmiş ve son derece yıpratmıştı. #u harp1erden bazı1arı kabi1e1er arasında yüz yirmi yı1 gibi uzun
bir müddet devam etmiştir.2 ls1am'ın hemen öncesinde cereyan eden bu savaş1ar esnasında, i1eri ge1en müşrik kabi1e başkan-1arından birçoğu ö1dürü1müştü. Hz. Âişe, bu durumu, ls1am'ın Medine'de yayı1ması için bir şans o1arak görür ve bu müşrik 1ider1erin sağ o1ma1arı durumunda Resû1u11ah'ın teb1iğini en-ge11emek için faa1iyet gösterecek1erine, birey1erin ve top1umun Müs1üman1aşmasına ve ls1am'ın başarısına karşı mücade1eye girişecek1erine inandığını söy1er.3
Hz. Peygamber'in Medine'ye hicret etmesinden önce meşhur Akabe biat1arında kvs ve Hazrec kabi1e1erine mensup az sayı1mayacak miktarda Medine1i ls1am'ı kabu1 eder ve hem bu şehre hicret edecek Müs1üman1arı hem de A11ah'ın Resû1ünü kendi can1arını koruduk1arı gibi koruyacak1arına söz verir1er. #öy1ece hicretin zemini hazır1anmış o1ur. Daha sonra Resû1-i kkrem'in müsaadesi i1e Mekke'den Medine'ye hicret baş1ar. #u Medine1i Müs1üman1ar, Mekke'den göç eden muhacir1ere o1an hayırhah1ık1arı ve tarihte benzeri görü1memiş yardımsever1ik1eri sebebiy1e “ensâr=yardım edici1er” diye ad1andırı1ır. knes lbni Mâ1ik'in nak1ettiğine göre on1ar bu isim1e i1k defa kur'an'da anı1mış1ardır.P knsarın bu unvan1a ad1andırı1ışı, Tevbe sûre-sinin 100 ve 113'nci ayet1erinde muhacir1er1e bir1ikte anı1ır ve Cenab-ı Hak, her iki top1u1uktan hoşnut1uğunu ifade eder. Resû1-i kkrem, Medine'ye hicretinin yak1aşık beşinci ayında, Mekke'den ge1en Muhacir1er i1e Medine'de yer1eşik kvs ve Hazrec kabi1e1erinden Müs1üman o1muş ensarın ai1e reis1erinin ka-tı1dığı büyük bir top1antı tertip1er. #u top1antıda Mekke'den ge1en1erin bu yeni yer1eşim merkezine uyum1arını ko1ay1aş-tırmak, aynı zamanda hayat1arını idame ettirmenin yo11arını be1ir1emek ve iki ayrı top1umun bir1ikte yaşama proje1erini
A1i lbn Abdu11ah es-Semhûdî, Mulâɛatü'l−veJâ bi ahbâri dâri'l−MuɛtaJâ, thk. Muhammed e1-kmîn Muhammed Mahmûd Ahmed e1-Cekenî, e1-Medînetu'1-munevvere, 1P18/1998; I, S32.
Semhûdî, a.g.e., I, S3S.
P #uharî, Kitâbu menâhibi'l−enɛâr 1.
konuşmak mümkün o1ur. Neticede Peygamberimiz şu tek1ifte bu1unur: Medine1i her bir ai1e reisinden geçim şart1arı ve refah seviyesi müsait o1an1ar Mekke1i bir muhacir ai1eyi kendi yanına a1acak, her ikisi müşterek ça1ışacak, kazanç1arını pay1aşacak, hatta birbir1erine mirasçı da o1acak1ar. Daha sonra kur'an'ın buyruğu doğru1tusunda Resû1-i kkrem, ara1arında kan akraba-1ığı o1up, mirası hak eden1er dışında birbir1erine mirasçı o1abi1-me1eri şartını tamamen ortadan ka1dırır. Top1antıya katı1an1ar bu formü1ü kabu1 eder1er. Tarihte benzerine rast1amadığımız bu önem1i o1ay, ls1am ge1eneğinde “muâhât=kardeş1ik akdi” o1arak ad1andırı1ır. #öy1ece muhacir-ensar kardeş1iği gerçek1eşmiş o1ur. Peygamberimiz, Mekke'den ge1en bir grup muhaciri Medine1i ensarın yanına yer1eştirir. #u yer1eşimin bir kısmı kura çeki1e-rek yapı1ır. kardeş kı1ınan1arın sayısı hakkında çeşit1i görüş1er vardır. 82 kişi, 90 kişi, 100 kişinin kardeş kı1ındığı ifade edi-1ir. #u rakam1ar muhteme1en tespit edi1ebi1en1erden hareket1e söy1eni1en rakam1ardır. #azı kaynak1ara göre ise bu şeki1de yer-1eştiri1en ai1e sayısı 186'dır.S 0 kadar ki, ensardan o1an Müs1ü-man1ar Peygamberimizden sahip o1duk1arı arazi1erinin yarısını kendi1erinden a1ıp Mekke1i Müs1üman1ara vermesini ister1er; fakat A11ah Resû1ü ve Mekke1i muhacir1er bunu kabu1 etmez-1er6; muhacir1er ensardan o1an kardeş1erine, mukabi1 bir tek1ifte bu1unarak, kira akdi i1e arazi1erinizi bize kira1ayın, der1er.
knsar i1e muhacir1er arasındaki kardeş1iğin çok dikkat çeken ve ne zaman hatır1ansa kıymetinden bir şey eksi1mediği görü1en hatıra1arı vardır. Peygamberimizin Medine'de i1k ikamet ettiği maha1 o1an kuba Mescidini, sonra da Medine'nin en önem1i binası ve en kıymet1i mekânı o1an Mescidu'n-Nebî'yi de ensar ve muhacir1er müştereken inşa etti1er. knsar veya muha-cir1erden herhangi biri için ikamet mekânı o1acak bir ev bina edi1eceğinde de aynı yardım1aşmayı birbir1erinden esirgeme-
SÇeşit1i görüş1er için bk. M. Asım köksa1, İɛlam Tarihi (Medine), lstanbu1 1983, I, 110.
6#uharî, Kitâbu menâhibi'l−enɛâr 3.
di1er. Hurma bahçe1erinde bir1ikte ça1ıştı1ar; Medine pazarını bir1ikte kurdu1ar. Hz. Ömer'in an1attığına göre, kendisi i1e ensardan kardeş edindiği sahabi, zamanı bi1e pay1aşmakta idi-1er. Hurma bahçesinde bir gün kendisi bir gün kardeşi ça1ışır; bahçede ça1ışmayan o gün Hz. Peygamber'in yanına giderdi. Akşam o1unca bir araya ge1ir1er, Resû1-i kkrem'in yanında bu-1unan diğer kardeşine, o gün inen bir sûre veya ayet varsa onu bi1dirir ve başkaca öğrendik1erini nak1eder, böy1ece her biri, o gün öğreti1en bi1giden mahrum ka1mamış o1urdu. lmam #u-harî, bu gerçek1ikten hareket1e meşhur eseri “es-Sahîh”'de “l1mi Nöbet1eşe Öğrenme=et-tenâvubu fi'1-ı1m” konusunu müstaki1 bir baş1ık hâ1ine getirmiştir.3
knsar i1e muhacir1er arasında akdedi1en ahdî kardeş1ik, Medine'de Müs1üman top1umun bir1ik ve bütün1üğünü sağ-1adığı gibi, en büyük manevi dayanışmayı gerçek1eştirmiş o1-manın yanında, ekonomik sıkıntı1arın aşı1masının, yurdundan ve yuvasından ayrı1mış o1an muhacir1erin garip1iğinin gideri1-mesinin, yardım edi1erek yaşayan insan1ar o1manın psiko1ojik ezik1iğinden kurtu1ma1arının vesi1esi o1muştur. Mekke'nin i1k Müs1üman o1an1ar için çok ağır, dayanı1maz derecede zor1ayıcı şart1arında yetişen muhacir1er, kazandık1arı engin tecrübeyi ensar i1e pay1aşma ve on1ara bir nevi önder1ik yapma imkânı bu1du1ar. Medine'de inkârcı müşrik1er, yeni ortaya çıkan mü-nafık1ar ve her tür1ü fitneyi teşvik eden Yahudi1ere karşı bir1ikte hareket etme ruhuna ve disip1inine sahip o1du1ar. #u ruh ve madde bir1ikte1iği ve zihniyet dönüşümü, kureyş müşrik1e-rinin Medine1i Müs1üman1arı askerî açıdan tehdit etme1erini de önem1i ö1çüde sınır1ayan bir etken o1du. Daha sonra ka-çını1maz o1arak icra edi1en askerî sefer1erde, bu kardeş1erden biri gönü1 huzuru içinde cepheye giderken, diğeri Medine'de ka1mak suretiy1e ai1e1erin her tür1ü sıkıntısını giderme vazifesini üst1endi. Ayrıca fark1ı kabi1e1eri kapsayan bu kardeş1ik sayesinde Arap1ar arasında o1ması muhteme1 kabi1eci1ik ayrım1arının
3bk. #uharî, Kitâbu'l−ılm, 23'nci bâb.
ortaya çıkaracağı düşman1ık1arın ve hatta kabi1e savaş1arının da önüne geçi1miş o1du. #u ahdî kardeş1ik akdi, tarih1eri boyunca Müs1üman mi11et1er ve top1u1uk1ar üzerinde derin etki1er meydana getirdi. ksasen mümin1erin kardeş o1duğunu beyan eden kur'an'ın öğretisinin i1k ve en müşahhas örnek1erinden biri, bizzat Hz. Peygamber tarafından icra edi1miş o1anı, ensar i1e muhacir1er arasında cereyan eden bu ahdî kardeş1ik akdi o1muştur. Çeşit1i coğrafya1arda bu i1k muâhât örneğinden hareket1e başvuru1duğunu bi1diğimiz kardeş1ik söz1eşme1eri, Müs1üman top1u1uk1arın bir1ik ve beraber1ik1erinin ana unsur-1arından birini teşki1 etti. Günümüzde bi1e yeni Müs1üman o1an top1u1uk1arda veya büyük fe1aket1er1e karşı1aşan Müs1üman1ar arasında bu kardeş1ik uygu1amasını görmemiz mümkündür.
Medine ha1kı, Arap1ar ve Yahudi1erden müteşekki1di. Hz. Peygamber'in emri i1e yapı1an i1k nüfus sayımında şehirde 1S00 Müs1üman o1duğu tespit edi1di. #unu nak1eden sahabi Huzey-fe: “#iz bin beş yüz kişinin adını yazıp Resû1u11ah'a getirdik” demektedir.8 Fakat Medine'de henüz ls1am i1e şeref1enmemiş birçok Arap kabi1esi mensubu kimse1er de bu1unmakta idi. Arap kabi1e1eriy1e hemen aynı sayıda Yahudi nüfus Medine'de ikamet ediyordu. Hristiyan1ar, bu şehirde yok denecek kadar az idi. Medine'nin top1am nüfusunun hicretin baş1angıç yı11a-rında on bin civarında o1duğu tahmin edi1mektedir. Ne var ki Medine'nin müşterek bir yöneticisi veya ko1ektif bir yönetimi bu1unmuyordu. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bu şehirde yaşayan ha1k, kardeş kavga1arından ve uzun süren savaş1ardan bıkıp usanmıştı. Dürüst1üğü ve güveni1ir1iği i1e ün yapmış ve herkesin kendisine bu açıdan saygı duyduğu ls1am peygamberinin bu şehre ge1miş o1ması, aynı zamanda dışarıdan ge1en biri o1ma avantajını da taşıması, birbir1erine karşı düşman1ık bes1eyen şehir ha1kının müşterek başkan1ığı için önem1i bir şans teşki1 etmekte idi. Hz. Peygamber'in önder1iğinde hem Müs1üman o1muş sahabe top1u1uğu hem henüz ls1am'ı kabu1
etmemiş müşrik Arap1ar hem de gayrimüs1im Medine1i1er i1e yapı1an görüşme1er sonunda bir şehir dev1eti ortaya çıkarma konusunda uz1aşmaya vardı1ar. #öy1ece sadece ara1arında ahdî kardeş1ik akdedi1miş o1an ensar ve muhacir1er deği1, Müs1üman o1sun o1masın Medine'de yaşayan her bir fert, güven1ik ha1ka-sı içine a1ınmış o1acaktı. #u ümit verici teşebbüs1erin tamamı Resû1-i kkrem'in öncü1üğünde gerçek1eşmekte idi. Neticede bu dev1etin yazı1ı bir anayasa metni ortaya çıktı. “Medine vesika-sı” diye de ad1andırı1an bu anayasa, i1k ls1am şehir dev1etinin anayasası o1ma öze11iği yanında, yeryüzünde bir dev1etin ortaya koyduğu i1k yazı1ı anayasa o1ma öze11iğini de taşımaktaydı.9
Medine site dev1etinde Mekke'den hicret etmiş muhacir-1er i1e şehrin yer1eşik aha1isinden ls1am'ı kabu1 etmiş ensardan o1uşan Müs1üman1ar, Müs1üman o1mayan müşrik Arap1ar, gayrimüs1im Yahudi kabi1e1eri ve tüm aha1inin bir arada, barış içinde ve bazı müşterek idea11eri pay1aşarak yaşama1arını temin edeceğine inanı1an bu anayasa üzerinde öze11ik1e durmamız gerekir. Fakat onun bütün madde1erinden bahsetmek veya her maddenin tah1i1ini yapmak, bu yazının hem maksadını hem hudut1arını aşar. #u sebep1e, sadece bir1ikte yaşama kü1türü-nü o1uşturan sosya1 muhteva1ı madde1erinin en önem1i birkaç esasına temas etmek1e yetineceğiz. Diğer taraftan mümin1er i1e kâfir1er arasında o1ması gereken i1işkinin yapısından bahsetmek de şimdi1ik konumuzun dışındadır. Zira bu hukuki statü, kur'an'ın on1arca ayeti esas a1ınarak ve Resû1-i kkrem'in sün-netindeki uygu1ama1ar göz önünde bu1unduru1mak suretiy1e tamamen müstaki1 bir kanun mecmuası teşki1 edecek kadar geniştir. #e1ki şu kadarını ifade etmek gerekir: Mümin1er bir-bir1erine iman bağıy1a bağ1ı tek bir cephe; kâfir1er ise mümin-1erin karşısında yer a1an ayrı bir cephedir. 0n1ara karşı insani i1işki1ere ge1ince, ister mümin ister kâfir o1sun akraba1arımıza karşı dünyevi görev1erimizi yerine getirmek gerekir. 0n1arın
dert1erine ortak o1mak, ihtiyaç sahibi o1an1arına yardım etmek, hasta o1an1arına bakmak ve yakın1ık göstermek, merhamet ve sempati his1eri taşımak, hak1arını korumak as1a yasak1anmış deği1dir. #i1akis bun1arı yerine getirmek, dini nokta-i nazardan görev1erimiz arasındadır. Diğer taraftan ls1am â1im1erinin birçoğu, kâfir de o1sa1ar günümüzde “insan hak1arı” diye ad1andı-rı1an her bir ferdin korunması gereken hukukunu korumanın Müs1üman1arın üzerine bir görev o1duğunu ifade eder.
Medine söz1eşmesinin yani anayasanın i1k maddesi, ls1ami/ dinî o1duğu kadar siyasi bir top1u1uk o1uşturmanın hedef1endi-ğini açıkça ortaya koyar. Aynı madde, herhangi bir sa1dırı durumunda sa1dırgana karşı savaşmaya razı o1an Müs1üman veya Müs1üman o1mayan Arap kabi1e1eri i1e gayrimüs1im top1um1a-rın bir bütün1ük arz ettiğini teyid eder. Anayasadaki ifade i1e bu fark1ı insan unsur1arından o1uşan top1u1uğun adı “ümmet”tir ve ümmetin bütün unsur1arı, hak1arda eşit1ik esasına bağ1ıdır1ar. Herkese ada1et götürü1mesi, merkezî otorite tarafından organize edi1ecek ve bu görev as1a tek ferdin takdirine bırakı1mayacaktır. Hiçbir caniye sığınma ve eman hakkı tanınmayacak, ara1arında ihti1af çıkan kim o1ursa o1sun, A11ah, kanun1arın ve ada1etin yegâne kaynağı o1acak ve A11ah Resû1ü, en yüksek hakem1ik mercii kabu1 edi1ecektir. Ayrıca bu anayasada, harpte esir dü-şen1erin kurtarı1ması, ö1dürme veya yara1ama gibi hâ11erde kısas tatbiki yerine kan diyeti ödeme gibi bir nevi sosya1 sigorta kurumu vazifesi gören yapı1anma1ar yer a1mıştır. Yahudi top1umu i1e i1gi1i madde1er, on1arın ne gibi hak1ara sahip o1acak1arını ifade etmektedir. Şu esas1ar çok dikkat çekicidir: “Yahudi1er-den her kim bize uyarsa ona yardım edi1ecek ve bizim1e eşit o1acaktır; on1ar inciti1mediği gibi düşman1arına yardım da edi1-meyecektir. Yahudi1er kendi din1erinde, Müs1üman1ar da kendi din1erinde ka1acak1ardır. Sa1dırıya uğrar1arsa herkes yardıma ge1ecektir. Yesrib vadisi bu an1aşmaya katı1an herkes için aziz ve
taarruzdan masum kı1ınacaktır.”10 (#u yazının i1gi1endiği a1an itibariy1e i1gi1i anayasanın dev1et yapısını konu a1an hüküm1e-rinden ve sair detay1arından bahsetmek uygun o1maz.)
Muhacir1er ve ensardan müteşekki1 Medine ls1am top1umu, Hz. Peygamber'in önder1iğinde bir “örnek nesi1” o1uşturdu. Ana esas1arı kur'an'1a be1ir1enmiş ve Resû1-i kkrem'in uygu1ama1a-rıy1a hayat hâ1ine ge1miş o1an üstün ah1aki nite1ik1er, bu sahabe top1u1uğunu şeki11endirdi ve insan1ık ai1esi için bir iftihar tab1osu hâ1ine getirdi. #urada on1arı örnek nesi1 kı1an ah1aki umde1erden önce1ik1i gördüğümüz sadece birkaçını zikretmek, konuyu an1amamıza yardımcı o1abi1ir. Seçeceğimiz noktasa1 örnek1er, e1e a1dığımız konunun da tamam1ayıcı bir unsuru o1ması açısından, Müs1üman top1um1arda bir1ikte yaşama kü1-türünün o1uşumuna katkı sağ1amış teme1 veri1erin küçük ör-nek1erinden ibarettir.
kur'an-ı kerim, bir ls1am insanının, iyi bir Müs1ümanın kendisi için örnek a1ması gereken kişinin (üsve-i hasene) Hz. Peygamber o1ması icap ettiğini bize öğüt1er. Peygamberimizin en önem1i vasıf1arından biri, insan1ar i1e iyi i1işki1er içinde o1ma-sı (hüsn-i muâme1esi)dır. Çünkü insan i1işki1eri, hayatın her a1a-nını, tüm insan1arın vazgeçi1mez hak1arını, a1ışverişi, ö1çüyü ve tartıyı doğru yapmayı, he1a1 şey1eri yiyip içmeyi, iyi1er1e oturup ka1kmayı, edep kura11arına riayeti, karşı1ık1ı konuşmayı ve ahit-1eşmeyi, yo1 arkadaş1ığını, ada1eti gözetmeyi, zu1ümden kaçın-mayı, emaneti korumayı, sözünde durmayı, iyi komşu1uğu, kısaca ak1ımıza ge1en benzeri iş1erin her birini kapsar. Saydığımız ve burada sayı1ması uzun bir 1iste o1uşturacak kadar çok o1an benzer konu1arın her biri, sahabe top1umunda azımsanmaya-cak miktarda uygu1ama1ı örneği bu1unan ve sahih yo11ar1a bize intika1 etmiş husus1ardır. kur'an'ın çok sayıda ayeti, Müs1üman birey1erin ve on1arın o1uşturduğu top1u1uk1arın teme1 ah1aki
kura11arından bahseder ve on1ara istikamet gösterir.11 Resû1-i kkrem kfendimizin sünnet-i seniyyesi de bu kur'ani düstur1arı hayat hâ1ine getirerek, Müs1üman fert1er ve top1um1arda sahih ve sağ1ık1ı yansımasının nası1 o1ması gerektiğini ortaya koyar. Sahabenin, yukarıda bir kısmının ad1arını saydığımız konu1arda ge1iştirmiş o1duk1arı ah1aki meziyet1eri anarken, Hz. Peygam-ber'in on1arın bu davranış1arına dayanak teşki1 eden hadis1erin-den sadece birkaçına işaret etmek1e yetineceğiz:
ls1am'ın en önem1i öze11ik1erinden biri, ko1ay1ık ve müsamaha dini o1masıdır. Öze11ik1e gene1 yapısından bahsettiğimiz Medine top1umu gibi çok ırk1ı, çok di11i, değişik inanç ve kanaat1ere sahip insan1arın o1uşturduğu mi11et ve top1um1arda ko1ay1ık ve müsamaha, büyük önem arz eder. Müsamaha, ls1am ke1imesi i1e bir1ikte düşünü1me1idir. Çünkü ls1am ke1imesi, barışa girmeyi ve kurtu1uşa ermeyi ifade eder. Top1umsa1 barışın en önem1i unsur1arından biri ise, ko1ay1ı-ğı, yumuşak davranmayı, hata ve kusuru görmezden ge1meyi ifade eden müsamahadır. Peygamberimiz şöy1e buyurur: “Hiç şüphesiz bu din ko1ay1ıktan ibarettir. Hiçbir kimse yoktur ki, din hususunda kendini zor1asın da din o kişiye ga1ip ge1me-sin.”12 Şu hâ1de her şeyi miktarınca yapmak ve haddi aşma-mak esastır. A11ah'ın, ku11arı için zor1uk deği1 ko1ay1ık istediği kur'an'ın bi1dirdiği gerçek1erden biridir.13 #u konuda on1ar-ca ayet zikretmek mümkündür. Yine Peygamber kfendimiz: “A11ah'a en sevim1i o1an din, tevhid esasına daya1ı müsamaha dinidir (e1-hanefiyyetü's-semha)”1P; “#en tevhid esasına daya1ı müsamaha dini i1e gönderi1dim”1S an1amındaki hadis1erinde,
Sadece birkaç örnek için bkz. Mâide S/1; kn'âm 6/1S2; Hûd 11/8S; lsrâ 1/3P-3S; Şuarâ 26/181-182; Mutaffifin 83/1-3.
#uharî, Kitâbu'l−îmân 29; Nesâî, Kitâbu'l−îmân 28.
#akara, 2/18S.
1P #uharî, Kitâbu'l−îmân 29; Ahmed lbni Hanbe1, e1-Müɛned, #eyrut, trs., I, 236.
1S Ahmed lbni Hanbe1, Müɛned, 7I, 116, 233.
ls1am'ın ah1aki erdem ve fazi1et1erinden biri o1an müsamahaya ne kadar önem verdiğini ortaya koymuş1ardır.
Hz. Peygamber, müsamahayı teşvik ederken, zu1üm ve haksız1ıktan da şiddet1e sakındırmıştır. Çünkü zu1üm, ada1et duygusunu ortadan ka1dıran ve top1umu he1âka sürük1eyen en kötü has1et1erden biridir. Medine site dev1etinde Hz. Peygamber'in, zu1mü ortadan ka1dırmak, ada1eti ikame etmek için her tür1ü gayreti gösterdiğine ve sahabe-i kiramın da bu yönde hassasiyet1er ge1iştirdiğine şahit o1maktayız. kfendimiz şöy1e buyurur: “Zu1ümden sakınınız; çünkü zu1üm kıyamet gününde karan1ık1ar o1acaktır. Cimri1ikten de sakınınız; zira cimri1ik sizden önceki1eri he1âk etmiş, on1arı birbirinin kanını dökmeye, haram1arını he1a1 saymaya sevk etmiştir.”16 kur'an ve sünnetin özen1e üzerinde durduğu ve Müs1üman1arı her tür1ü-sünden sakındırdığı konu1arın başında zu1üm ge1ir. kendi1eri kureyş müşrik1erinin birçok zu1mü i1e karşı1aşmış o1an sahabi-1er, haksız1ığın her tür1üsünü zu1üm saymış ve zu1ümden sakın-ma konusunda daima birbir1erini uyarmış1ardır. Zu1üm ada1etin zıddı o1up, top1um1arı çökerten, fert1eri de dünya ve ahirette he1âka sürük1eyen kötü has1et1erin başta ge1en1erindendir.
Cimri1ik de sakındırı1dığımız kötü huy1ardan biridir. Cim-ri1iğin zıddı sahâvet yani cömert1iktir ve cömert1ik bir fazi1ettir. Sahabe-i kiramın zengin sayı1mayan1arı bi1e e1inde bu1unandan fakir ve yoksu1 o1an1ara vermek suretiy1e cimri1ikten uzak durmayı ah1aki meziyet1erinin önem1i1erinden biri hâ1ine getir-miş1erdir. Sahabe hayatı i1e i1gi1i eser1erde bunun çok çarpıcı örnek1erine rast1arız. Günümüzde bi1e sahabe nes1inden ge1en insan1arın nesi1den nesi1e intika1 edip ge1en cömert1iğini görmemiz mümkündür. #u ah1aki meziyet1er, insan1ar arasındaki sevgiyi, saygıyı, samimiyeti, kardeş1ik duygusunu, birbirine güveni artırıcı öze11ik1erdir. ksasen Hz. Peygamber, mümin1erin birbirini sevmede, birbirine merhamette ve birbir1erine şefkat1i
16 Müs1im, Kitâbu'l−birr ve'ɛ−ɛıle S6.
davranmada bir tek vücut gibi o1duk1arını, vücudun bir uzvu hasta1anırsa bütün cesedin bundan rahatsız1ık duyup uykusuz ka1acağını bi1dirir.13 Müs1üman bi1incinin o1uşumunda bu ve benzeri rivayet1er büyük önem arz etmektedir.
Zu1me karşı en önem1i tedbir ve icra edi1ecek ame1, ada1et ve müsâvâttır. kur'an'ın on1arca ayeti, bu iki kavramı yüce1-tir. Müsâvât yani eşit1ik, bir hakkın herkes için aynı o1ması, ada1etin hakkıy1a yerine getiri1mesi sayesinde gerçek1eşir. Do-1ayısıy1a ada1et, müsâvâtı gerçek1eştirmek için vardır ve onun tahakkuku için icra edi1ir. Ada1et, her hak sahibine hakkını vermek1e mümkün o1ur. Resû1-i kkrem'in terbiyesinde yetişen sahabe-i kiramın ada1et konusunda ne derece dikkat1i ve hassas o1duk1arını yakinen bi1mekteyiz. kş1erine, çocuk1arına, yakın ve uzak akraba1arına, komşu1arına, tüm insan1ara karşı ada1et1i davranmak on1arın şiarı idi. Hz. Peygamber: “kıyamet gününde insan1arın A11ah'a en sevim1i o1an1arı ve 0'na en yakın o1acak1ar, ada1et sahibi dev1et başkanı; A11ah'a en sevimsiz o1an1ar ve en uzak o1acak1ar da za1im yönetici1erdir” buyurur.18
Yakın akrabayı koruyup gözetmek, on1arı himaye etmek, kendi1eri i1e i1işkiyi kesmemek, akraba1ık bağ1arını koparma-mak, dinimizin önem verdiği prensip1erden biridir. Asr-ı saadette Medine ls1am top1umunda buna gerek1i itinanın gös-teri1diğine de şahit o1maktayız. #ir adam Resû1-i kkrem'in huzuruna ge1di ve:
- ky A11ah'ın e1çisi! #enim akraba1arım var, ben on1ara sı-1a-i rahimde bu1unuyor, kendi1erini ziyaret ediyorum, on1ar ise benim1e i1işkiyi kesiyor1ar. #en on1ara iyi1ik ediyorum, on1arsa bana kötü1ük. #en on1ara yumuşak davranıyorum, on1ar bana karşı cahi11ik yapıyor1ar, diye şikayette bu1undu. Peygamberimiz o kişiye: “kğer sen dediğin gibi isen, sanki on1ara sıcak
13 #uharî, Kitâbu'l−edeb 23.
kü1 yediriyor gibisin. Sen bu hâ1 üzere devam ettiğin müddetçe A11ah tarafından on1ara karşı senin yanında daima bir yardımcı bu1unacaktır” buyurdu.19 kn yakın1arımızdan baş1amak üzere hısım akrabayı koruyup gözetmek, on1ar1a i1işki1eri kesmemek, iyi1ik ve ihsana yakın1arımızdan baş1amak ve bu ha1kayı mümkün o1duğunca geniş1etmek dinimizin bize tavsiye ettiği, hatta bazı konu1arda müke11efiyet yük1ediği husus1ardır. #unun din di1indeki adı sı1a-i rahim yani yakın1ar1a bağı sağ1am tutmak, i1işkiyi kesmemektir. kaynağını yine kur'ân-ı kerim'den a1an bu konudaki sünnet ve hadis ma1zemesi, müstaki1 kitap1ara konu teşki1 edecek derecede çoktur. Sahabenin sı1a-i rahim1e i1gi1i hassasiyet1erini gösteren anekdot1ar da hadis kitap1arımı-zın i1gi1i bö1üm1erinde yer a1ır.
Medine'de muhacir1er i1e ensarın mükemme1 örnek1erini sergi1edik1eri i1işki1erden ve ah1aki fazi1et1erden biri de kom-şu1uk münasebet1eridir. komşu1ar1a iyi ve samimi i1işki1er ku-ru1ması kur'an'da şöy1e ifade edi1ir: “A11ah'a ibadet edin. 0'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, öksüz1ere, yoksu11ara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanında bu1unan arkadaşa, yo1cuya, e11erinizin a1tında bu1unan1ara iyi1ik edin.”20 Peygamberimiz komşu1arına çok yakın davranır, sık sık hâ11e-rini, hatır1arını, sağ1ık1arını sorardı. Yardıma muhtaç o1an1ar1a herkesten önce o i1gi1enirdi. Sahabeyi daima komşu1arıy1a iyi geçinmeye, on1ara nasihat edip kendi1erini koruyup gözetme-ye, imkân1arı ö1çüsünde komşu1arına yardımcı o1maya, hediye vermeye teşvik ederdi. Resû1-i kkrem'in komşu1uk1a i1gi1i pek çok hadis1eri o1duğu gibi, sahabenin yaşantı1arında komşu1uk1a i1gi1i gösterdik1eri güze1 örnek1er de hadis eser1eri başta o1mak üzere sahabe tabakatı, vaaz ve nasihat1a i1gi1i kitap1arımızda yer a1ır. Abdu11ah lbni Ömer ve Hz. Âişe'nin Resû1-i kkrem'den rivayet ettiği şu hadis, günümüzde bi1e hayatımıza istikamet tayin edici nite1iktedir: “Cebrai1 bana komşu1uk hakkında o
Müs1im, Kitâbu'l−birr ve'ɛ−ɛıle 22.
Nisâ, P/36.
kadar çok tavsiyede bu1undu ki, neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kı1acağını zannettim.”21 #u hadisi yorum1ayan ls1am â1im1eri, komşu isminin Müs1üman, kâfir, akraba, dost, düşman, âbid, fâsık, hemşeri, yabancı, fayda1ı, zarar1ı hepsini kap-sadığını söy1er1er. komşu1uğun sınır1arı ve komşunun kim1er o1duğu konusunda da çeşit1i görüş1er i1eri sürü1ür. #irbirinin sesini duyan herkes komşudur; evin her yönünden kırk hane komşudur; sabah namazını mescitte bir1ikte kı1an1ar Müs1üman komşu1ardır vs.22 #u komşu1arın her birinin hak1arını korumak ve hukukuna riayet etmek gibi bir görevimiz vardır. Hz. Peygambere namazı, orucu, zekâtı ve sadakası çok o1an, ancak di1iy1e komşu1arını rahatsız edip on1ara eza cefa çektiren birinin durumunu sordu1ar. Peygamberimiz bu kişinin cehennem1ik o1duğunu; bunun aksine namazı, orucu ve sadakası az ve fakat di1iy1e komşu1arına eziyeti dokunmayan birinin de cennet1ik o1duğunu haber verdi.23
Medine site dev1etinde Resû1-i kkrem'in itina gösterdiği ve ihma1 etmediği iş1erden biri de şûra ve istişaredir. “Şûra, evren-se1 sevginin, kardeş1iğin ve ls1ami bir1iğin önem1i bir örneğidir. 0, u1us1ararası kardeş1iğin ve dünya top1umunun tesisi için zemin hazır1ar, insan1arın ortak menfaat1eriy1e i1gi1i konu1arda karşı1ık1ı istişarenin gereğini gösterir. kur'an'da A11ah: “0n1arın iş1eri ara1arında istişare i1edir2P buyurmak suretiy1e istişareyi, Müs1üman1arın öze11ik1erinden biri o1arak zikreder.”2S kur'ân-ı kerim'in “Şûrâ” adını taşıyan bir sûresi vardır. #u sûre Mek-ke'de nazi1 o1muştu. Peygamberimiz hem Mekke hem Medi-ne'de ashabı i1e daima müşavere ve istişare1er yapmıştır. Fakat
Kitâbu'l−edeb 123
lbni Hacer e1-Aska1ânî, Fethu'l−Bârî (erhu Sahîhi'l−Buhârî, #eyrut, ts., X, PS6.
Ahmed lbni Hanbe1, Müɛned, II, PP0. 2P Şûrâ, P2/38.
2S Siret AnɛihloQediɛi M[. Muhammed, Hazır1ayan: Afza1urrahman, terc. kuru1, lstanbu1 1996/1P13, III, 3P8.
öze11ik1e Medine'de be1ir1eyici öze11ik taşıyan her çeşit işte veri-1en karar1arı ashabı i1e müşavere ederek a1mıştır. Dikkat çeken bir diğer nokta, kamuyu i1gi1endiren bütün dev1et iş1erinde bir karar vermeden önce ashabı i1e istişareyi hiç terk etmemiş o1masıdır. #edir, Hendek ve Uhud savaş1arının çeşit1i safha1arı i1e i1gi1i karar1ar, Rıdvân bey'ati ve Hudeybiye an1aşması bunun en önem1i örnek1eridir. #edir esir1erine nası1 muame1e edi1eceği konusunda ashabı i1e birkaç defa istişare yapma ihtiyacı hissetmiş, neticede kbû #ekir'in düşüncesi kabu1 edi1erek on1arın fidye karşı1ığında serbest bırakı1ma1arı karar1aştırı1mıştı. #u müşavere ve istişare1er, Resû1-i kkrem'in diğer insan1arın görüş ve düşünce1erine ne kadar değer verdiğinin de bir göstergesidir. A11ah'tan ge1en vahiy1e teyid edi1en bir peygamberin ku11ar1a müşavere ve istişareye muhtaç o1up o1madığı tartışı1mış, bunun peygamberden ümmeti için bir öğreti o1duğu ve ümmetin öze11ik1e yönetici1erinin iş1erini müşavere ve istişare i1e yapması gerektiği yönünde kendi1erine bir örnek1ik teşki1 ettiği be1irti1-miştir. Nitekim daha sonra hu1efa-i raşidîn'in müşavereye ne derece önem verdik1erini ve şûra mec1isi o1uşturarak yönetim iş1erini on1ar1a danışmak suretiy1e yaptık1arını görürüz. Çeşit1i coğrafya1arda kuru1muş o1an ls1am dev1et1erinde Müs1üman yönetici1er, gene1 an1amda şûraya ve istişareye daima değer vermiş1erdir.
Asr-ı saadette Medine site dev1etinde muâhât'ın (ensar muhacir kardeş1iği) tesisi ve Medine vesikası o1arak da anı1an anayasanın yürür1üğe girmesinden sonra, vatandaş1ık an1ayışı içerisinde çeşit1i inanç1ara ve ırk1ara mensup insan1arın bir1ik-te yaşama ve barışı sağ1ama yönündeki gayret1erine etki eden teme1 kura11ardan referans a1ınabi1ecek birkaç baş1ığa işaret etmiş o1duk. Şüphesiz ki bu şehirdeki sosya1 yapının teme11erini o1uşturan hukuki, ah1aki ve insani kura11arın her biri, üzerinde hakkıy1a duru1maya değer nite1ikte o1up, kitap1ık çapta ça1ış-ma1ar1a an1atı1abi1ecek boyuttadır. #iz bu ça1ışmaya sınır1ı ö1çü-de mütevazi bir katkı sağ1amay1a yetinmeyi hedef1edik.
Allah, Rahmân sıfatının sâhibi olarak mümin kâfir ayırımı yapmaksızın herkese rızık verdiğine göre, Rahmân’ın arşı mesabesinde gönül taşıyan insanların insana bakışı da ayn**ı olmalıdır.
Prof. Dr. H. Mâmil TILMAZ
Diyanet İçleri Baçhan Yardıncısı
op1um1arda fark1ı inanç ve dinden insan1arın bu-1unması kaçını1mazdır. Çünkü insan1arın başka din mensup1arıy1a bir1ikte yaşaması, as1ında fıtrî bir hâdisedir. lnsan1ar bu konuda seçim şansına sahip deği1dir. #u yüzden fark1ı din mensup1arına karşı hoşgörü, müsamaha duygu1arı
içinde o1mak gerekmektedir.
Mekke'de baş1ayan ls1am daveti, insan1arı sevgi ve kardeş1ik duygu1arı i1e kaynaştırmış, düşman1ık1arı sona erdirmişti. ls1am Medine'ye u1aştığında kurduğu “kardeş1ik” köprüsü sayesinde Mekke1i muhacir1er1e Medine1i ensarı kaynaştırdığı gibi Medi-ne'de yı11ar yı1ı birbir1eriy1e boğuşan kvs ve Hazrec kabi1e1eri arasındaki düşman1ığı da sona erdirmişti. kur'an bu konuya şu ayet1e işâret eder: “Allah’ın si3e olan nimetini hatırlayın. Birbirini3e düsmandını3. Malplerini3in arasını birlestirdi de O’nun nimeti sayesinde Sardes oldunu3*.*”1
#aş1angıçtan beri ls1am top1umunda diğer din mensup1a-rının ayrı bir yeri ve statüsü vardır. Nitekim Medine'deki Ya-hudi1er i1e Müs1üman1arın müşterek yaşantısını düzen1eyen “Medine VesiSası” o1arak bi1inen i1k yazı1ı metin, ortak hak ve sorum1u1uk1arı be1ir1emekteydi. Metinde, Yahudi ve Müs1ü-
1Â1-i lmrân, 3/103.
53
man top1um1arın sahip o1duk1arı din ve vicdan hürriyeti açıkça be1irti1mişti.
kur'ân-ı kerim'de öze11ik1e eh1-i kitabı ortak bir ke1ime-de bu1uşmaya çağıran: “De Si: Ey ehl-i Sitap! Si3inle bi3im aramı3da müstereS olan bir sö3e gelin: Allah’tan basSasına tapmayalım; O’na hiybir seyi es tutmayalım ve Allah’ı bıra***-Sıp da Simimi3 Simimi3i ilahlastırmasın. Eğer onlar yine yü3 yevirirlerse, iste o 3aman: Āahid olun Si bi3 Müslümanları3!*** deyin”2 ayeti i1e Müs1üman1ık1a i1ahî köken1i eh1-i kitabın ya-kın1ığını gösteren ayet1er bu1unmaktadır:
“Āüphesi3, inananlar (Müs1üman1ar) ile, Tahudiler, Hris***-tiyanlar ve Sâbiîlerden (her bir grubun kendi şeriatında) “Al-lah’a ve ahiret gününe inanan ve sâlih ameller isleyenler iyin Rableri Satında müSâfat vardır; onlar SorSuya uğramaya-***caSlar, mah3un da olmayacaSlardır” (diye hükmedi1miştir).”3
“Onların (kitap eh1inin) hepsi bir değildir. Mitap ehli iyinde, gece saatlerinde ayaSta duran, secdeye SapanaraS Al***-lah’ın ayetlerini oSuyan bir topluluS da vardır. Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. MötülüSten men ederler, hayır islerinde birbirleriyle yarısırlar. İste onlar sâ-lihlerdendir. Onlar ne hayır islerlerse SarsılıSsı3 bıraSılmaya-***caSlardır. Allah, Sendisine Sarsı gelmeSten saSınanları bilir.”P
ls1am'ın yüce peygamberi, bütün insan1ara karşı yüksek bir hoşgörü ve güze1 bir i1etişim içinde bu1unmayı tercih etmiştir. Herkese önce1ik1e A11ah'ın yarattığı en değer1i var1ık; yani insan o1manın gereği saygı duymuş ve on1ar1a eşit seviyede i1işki içinde bu1unmayı tercih etmiştir. 0nun bu tavrı, ferdî p1anda o1duğu gibi ictimai p1anda da aynı o1muştur. Müs1üman1ara açıkça düşman1ık yapan, maddi ve manevi zarar veren ve harp
Â1-i lmrân, 3/6P.
e1-#akara, 2/62.
PÂ1-i lmrân, 3/113-11S.
hukukunun gereği savaş hâ1inde bu1unan1ar müstesna diğer1e-riy1e iyi geçini1mesi yo1unu iz1emiştir.
Hz. Peygamber'in diğer din mensup1arıy1a o1an münasebet-1eri, daha sonraki süreç1erde Müs1üman1ar için örnek o1muştur. #u yüzden insan1ık tarihinde başka din ve kü1tür mensup1a-rıy1a bir arada yaşayıp ortak medeniyet o1uşturmanın en gü-ze1 örneğini Müs1üman1ar vermiştir. Asr-ı saadet döneminden günümüze kadar Şam, kudüs, kahire, #ağdad ve lstanbu1 gibi fark1ı din mensup1arının bir1ikte yaşadığı şehir1erde, başka din ve kü1tür1erin tarihinde eşine rast1anmayacak bir hoşgörü ortamı o1uşmuştur. Mısır, kuzey Afrika ve kndü1üs, tarihî süreç içerisinde bir1ikte yaşama tecrübesinden nasibini a1mıştır. Öze1-1ik1e kndü1üs, Müs1üman1arın bu tecrübeyi en yüksek seviyede yaşadığı yer1erden biridir.
Müs1üman1arın başka din mensup1arıy1a bir1ikte yaşama1arı rahmet-i i1ahiye sayesinde o1uşmuştur. Tarih boyunca Müs1ü-man1ar, hâkim o1duk1arı yer ve zaman1arda diğer din mensup1a-rına din1erine göre hareket etmek serbestisi verdik1eri gibi;S her dinî cemaate gerek dünyevi gerekse hukuki konu1arda birçok imtiyaz tanımış ve ruhani 1ider1ere özerk bir teşki1at kurma imkânı sağ1amış1ardır.6
Tarihî süreçte Müs1üman1ar, diğer din mensup1arına gös-terdik1eri müsamaha i1e ictimai bir barış ortamı tesis etmiş ve büyük bir medeniyet inşa etmiş1erdir. Şüphesiz bu bir1ikte1iğe irfân eh1i ârif1erin ciddi katkı1arı o1muştur. lrfan eh1inin bir1ikte yaşamadaki teme1 dinamiği, ls1am'ın rahmet yük1ü mesaj1arıdır. Dini kısaca “et−ta'[îm li−emrillâh ve'Y−YeJahatü alâ halhillâh” diye tanım1ayan ârif1er, ku11arı A11ah'ın şefkatiy1e bu1uşturmak için hüsn-i muame1e i1e insan1ara yak1aşmış1ar ve inanç ayırı-
SMriɛtiyanlıh KarYıɛında Müɛlümanlıh, s. 18, De Lacy, 0'Leacy, Mıɛır'ın Miraɛı, s. 323'den nak1en.
6Muhammed Hamidu11ah, İɛlam Peygamberi, (trc. kema1 kuşçu-Sa1ih Tuğ), lstanbu1 1969, II, 182.
mı yapmaksızın on1ar1a çeşit1i ortam1arda bir1ikte o1muş1ardır. Ârif1erin bir1ikte yaşamadaki bakış açısı merhamet eksen1idir.
lrfânî eser1erin en önem1i1erinden birisi sayı1an er**−Riɛâle müe11ifi kuşeyrî'nin nak1ettiğine göre Hz. lbrahim'e misafir o1a-rak ge1en bir Mecusi ondan yemek ister, o da önce dinini değiştirip tevhîde ge1mesini tek1if eder, Mecusi bunu kabu1 etmeden yürür gider. #u o1ay üzerine Hz. lbrahim'e şöy1e bir vahiy ge1ir: “Bi[ onu hâJir olduǧu hâlde yetmiY yıldır beɛlemehteyi[. Sen bir herecih onu inancına bahmadan doyurɛaydın ne olurdu?”3 Nitekim kur'an'da da A11ah Tea1â, inanmayan insan1arı merzûk kı1acağını, Hz. lbrahim'in ta1ebi üzerine be1irtmiştir.8
#u o1ay Cenab-ı Hakk'ın Rahmân isminin kapsamı çerçevesinde e1e a1ınmış, tes1imiyet ve sehavetiy1e bi1inen bir peygamberden irfân muhit1erine şu mesaj veri1mek istenmiştir: A11ah, Rahmân sıfatının sâhibi o1arak mümin kâfir ayırımı yapmaksızın herkese rızık verdiğine göre, Rahmân'ın arşı mesabesinde gönü1 taşıyan insan1arın insana bakışı da aynı o1ma1ıdır.
ls1am, Hz. Âdem'den Hz. Muhammed (s.a.s.)'e kadar devam eden tevhîd dininin ortak adıdır. kur'an'daki: “Allah Satında din İslam’dır”9 ibaresi bunu vurgu1amaktadır. lrfân eh1i, Hz. Âdem'den Hz. Peygamber'e kadar kur'an'da adı geçen büyük peygamber1erin birtakım öze11ik1erini öne çıkararak bir1ikte yaşama dinamik1eri ortaya koymuş1ardır. #u yüzden irfân eh1i, bütün peygamber1eri öze11ik1eriy1e yaşatmayı ve bu öze11ik1erini her çağın insanıy1a bu1uşturmayı amaç edinmiş-tir. Ayrıca peygamber1erin adından ve vasfından yo1a çıkarak diğer din mensup1arıy1a ortak nokta1arı artırarak on1ar1a sıcak bir diya1oga zemin hazır1amış1ardır. Nitekim KeYJu'l−Mahcûb müe11ifi Hucvirî, Cüneyd #ağdâdî'den nak1en ‘tasavvuf, sekiz
3kuşeyrî, er−Riɛâle, kahire 193P, s. 360; krş: Hucvirî, KeYJu'l−mahcûb, Tahran 133P, s. P09.
8#kz. e1-#akara, 2/126.
9Â1-i lmrân, 3/19.
peygamberin sekiz öze11iğini cem'etmektir', der. 0n1ar da lbra-him'in (a.s.) sehavetini, lsmai1'in (a.s.) tes1imiyetini, kyyub'un (a.s.) sabrını, Zekeriyya'nın (a.s.) işaret1e konuşmasını, Yah-ya'nın (a.s.) garib1iğini, Musa'nın (a.s.) sûf giymesini, lsa'nın (a.s.) seyahatini, Muhammed'in (s.a.s.) fakrını cem'etmektir.10
kürese1 dünya vatandaş1ığının tartışı1dığı günümüzde diğer din1ere mensup insan1ar1a sürek1i irtibat hâ1inde o1mak kaçını1-maz bir gerçektir. lrfân eh1i bu hususa büyük bir ehemmiyet vermiştir. Ârif1er, top1um içinde her inançtan insan1a iyi ge-çinmenin ve herkese karşı güze1 söz ve hüsn-i muaşeret içerisinde bu1unmanın gereğini önem1e vurgu1amış1ardır. Nitekim Gazzâ1i, İhyâ'da, “insanlarla gü3el gü3el Sonusun”11 ayetinin tefsiri sadedinde lbn Abbas (r.a.)'tan şu naki1de bu1unmaktadır: Sana se1am veren Mecûsî de o1sa se1amını a1. Zira A11ah Tea1â kur'ân-ı kerîm'de buyurur: “Si3e bir selam verildiği 3aman, ondan daha iyisiyle veya ayniyle muSabele edin*.*”12 Gazzâ1i yine lbn Abbas (r.a.)'tan nak1en: “Firavun bi1e bana hayır bir söz söy1ese, ben de aynen mukabe1ede bu1unurdum” dediğini kaydeder.13
lrfân eh1inin bir1ikte yaşamadaki teme1 dinamiği, Müs1ü-man1ar1a o1duğu gibi diğer din mensup1arıy1a i1işki1erinin de A11ah rızası için o1masıdır. Çünkü yaratı1anı yaratanından ötürü sevmek bunu gerek1i kı1ar. Yunusça ifadesiy1e:
EliJ ohuduh ötürüPa[ar eyledih götürü 7aradılanı ɛeveri[7aradanından ötürü
lrfân eh1inin bu bakış açısı, ha1kın inanç1arı, statü1eri, renk-1eri ve di11eri ne o1ursa o1sun bütün insan1ar1a iyi i1işki kura-rak güze1 davranış1ar1a on1arı etki1emenin mümkün o1duğunu
KeYJü'l−mahcûb, PP-PS.
e1-#akara, 2/83.
en-Nisa, P/86.
Gazzâ1i, İhyâu ulûmi'd−dîn, kâhire, ts., III, 116.
göstermektedir. Çünkü ârif1er, 1afzî ve kav1î davet ve irşaddan çok fii1î ve temsî1i davet ve irşadı tercih etmiş1erdir. Zira teb1iğ ve irşadda kav1î yöntemden çok fii1î ve temsî1i yöntemin daha etki1eyici o1duğu açıktır. #u yüzden irfân eh1i, insan1arı söz-den çok davranış1a etki1eme yo1unu tercih etmiş1erdir. lnsanı etki1eyen güze1 söz ve ya1dız1ı 1af1ardan çok sağ1am karakter ve tutar1ı davranış1ardır. Ârif1erin bu hususiyeti, ls1am'ın sürat1e yayı1masında etki1i o1muştur.
Ârif1er, ls1am'ın mesajını diğer din mensup1arına taşıyan sivi1 nite1ik1i davetçi o1muş1ardır. Öze11ik1e “leYher−i dua” o1arak anı1an irfân eh1i, fii1en bu işi yapmış1ardır. Gönü11eri fethetme-den, ka1p1eri ısındırmadan ü1ke1eri ve beyin1eri fethetmenin imkânı yoktur. Leşker-i dua deni1en gönü1 er1eri, kendi1erini ü1ke1erin fethinden çok gönü11er fethine memur görmüş1er-dir. 0n1arın insan1ara bu türden yak1aşım1arı, ls1am'ın gü1er yüzü o1muştur. ls1am fütuhatı sadece ü1ke1erin fethine yöne1ik bir askerî hareket o1saydı tarihte muvaffak o1ması söz konusu o1amazdı.
“ls1am intişar tarihi” kaynak1arının verdiği bi1gi1ere göre de ls1am, pek çok gayrimüs1im diyara, ârif ve derviş1er sayesinde u1aşmıştır. Nitekim Horasan eren1eri, ls1am'ı gönü11er1e bu1uş-turan irfân eh1i o1arak kabu1 edi1ir. Anado1u, kafkas ve #a1kan-1ar'ın Türk-ls1am yurdu o1masını sağ1ayan1ar on1ardır. 0sman1ı Türk1erinin misyonu bun1ar sayesinde hâ1â #a1kan1ar'da ve 0rta Avrupa'da yaşamaktadır.1P
#u misyonun teme1inde şüphesiz ls1ami hoşgörü vardır. #u hoşgörüyü ve diğer din mensup1arıy1a bir1ikte yaşamayı en güze1 ifade eden1er lbn Arabî, Mev1âna Ce1â1eddin Rûmî ve Yunus kmre'dir. Gönü1 su1tanı bu üç ârif, Anado1u Se1çuk1u1arı devrinde, öze11ik1e 0sman1ı'nın kuru1uşuna tekaddüm eden
1P Yaşar ka1afat, II. Avraɛya İɛlâm (ûrâɛı Tebliǧleri, Ankara 1998, s.
109.
yı11arda yaşamış ve 0sman1ı'nın kim1iğini hazır1amış kimse1er-dir. #u üç ârif mütefekkirin aydın1ığında yürüyen 0sman1ı, bu öze11iği sebebiy1e batı1ı tarihçi Pau1 Wittek tarafından “Derviş Dev1et” diye ad1andırı1mış; diğer din ve kü1tür1er1e bir1ikte yaşamanın en güze1 örnek1erini vermiş1erdir.
Se1çuk1u1ar zamanındaki ls1am coğrafyası i1e Anado1u Se1-çuk1u1arı zamanı, bir1ikte yaşama tecrübesi için önem1i dö-nem1erdir. 0sman1ı dönemi ise bu tecrübenin evrense1 p1anda yaşandığı bir süreçtir. #ütün bu dönem ve ü1ke1erde o1uşan bir1ikte yaşama ortamının hazır1ayıcı unsuru, ls1am'ın kendi öze11iğidir. ls1am, gerek teme1 kaynak1arında gerekse asr-ı saa-detteki uygu1ama1arında bu an1ayışın sahibi o1muştur.
kndü1üs kmevî Dev1eti, Rönesans'ın Avrupa ö1çü1eriy1e baş-1adığı bir dönemde yıkı1mıştır. Hristiyan fanatizmi kndü1üs'ün üzerine karabu1ut gibi çökmüş, Hristiyan1ar Avrupa'daki Rö-nesans'tan sonra kndü1üs medeniyetinin kök1erini kazıyarak ü1kede yaşayan ve Hristiyan o1mayan Yahudi ve Müs1üman unsur1arı ciddi bir soykırıma tabi tutmuş1ardır. Avrupa, ls1ami-yet'i, kndü1üs Müs1üman1arı, Anado1u Se1çuk1u1arı ve 0sman1ı Türk1eri sayesinde tanımışsa da on1ardan fark1ı din ve kü1tür1er-1e bir1ikte yaşama tecrübesini öğrenememiştir. Avrupa ve Rusya, tarih1eri boyunca başka1arıy1a bir1ikte yaşama tecrübesi tanıyan bir kü1tür yapısına sahip deği11erdir. Günümüz Avrupası'nda “pegida” diye ad1andırı1an ve tekrar gündeme ge1en ls1am kar-şıt1ığı, batının bir1ikte yaşama tecrübesinin o1madığını bir kez daha göz1er önüne sermektedir.
Amerika'nın keşfedi1diği yı11arda lspanya'da yaşayan Yahu-di1er antisemitizm kurbanı o1muş ve o toprak1arı terke mecbur bırakı1mıştı. Toprak1arını ve kapı1arını Yahudi1ere açan ise irfân i1e yoğru1an 0sman1ı dev1eti ve ha1kı o1muştu. 0 yüzyı1dan sonra bu toprak1arda Yahudi1er ve Hristiyan1ar i1e Müs1üman-1arın mabed1erinin birbirine komşu o1arak inşâ edi1diği tarihî bir gerçektir.
XIX. yüzyı1da #atı'da gerçek1eşen bi1im, tekno1oji devrimi-nin ardından ortaya çıkan pozitivist düşünce, bütün din1eri ve dinî hayata ait gerçek1eri imhaya ka1kıştı. “Din1erin vaad ettiği cennet dünyadadır” diyerek insan1ık mabed ve dinden uzak-1aştı. Ancak pozitif i1min u1aştığı tekno1oji ve siyasi düşüncenin zaferi çok kısa sürdü. lki dünya savaşıy1a mi1yon1arca cana ma1 o1duktan sonra “kra1 çıp1ak” diyerek ekonomik ve siyasa1 sistem1er için tüne1in ucu göründü. Çünkü hi1m ve irfân gibi erdem1eri taşımayan bi1imin kaçını1maz sonu buydu. Din1er ise yara a1sa da her şeye rağmen ayakta ka1dı. Şu bir gerçektir ki ceha1et sadece bi1giy1e ortadan ka1kmaz. Ceha1etin ortadan ka1kması i1im1e bir1ikte hi1m ister, hoşgörü ister, empati ister.
11 ky1ü1 i1e biri1eri dünyayı yeniden tanzim etmek adına antisemitizm benzeri bir an1ayış1a ls1amofobya üretip tedavü1e sundu. l1im ve irfândan habersiz bazı gafi1 Müs1üman1ar ne yazık ki o korkunun bes1enmesine yardımcı o1du1ar.
ls1am i1e terörün bir arada anı1ması imkânsızdır. Çünkü ls-1am, “bir kişiyi ö1dürmeyi insan1ığı ö1dürmeye, bir kişiyi diri1t-meyi insan1ığı diri1tmeye”1S denk sayan bir an1ayışın sahibidir. As1ında hiçbir din mensubu terör1e anı1amaz. Çünkü din1erin özünde terör yoktur. Ancak din mensup1arından terör tuzağına düşen1er bu1unabi1ir. Din i1e din mensup1arını aynı görmek yan1ıştır. Din başka, o dinin mensubu o1mak başka şeydir.
Şimdi biz1er bir1ikte yaşayabi1meyi sağ1amak için yeni bir seferber1ik baş1atma1ıyız. Ceha1eti ve düşman1ığı ortadan ka1-dırmanın yo1u e1bette i1imden geçer. Ama hi1m i1e irfân i1e bu-1uşmuş; hi1mi ve irfânı özümsemiş bir i1imden. Çünkü kin, öfke ve nefret1e bir yere varı1amaz. Yan1ış a1gı1arı ve öfke1eri atarak yeni bir hi1m ve irfân seferber1iğine ihtiyaç var.
kürese1 dünya vatandaş1ığının tartışı1dığı günümüzde, düşünce ve inanç grup1arının birbir1eri üzerinde baskı o1uşturma-
1S e1-Mâide, S/32.
dan bir1ikte yaşama1arının irfâni ge1enek ve uygu1ama1ar1a daha ko1ay ve ka1ıcı o1abi1eceği muhakkaktır. Çünkü o1duğu gibi görünüp göründüğü gibi o1mayı prensip hâ1ine getiren gönü1 eh1i ârif1er, başka1arını cezbeder ve etki1er1er.
Birlikte huzur, barış ve güven içinde y**aşama, ancak sağlam bir inanç ve ahlak zemininde gerçekleşebilir. Bu sebeple asıl önemli olan, bunun, toplumun bütün bireyleri tar**afından özümsenmesi ve âdeta bir yaşam biçimi hâlin**e getirilmesidir.
Dr. ESrem MELEĀ
Diyanet İçleri Baçhan Yardıncısı
‘Ey inɛanlar! Si[i bir teh neJiɛten yaratan ve ondan da eYini yaratan; ihiɛinden biryoh erheh ve hadın (meydana getiriQ) ya*-**yan Rabbini[e harYı gelmehten ɛahının…'* (en-Nisâ P/1)
imi1erinin tanım1adığı gibi Dünya, gerçekten artık bir köy hâ1ine ge1di. Çeşit1i ırk1ara, din1ere ve kü1tür1ere mensup insan1arın birbir1eri i1e i1etişim hâ1inde bu1unduğu ve hatta dünyanın pek çok yerinde beraber yaşamak zorunda o1duğu bir zamandayız. Zira i1etişim ve u1a-şım araç1arı dev1et1er, kü1tür1er ve insan1ar arasında örü1müş bu1unan bir takım duvar1arı ortadan ka1dırdı. kü1tür1er arası i1etişim hız1andı. lnsan1arı birbirinden ayıran birçok enge1 yok o1du. Ha1k1ar, ü1ke1er ve hatta kıta1ar arasındaki enge11er
birer birer yıkı1dı, yıkı1maya devam ediyor.
#atıda sanayi1eşmenin ortaya çıkardığı iş gücü ihtiyacı, eğitim, ticaret ve başka amaç1ar1a yapı1an seyahat1er, savaş1ar ve çatışma1ar nedeniy1e ortaya çıkan zorun1u yer değiştirme1er ve göç1er gibi etken1er1e dünyadaki pek çok şehir artık di11eri, renk1eri, ırk1arı, kü1tür1eri fark1ı birçok insanı barındırmaktadır.
#ütün bun1ar çeşit1i ırk1ara, coğrafya1ara, kü1tür1ere, inanç-1ara ve di11ere mensup insan1arın bir arada yaşamasını zorun1u hâ1e getirmiştir. Ne kadar çaba1arsa çaba1asın artık herhangi bir
63
top1u1uğun başka1arı i1e i1işki1erini tamamen keserek müstaki1 bir yerde hayat sürmesi çok zordur.
Çeşit1i ırk1ara, coğrafya1ara, kü1tür1ere, inanç1ara ve di11ere mensup insan1arın bir arada huzur ve güven içinde yaşayabi1-mesi için ya1nızca hukuki ve kanuni bir takım düzen1eme1er yeter1i deği1dir. #una para1e1 o1arak top1umda bir1ikte yaşama inancı, ah1akı ve kü1türünün de o1uşturu1masına ihtiyaç vardır. Çünkü bir1ikte huzur, barış ve güven içinde yaşama, ancak sağ1am bir inanç ve ah1ak zemininde gerçek1eşebi1ir. #u sebep1e ası1 önem1i o1an, bunun, top1umun bütün birey1eri tarafından özümsenmesi ve âdeta bir yaşam biçimi hâ1ine getiri1mesidir. Zira hukuk dev1etinin bu1unmadığı, kanun1arın âdi1 o1madığı ve ada1etin bir hayat tarzı o1arak benimsenmediği top1um1arda bir1ikte yaşamaya i1işkin kanuni düzen1eme1er kâğıt üzerinde ka1ır. #unun en çarpıcı örnek1erini, günümüz batı top1um1arın-da kendini gösteren ve hız1ı bir şeki1de yükse1en ls1am korkusu/ ls1amofobinin ortaya çıkardığı tab1o1arda görmek mümkündür.
kur'an ve Sünnetin insanl ve top1umsa1 i1işki1erde ortaya koyduğu teme1 yak1aşım1arda, insan1ar arasında herhangi bir ayırım yapmadan ada1ete, hakka, hukuka riayetin sıkı bir şeki1de emredi1mesi ve bu konuda nas1arın çizdiği sınır1arın çiğnenmesinin şiddet1e yasak1anması, bu hususta sağ1am bir zemin kurmaya yöne1iktir.
ls1am'ın daha baştan ortaya koyduğu esas1ar çerçevesinde Müs1üman1ar, gayrimüs1im insan1ar1a beraber yaşamanın ah1a-kını ve hukukunu o1uşturmuş1ardır. #u husustaki kavram1arın, ıstı1ah1arın, mefhum1arın ve hukuki kura11arın o1uşum tarihi, ls1am tarihi i1e yaşıttır.
Medine vesikasından baş1amak üzere Hz. Peygamberin Müs1üman top1umda yaşayan gayrimüs1im1ere ve eh1-i zim-
met'e yöne1ik teb1igat ve ta1imatı doğru1tusunda o1uşan hukuki ve ah1aki kura11ar ve i1ke1er, asır1ar boyu gayrimüs1im1erin ls1am ü1kesinde huzur, barış ve güven içerisinde yaşamasına imkân vermiştir. #öy1ece ls1am top1um1arı, en baştan beri bünyesinde gayrimüs1im1eri barındırmış, özgür1ük1erini ve hak1arını vererek on1ar1a yan yana yaşamıştır. 0n1ara ls1am inancını dayatma-mış, ls1am'a girme1eri için baskı yapmamıştır. Hak1arına saygı göstermiştir. #öy1ece Müs1üman top1umda gayrimüs1im1erin hak1arı ve vazife1eri be1ir1enmiş ve bu a1an1a i1gi1i zimmet hü-küm1erine i1işkin hukuki ve ah1aki kura11ar o1uşmuştur.
Gayrimüs1im1erin vatandaş o1arak ls1am ü1kesinde yaşamasının kura11arı ‘eh1-i zimmet, ahd, eman ve müste'men' gibi her biri on1ara karşı Müs1üman1ara ağır sorum1u1uk-1ar yük1eyen kavram1arın o1uşturduğu ana baş1ık1ar a1tında şeki11endiri1miştir.
#u kavram1ar, Müs1üman1ara, Müs1üman o1mayan1arı emanet eden an1am ve içerik1ere sahiptir. #u, bir1ikte yaşamanın sadece hukuki deği1 ah1aki teme11erini de o1uşturmaya yöne1ik-tir. Çünkü bu kavram1ar Müs1ümanın ‘kmanet' vasfı i1e irtibat-1andırı1mıştır. kmanet/emin o1mak ise, Müs1ümanın en önem1i ah1aki vasfı o1mak durumundadır. #unun zıddı hıyanet o1up, ah1aki açıdan Müs1ümanın en uzak ka1ması gereken nite1iktir. #u da mese1enin sadece hukuk ve kanun düz1eminde deği1, aynı zamanda ah1aki zeminde de e1e a1ınması gerektiğini ortaya koyan en önem1i gösterge1erden biridir.
Müs1üman1arın Müs1üman o1mayan1ar i1e bir1ikte yaşama-1arı hususunda ls1am medeniyetinin ortaya koyduğu büyük tecrübe ve birikime, tüm insan1ığın ihtiyacı vardır.
ls1am'ın ortaya koyduğu i1ke1erde ls1am'ı kabu1 etmeyen-1erin yok edi1mesi, ortadan ka1dırı1ması gibi bir yak1aşım as1a
yer a1mamıştır. #u hususta i1k ak1a ge1en ayet-i kerime1erin mea11eri şöy1edir:
‘Eǧer rabbin dileɛeydi yeryü[ündehilerin heQɛi iman eder**di; böyle ihen ɛen heQɛi mümin olɛunlar diye inɛanları [orlayıQ duracah mıɛın?' (Yûnus, 10/99).
‘Dinde [orlama yohtur' (e1-#akara 2/2S6).
#u ayet-i kerime1er ve kur'an ve Sünnetin gene1 i1ke1eri, top1uma, top1umsa1 düzene zarar vermediği sürece, fark1ı dinden insan1arın kendi din1erini özgürce yaşama1arının güvence a1tında o1duğunu göstermektedir. Nitekim ls1am medeniyetinin ortaya koyduğu teme1 yak1aşım da hep bu istikamette o1muş ve başka inanç1ara ve din1ere mensup insan1ar, ls1am top1um1arı içinde kendi inanç1arını özgürce hayata geçirebi1miş1erdir.
Müs1üman1arın Müs1üman o1mayan1ar1a i1işki1erindeki te-me1 yak1aşım, mea1ini sunacağımız şu ayet1erde yer a1maktadır:
“A11ah sizi, din konusunda sizin1e savaşmamış, sizi yurt1a-rınızdan da çıkarmamış kimse1ere iyi1ik etmekten, on1ara âdi1 davranmaktan men etmez. Şüphesiz A11ah âdi1 davranan1arı sever. A11ah, sizi ancak, sizin1e din konusunda savaşan, sizi yurt1arınızdan çıkaran ve çıkarı1manız için destek veren1eri dost edinmekten men eder. kim on1arı dost edinirse, işte on1ar za-1im1erin ta kendi1eridir.” (e1-Mümtehine 60/8-9)
ls1am tarihinde bu çerçevede o1uşan hukuki ve ah1aki birikim büyük bir 1iteratür o1uşturmaktadır. #u husustaki tarihî, fıkhî ve ah1aki mirasa günümüz insan1ığının çok ihtiyacı bu-1unmaktadır. #u mirası günce11eyerek insan1ığın göz1eri önüne sermek, günümüz Müs1üman i1im adam1arının en önem1i va-zife1erindendir.
#u miras, insan1ığa, Müs1üman1arın yaşadık1arı toprak1arda ve vatan1arında gayrimüs1im1eri yok etmek veya eritmek gibi bir hedef1erinin as1a söz konusu o1madığını göstermektedir.
Yine bu miras, bize, Müs1üman1arın günümüz şart1arında başka1arı i1e insan hak1arını güvenceye a1an esas1ar çerçevesinde bir1ikte yaşayabi1ecek1erini de göstermektedir.
Uygu1amada her zaman ve her yerde bek1enen ve arzu edi-1en netice1eri ortaya koymamış o1sa bi1e ls1am medeniyeti, bu hususta sağ1am i1ke1er ve çok güze1 uygu1ama örnek1eri ortaya koymuştur. #u bir1ikte yaşama hukuku ve ah1akının günce1-1eştiri1erek insan1ığın hizmetine sunu1masına ihtiyaç vardır. ksas1arı kur'ân-ı kerim ve Hz. Peygamberin sünnetinde yer a1an ve ls1am medeniyetinin çok güze1 uygu1ama örnek1eri i1e güze11ik1erini sergi1ediği bir1ikte yaşama hukuku, ah1akı ve kü1-türünü çağdaş bir sunum1a insan1ığın önüne koymak, insan1ığa büyük bir hizmet o1acaktır.
lspanya'dan sürü1en Yahudi1eri bünyesine a1an ve huzur, güven1ik ve barış içinde yaşatan bir medeniyetin, günümüz göçmen ve sığınma sorun1arı ve azın1ık1arın hak1arı ve durum-1arı i1e i1gi1i söy1eyeceği çok şey o1ma1ıdır.
ls1am tarihi, Müs1üman1arın gerek eh1-i kitap1a ve gerekse diğer din mensup1arı i1e yan yana nası1 tam bir barış ve özgür-1ük içinde yaşadık1arını çok açık bir şeki1de ortaya koymaktadır. Avrupa'da fark1ı Hristiyan mezhep1erine mensup o1an1ar birbir1erini boğaz1arken, ls1am dünyasında başka din1ere mensup o1an1ar, ls1am top1um1arının içinde tam bir dinî özgür1ük içinde yaşamış1ar, i1mî ve ame1î hayatın her tür1ü nimetinden yarar1anmış1ardır. Hatta dev1etin en üst makam1arına kadar yükse1miş1erdir. #u hususta pek çok örnek bu1unmaktadır.
ls1am medeniyetinin Şam, kudüs, #ağdat, Mısır, lstanbu1, kndü1üs, Saraybosna, Güney Asya gibi önem1i merkez1erinde hatta küçük yer1eşim birim1erinde bi1e Müs1üman1ar i1e Müs1ü-man o1mayan1ar, asır1ar boyu, -bun1arın bazısında 1P asrı aşan bir süre- yan yana barış, huzur ve güven içinde yaşamış1ar, birbir1erinin sevinç1erini, hüzün1erini, sıkıntı1arını, zor1uk1arını ve bo11uk1arını pay1aşmış1ardır.
Acaba uygar1ık düzeyinde çok büyük bir yo1 a1dığı iddiasıy-1a 21. yüzyı1a u1aşmış bu1unan günümüz insan1ığı, bütün un-sur1arı i1e bir1ikte yaşama konusunda Müs1üman1arın geçmişte u1aştığı seviyeyi yaka1ayabi1ecek midir?
7eda Hutbesinde A11ah'ın kut1u k1çisi, ‘ky Müs1üman1ar!' yerine ‘ky lnsan1ar!' diye ses1enerek şöy1e söy1emiştir: ‘Ey in*-ɛanlar! Bugününü[ naɛıl dohunulma[ bir gün, bu ayını[* naɛıl dohunulma[ bir ay, bu Yehrini[ (Mehhe) naɛıl dohunulma[ bir Yehir iɛe canlarını[, mallarını[, namuɛlarını[ da öyle dohunul*-ma[dır, her türlü ɛaldırıya harYı horunmuYtur.'*
Çeşit1i ırk1ara, renk1ere, kü1tür1ere mensup insan1arın huzur ve güven içinde bir1ikte yaşayabi1mesi için en başta insan-1arın can, ma1 ve ırz güven1iğinin sağ1anması gerekir.
#u açıdan bakı1dığı zaman ls1am â1im1erinin, korunmasını dinin teme1 hedefi o1arak be1ir1edik1eri ‘zarurât-ı hamse/güven-ce a1tına a1ınması zorun1u beş şey' as1ında ls1am'ın bu husustaki ana yak1aşımını ortaya koymaktadır. Dinin teme1 amacı bu beş hedefi gerçek1eştirmek ve güvence a1tına a1maktır. Yüce A11ah'ın peygamber göndermesindeki teme1 hedef de budur.
Canın korunması/can güven1iği, ak1ın korunması (düşünce özgür1üğü bu kapsamda değer1endiri1me1idir), ırz, namus ve haysiyetin korunması/insan onurunun muhafazası, dinin korunması (inanç özgür1üğü bu kapsamda değer1endiri1me1idir,) ma1ın korunması/mü1kiyet hakkı ve kişinin ma1 güven1iği.
korunması ve güven a1tına a1ınması hedef1enen bu beş ana hedefe bakı1dığı zaman bun1arın her tür1ü insan hak1arını kap-sadığı görü1ür.
kur'ân-ı kerim, Hz. Peygamberin söz1eri ve uygu1ama1arı ve bu doğru1tuda o1uşmuş bu1unan ana ls1ami an1ayış ve yak1aşı-ma göre, insanın teme1 hak1arı insana, insan o1ması münasebe-
tiy1e onu yaratan Yüce A11ah tarafından veri1miştir. #u sebep1e söz konusu hak1ar, insanın doğa1 hak1arıdır. Usu1-ü fıkıhta e1e a1ınan vücup eh1iyetinin konusu da budur. Her insan doğuştan birtakım hak1ara sahiptir.
#u hak1arı insana veren, başka bir insan veya kurum yahut güç odak1arı deği1dir. #u hak1ar A11ah'ın insana 1ütfudur. Çünkü Yüce A11ah insanı yeryüzünde ha1ife o1arak yaratmış ve onu en saygıdeğer/mükerrem var1ık kı1mıştır. 0nu, insan1ık emanetini taşımaya ehi1 o1arak yaratmıştır.
Demek ki şu veya bu yönetimin veya dev1etin insan1ara hak1arını verdiği yo1undaki söy1em1er, as1ında on1arın bu hak-1arı gasbetmediğini yahut kısıt1amadığını an1atmak için ku11a-nı1an ifade1erdir. Do1ayısıy1a ls1ami yak1aşım, insan1ara hak1arın insan1ar ve bir takım etki1i ve yetki1i güç1er tarafından tanınıp 1ütfedi1diği ve yine on1ar tarafından serbestçe kısıt1anabi1eceği an1ayışını reddeder. lnsana insan o1ması hasebiy1e değer verir ki insan1arın bir1ikte huzur, barış ve güven içinde yaşayabi1me1eri-nin en önem1i esası, insan1arın birbir1erine insanca davranış1ar-da bu1unma1arı ve birbir1erini A11ah'ın bütün insan1ara 1ütfettiği hak1ardan mahrum bırakmaya ça1ışmama1arıdır.
“Ey inɛanlar! (üQhe yoh hi, bi[ ɛi[i bir erheh ve bir diYiden yarattıh ve birbirini[i tanımanı[ iyin ɛi[i boylara ve habilele**re ayırdıh. Allah hatında en deǧerli olanını[, O'na harYı gelmehte**n en yoh ɛahınanını[dır. (üQheɛi[ Allah hahhıyla bilendir, hahhıy**la haberdâr olandır.” (e1-Hucurat P9/13)
ls1am'a göre bütün insan1ar, ayet-i kerimede ifade edi1en bu büyük ai1enin çocuk1arıdır. lstisnasız o1arak ve hiçbir ayrım yapmadan her insan, yaratı1ışı itibariy1e saygındır. kur'ân-ı kerim nazarında dinine, inancına, rengine, ırkına bakmaksızın insanın şeref1i bir var1ık o1arak yaratı1dığı açık1anmıştır. lnsan, Yüce A11ah'ın değer1i kı1dığı var1ıktır, mükerremdir. #u hususu ifade eden ayet-i kerimenin mea1i şöy1edir: ‘Andolɛun, bi[ inɛanoǧlunu YereJli hıldıh. Onları harada ve deni[de taYıdıh.
Kendilerini en gü[el ve temi[ Yeylerden rı[ıhlandırdıh ve onlar**ı yarattıhlarımı[ın biryoǧundan üɛtün hıldıh.' (e1-lsrâ:13/30)
A11ah Resû1ü'nün 7eda Hutbesinde yer a1an şu cüm1e1er ise, bir1ikte yaşama ah1akına en çok zarar veren ırkçı1ık ve türev1eri mahiyetindeki her tür1ü hasta1ıktan top1um1arı koruyacak biricik kıymet ö1çüsüdür: ‘Rabbini[ birdir, babanı[ birdir. MeQini[ Âdem'denɛini[, Âdem de toQrahtan yaratılmıYtır. Miy himɛenin baYhaları ü[erinde ɛoy ɛoQ üɛtünlüǧü yohtur. Allah hatında üɛ*-**tünlüh, ancah tahvâ iledir.'*
#ir1ikte yaşama hukukunun teme1 esasını ortaya koyan yukarıda mea1ini verdiğimiz ayeti kerimeyi teyit eden ve açık1ayan bu kut1u söz1er, kıyamete kadar bu hususta insan1ığın yo1unu aydın1atacak teme1 ö1çüyü ifade etmektedir.
#urada insan1ar arasında yegâne üstün1ük ö1çüsü o1arak zikredi1en takvanın kapsamı üzerinde biraz durmak gerekir. Takva, sakınmak demektir. Neden sakını1acaktır? Zu1üm, hıyanet, ada1etsiz1ik ve haksız1ık gibi A11ah'ın koyduğu ö1çü1erin ve hak1arın çiğnenmesine ve ih1a1 edi1mesine yo1 açacak her tür1ü tutum, davranış, ey1em ve söy1emden sakınmak, e1bette bu çerçeve içinde yer a1acaktır. lnsan1ığın huzur ve saadeti için Yüce A11ah'ın koyduğu sınır1arı gözetme konusunda gösteri1en duyar1ı1ık, takvanın an1am çerçevesindedir. #una göre insan-1ığın dünya ve ahiret saadeti için konu1muş bu1unan sınır1arı ih1a1 etmeme noktasında en faz1a sakınan, bu hususta en faz1a hassasiyet gösteren kişi, takvaya en faz1a riayet eden en muttaki insan1ardandır.
lnsan1arı değer1endirirken i1ahî ö1çü budur. #ir hadis-i şerifte de ifade edi1diği gibi ‘lnsan1ar tarağın diş1eri gibi eşittir.' Hz. A1i efendimizin ifadesiy1e ‘lnsan1ar ya dinde kardeş ya da hi1katte/yaratı1ışta eştir.' #ir1ikte yaşama hukukunu teme11endi-rebi1ecek yegâne ö1çü budur. #ir1ikte yaşamanın ah1akı da bu teme1 üzerine kuru1abi1ir.
ls1am'da ötekini yok etme baş1ığını taşıyan bir an1ayışın hiçbir zaman yeri o1mamıştır. Çünkü bu öteki -her ne kadar din hususunda ve itikatta Müs1üman1ara karşı da o1sa- bir insandır ve o insan hak1arına sahiptir. kendi inancını koruyarak Müs1üman1ar1a yan yana yaşamak istediği takdirde bu hususta kendisine imkân veri1ir ve baskı yapı1maz.
lnsan1arın renk1erinin, di11erinin, ırk1arının fark1ı1ığı, Yüce A11ah'ın sınırsız güç ve kudretini gösteren ayet1erdendir, de-1i11erdir. Yüce A11ah şöy1e buyurmaktadır: ‘Göhlerin ve yerin yaratılmaɛı, dillerini[in ve renhlerini[in Jarhlı olmaɛı da onu**n (varlıǧının ve hudretinin) delillerindendir. (üQheɛi[ bunda bi*-**lenler iyin elbette ibretler vardır.*' (er-Rûm, 30/22)
#u fark1ı1ık1arı var eden hiç bun1arın düşman1ık veya nefret nedeni yapı1masına rıza gösterir mi? Tam tersine i1ahî irade bun1arın tanışmaya, hayır1ı iş1erde bu1uşmaya, yardım1aşmaya, işbir1iğine ve insan1ık namına ortak yarar1arın ve mas1ahat1arın gerçek1eştiri1mesine vesi1e o1masını istemektedir.
“Ağlarım ağlatamam, hissederim söyleyeme**m Dili yok kalbimin, bundan ne kadar bizarım”
Dr. Ülfet GÖRGÜLÜ
Din İçleri Yühseh Kurul u[nanı
a1bimin di1i o1saydı eğer ve nefesim yetip de duyu-rabi1seydim sesimi tüm yeryüzüne, ses1enmek ister-
dim bütün insan kardeş1erime:
Hepimiz yerkürenin üstünde kocaman bir ai1eyiz. Hz. Âdem ve Hz. Havva'nın kız1arı ve oğu11arıyız. Müminin iman ettiği, ateistin inkâr ettiği bir A11ah'ın ku11arıyız. Hammaddesi topraktan var edi1ip iki üreme hücresinin dö11enmesiy1e o1u-şan bir zigottan yaratı1dı biyo1ojik vücudumuz. l1ahî bir nefha üf1endi sonra bu vücuda ve insan o1duk.
Her bir insan bir tanedir, yegânedir, öze1dir. Her insan dü-şünce1eri, duygu1arı, yetenek1eri i1e birbirinden fark1ıdır. Di1i, ırkı, rengi, cinsiyeti ve mi11iyeti ne o1ursa o1sun her insanın değeri, kıymeti, insan1ık özü aynıdır. 0nur1udur, saygındır, canı, haysiyeti, ma1ı dokunu1mazdır. Her insan şeref1i bir var1ıktır ve haysiyetine yakışır bir şeki1de yaşamayı hak etmektedir.
A11ah Tea1â yaratmaya değer bu1duğu, ruhundan üf1eyerek onur1andırdığı, konuşma, görme, işitme gibi sıfat1ar1a donatıp, kudret ve irade sahibi ey1ediği bu insanı yeryüzünün imarıy-1a sorum1u kı1mış, aynı toprağın üstünde ve aynı gök kub-benin a1tında bir arada ve insana yaraşır bir şeki1de yaşama imtihanına tabi tutmuştur. Do1ayısıy1a hepimiz birbirimizin imtihanıyız. Sonucunu, kendisine yük1ediğimiz an1am, duruş
73
ve davranış1arımızın be1ir1ediği bir imtihandayız. Aynı zamanda yeryüzünü bize emanet eden Yüce Mev1â, bizi de birbirimize emanet etmiştir.
Her ai1e içinde küçük ya da büyük an1aşmaz1ık1ar o1abi1e-ceği gibi, topyekûn insan1ık ai1esinin de her konuda uyuşması, sorun ve prob1em1erden azade bir bütün1ük ve bir1ik sergi1e-mesi e1bette mümkün ve gerçekçi deği1dir. Ancak mütemadi-yen çatışarak, çekişerek, öteki1eştirerek, ezerek, üzerek, hor görerek, yok sayarak yaşamanın hepimize kaybettirdiği de bir vakıadır. #öy1ece hem insan1ık imtihanını hem insan1ığımızı kaybetmekteyiz her geçen gün…
#ir1ikte huzur ve güven içinde yaşayabi1mek için ihtiyacımız o1an erdem1er ve dinamik1er fıtratımıza nakşedi1miş iken bun1arı fii1iyata geçirmek, söy1em ve ey1em1erimize yansıtabi1-mek ve ikincisi o1mayan bu dünyayı daha güze1, yaşanabi1ir bir dünya yapabi1mek bu kadar zor mu gerçekten?
Saygıyı, hoşgörüyü, merhameti, ada1eti, affetmeyi, dürüst-1üğü, pay1aşmayı, sabrı hayatımıza hâkim kı1mak, i1işki1eri-mizin mihveri yapmak, gökde1en1er inşa etmekten, dev1et1er, şirket1er kurup yönetmekten, bi1işim tekno1oji1eriy1e haya1 ötesi bu1uş1ara imza atmaktan, uzayın derin1ik1erinde ya da DNA mo1ekü11erinde ince1eme1er yapmaktan daha mı zor, daha mı kü1fet1i?
ka1p1erdeki kin ve nefret duygu1arını, hırs ve intikam arzu-1arını parça1amak, atomu atoma1tı parçacık1ara ayırmaktan daha faz1a mı çaba gerektiriyor? Yürek1erde sevgi, muhabbet, şefkat üretmek, kocaman fabrika1ar kurup si1ah üretmekten daha mı masraf1ı ve zahmet1i?
ky A11ah'a iman eden1er!
kut1u peygamber1erin ümmet1eri!
A11ah'a veri1ecek büyük bir hesabımız o1duğunun farkında mıyız? Yüce Rabbimizin merhametini coşturacak, kut1u
nebi1erin şefaatini tece11i ettirecek, rahmet yük1ü mesaj1arıy1a yeryüzünü cennete çevirecek bir gayret ve ça1ışmanın içinde o1mamız gerekmez mi? Hepimiz böy1e u1vî bir misyonu yerine getirmek1e sorum1u iken, yeryüzünde hakkı, ada1eti, tesanütü hâkim kı1mak yerine ayrıştırmayı, öteki1eştirmeyi ve düşman1ı-ğı körük1emenin hesabını Rabbimize nası1 vereceğiz? Hz. Âdem (a.s)'den Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.)'ya kadar, hayat1arı boyunca her daim bir1eştirici, uz1aştırıcı, affedici barış e1çi1eri o1muş enbiya efendi1erimiz1e nası1 yüz1eşeceğiz?
#ir insanı yaşatmanın bütün insan1ığı yaşatmak gibi o1du-ğu, bir insanı ö1dürmenin ise bütün insan1ığı ö1dürmek an1a-mına ge1diği i1ahî öğretisinden hareket1e, dünyanın dört bir yanında akan kanın durduru1ması için çaba1amak yerine kan akıtı1masına zemin hazır1ayarak ya da seyirci ka1arak hâ1â ve nası1 “biz de müminiz” diyebi1eceğiz?
ky din-i mübin-i ls1am'a intisap ve Hatemü'n-nebiye iman1a şeref1enmiş Müs1üman1ar!
Yeryüzünde barışı, huzuru ve kardeş1iği tesis etmek1e yü-küm1ü o1an1ar!
#izim Peygamberimiz be11i bir zamana, mekâna ya da top1uma deği1, tüm insan1ığa rehber o1arak gönderi1medi mi? 0nun vasıtasıy1a tüm zaman ve insan1ığa duyuru1an evrense1 mesaj, di11erin ve renk1erin fark1ı1ığının A11ah'ın ayet1erinden o1duğunu (Rûm, 30/22) bi1dirmedi mi biz1ere? 0 hâ1de fark1ı1ık1arı top1umsa1 bir zengin1ik o1arak görmemiz, “insan” üst kim1i-ğinde bir1eşerek, her bireye insan o1duğu için saygı duymamız gerekmez mi?
7eda hutbesinde Hz. Peygamber'in: “Ey inɛanlar! Rabbini*[* birdir, MeQini[ Â*dem'in yocuhlarıɛını[. Arab'*ın AraQ olmayana üɛtünlüǧü yohtur.” hitabı, çağ1ar üstü bir mesajı, di1e getiri1diği anki hikmet ve değeriy1e bugüne aynen taşımaktadır. #u hitap aynı zamanda, rahmet peygamberinin yak1aşık 23 seneyi bu-
1an risa1et sürecinde fark1ı din mensup1arıy1a o1an i1işki1erinin, topyekûn insan1ığa bakışının ve bu an1ayış1a ortaya koyduğu uygu1ama1arının ke1ama/evrense1 bir mesaja bürünmüş ha1idir.
#ugün ümmeti o1arak, kfendimizin bu mesajını doğru okumak, an1amak ve gereğince ame1 etmek1e yüküm1ü o1du-ğumuzu hatırdan çıkarmama1ıyız. Fark1ı görüş1ere tahammü-1ün giderek kaybo1maya baş1adığı ve insan1arın her geçen gün birbir1erini daha az an1adığı hatta an1ayamaz hâ1e ge1diği günümüz dünyasında, karşımızdakini A11ah'ın bir ayeti o1arak görüp, an1amaya ça1ışmak ve hoş görebi1mek erdemine, Resû-1u11ah'ın bu konudaki örnek1iğine ne kadar da ihtiyacımız var.
Hz. Peygamber (s.a.s.), insan hak1arına saygı, insan onuruna hürmet ve insana hizmet adına, ona gü1ümsemeye de, eziyet veren bir maddeyi yo1dan ka1dırmaya da sadaka ö1çüsünde değer atfetmiştir. kn teme1 insan hak1arının ayak1ar a1tına a1ın-dığı günümüzde, bu ifade1erin ve davranış mode1inin taşıdığı an1amı yeniden keşfetmeye hem Müs1üman1ar hem insan1ık o1arak ne kadar muhtacız.
kendimizi sıgaya çekmekten imtina edip hep hak1ı ve kusursuz gördükçe, “Kendini[i beǧeniQ temi[e yıharmayın. Kimin tahva ü[ere olduǧunu O yoh iyi bilir.”(Necm, S3/32) ayeti gereğince nefis muhasebesi yapıp eksik1erimizi te1afi etmek yerine, hata ve kusuru karşımızdakine atfettikçe, zihin/niyet okuma ve su-i zan1a hareket ederek nice ka1p1er kırıp, onur1arı çiğnedikçe A11ah'a hesabımızı nası1 vereceğiz?
#aşka inanç ve kü1türe mensup top1um1ar1a bir arada yaşamanın ls1am'ı temsi1 adına bize önem1i bir sorum1u1uk yük1edi-ğinin bi1inciy1e Hz. Peygamber'in güze1 ah1akını şiar edinmemiz gerekirken, yaptığımız yan1ış1ar ve gayr-i ah1aki davranış1ar1a dinimize taş attırmanın veba1ini nası1 taşıyabi1eceğiz? 7e ne zaman e1inden, di1inden emin o1unan bir Müs1üman o1acağız?
Ai1e ve akraba münasebet1erimizde, komşu1uk i1işki1eri-mizde, arkadaş1ık1arımızda, işyer1erimizde, trafikte, çarşıda, pazarda, ticaretimizde kısacası gün1ük hayatın akışı içinde, o1ur o1maz yerde par1ayıp gazabımıza yenik düşmek yerine sükûneti, itida1i, sabrı ve öfke kontro1ünü becerebi1en o1gun birey1er o1abi1meyi ne vakit başarabi1eceğiz?
ky asabiyetini insan1ığının ve Müs1üman1ığının önünde tutan1ar!
Mezhepçi1ik, hizipçi1ik, etnik kim1ik asabiyetiy1e birbirine düşman o1an1ar!
lman ettiğimiz Resu1ümüz; “Müɛlüman müɛlümanın har*-**deYidir; ona [ulmetme[, onu yardımɛı[ bırahma[ ve onu* hor görme[.”(Müs1im, #irr, 32) buyurmadı mı?
“Müminler birbirlerini ɛevmede, birbirlerine merhamet v**e YeJhat göɛtermede, tıQhı bir organı rahatɛı[landıǧında diǧer organları da uyhuɛu[luh ve yühɛeh ateYle bu acıyı QaylaYan bir bedene ben[er.”(Müs1im, #irr, 66) diyerek din kardeş1iğinin her tür1ü asabiyetin üzerinde o1duğu hakikatini duyurmadı mı?
#un1arın da ötesinde, “Kim gayeɛi İɛlam olmayan bir bay*-rah* altında bir aɛabiyete yaǧırırhen veya bir aɛabiyete *yardım* ederhen öldürülürɛe onun ölümü cahiliyye ü[eredir.” (lbn Hanbe1, Müsned, II, 306) buyurarak, müminin sadece dünyasını deği1 uk-basını da mahvey1eyecek o1an bu ceha1etten ümmetini sakın-dırmadı mı?
Hangi mezhep, meşrep ve an1ayış bir masumun kanını akıt-mayı, cami1eri bomba1ayıp, türbe1eri, mezar1arı yakıp yıkmayı meşru görebi1ir?
Medine'ye hicretin hemen akabinde fark1ı dinî grup1ar1a an1aşma imza1amış, bu insan1ar1a komşu1uk i1işki1erinde bu-1unmuş, a1ışveriş yapmış hatta Yahudi ası11ı o1an Hz. Safiye va1idemiz1e ev1enerek, onu hane-i saadetin hanım1arı ve mü-
min1erin anne1eri arasına katmış o1an fahr-i kâinat kfendimizin gayrimüs1im1ere gösterdiği hoşgörü ve güze1 muame1eyi Müs-1üman kardeşinden esirgeyen1er, bu za1im1ik1erinin hesabını verebi1ecek1er mi?
#ir gece vakti hüzün ve gözyaşıy1a ayrı1dığı Mekke'ye bir gün zafer kazanmış bir komutan o1arak döndüğünde kimseye ceza vermeyen, hiç kimseyi inancını değiştirmek için zor1a-mayan ve müşrik1erin öncü1erinden o1up da ls1am'a giren1eri değişik biçim1erde onur1andırarak eşsiz bir tarih yazan kfendi-mize, yok ettik1eri tarihin, ta1an ettik1eri be1de1erin ve tarumar ettik1eri nesi11erin izahını yapabi1ecek1er mi?
Fark1ı içtihat1arı ihti1afa, ihti1afı tefrikaya, tefrikayı da şiddet ve vahşete dönüştüren1er, nice savunmasız can1arı ihtiras1arına kurban eden1er, bir zaman1ar emniyet ve se1amet diyarı o1an ls1am coğrafyasında fitne ateşini yakan1ar, ls1am'a en büyük ihaneti yaptık1arının farkında deği11er mi?
ky gücünü zu1üm ve zorba1ıktan a1an1ar!
kendi1erinde tüm dünyayı yönetme, bütün insan1ığa hük-metme yetkisini gören1er!
Nefsine güç yetiremeyen, söz din1etemeyen1erin hakikatte hiçbir şeye muktedir o1amayacak1arını an1amak için daha kaç sa1tanatın yıkı1ması, zu1m i1e abad o1unamayacağı gerçeğini görebi1mek için kaç Firavun'un, Nemrut'un tarih sahnesinden si1inmesi 1azım?
Hz. Musa ve ümmetini küçük ve zayıf bir top1u1uk gördük-1eri için bir çırpıda yenebi1ecek1erini, bir dam1a suda boğabi-1ecek1erini düşünen1er kendi1eri boğu1up gitti1er. Ne itibar1arı ka1dı ne sa1tanat1arı.
Güç ve kuvvet1erini ispat edercesine Hz. lbrahim'i yanardağ benzeri ateş1ere atan1ar, kendi hırs ve zu1üm1erinin ateşinde yanıp yok o1du1ar. Ne kehkeşan1arı ka1dı ne ihtişam1arı…
Güç ve bi1gi, ah1ak ve hikmet i1e bu1uşmadıkça, maz1um-1arın, mağdur1arın hak1arı iade edi1medikçe, bomba ve si1ah ses1erinin, garip1erin ah u enin1erinin yerini sevinç ve mut1u1uk çığ1ık1arı a1madıkça bu yapı1an1arın hesabını A11ah'a verebi1ecek misiniz?
ky ls1am'ı vahşet ve terör dini i1an eden1er!
kendi çıkar1arını ve hesap1arını, icat ettik1eri “ls1amofobi” maskesi ardına giz1eyen1er!
Şu bir gerçek ki ls1am, getirdiği evrense1 mesaj1arı ve öğ-reti1eriy1e sadece mensup1arının deği1, bütün insan1ığın güven, huzur ve se1ametini garanti a1tına a1mıştır. #u dinin peygamberi, mübe11iği o1an Hz. Muhammed (s.a.s.) de her vesi1e i1e in-san1ığın eşit1iğini i1an etmek1e ka1mamış bizzat uygu1ama1arıy1a da fark1ı etnik ve dini grup1arın bir arada güven ve barış içinde yaşayabi1ecek1erini tüm dünyaya göstermiştir.
kur'an'a ve Hz. Peygamber'e gönü1den inanan, inandığı değer1eri samimiyet1e yaşamaya ça1ışan Müs1üman1ar ise inanın yeryüzünde kurban kanından başka kan akıt(a)maz1ar.
Tuzak kuran1arın tuzağını boşa çıkaran, “Allah'ın tu[aǧın*-dan* (hurtulacahlarına) emin mi oldular? Ziyana uǧrayan toQ*-luluhtan baYhaɛı Allah'ın tu[aǧından emin olma[.”* (A'raf, 3/99) buyuran Yüce A11ah'ın bu i1ahî beyanı gereğince kurduğunuz tüm tuzak1arın bir gün ayağınıza do1andığını gördüğünüzde, kin ve nefret1erinizin hesabını Yaratana verebi1ecek misiniz?
ky A11ah'ın sonsuz hazinesinden kendi1erine 1ütufta bu1un-duğu servet sahip1eri!
Dünyanın tüm zengin1ik1erini ara1arında bö1üşen mut1u (!) azın1ık!
Merak ediyorum, yoksu11uk1a kıvranan1ara göz1eri, aç1ıktan in1eyen1ere ku1ak1arı, soğuktan donan1ara kapı1arı, işsiz1ere,
aşsız1ara, çaresiz1ere yürek1eri kapatarak mut1u o1unabi1ir mi gerçekten?
0ysa zengin1ik fakir1ikten daha çetin bir imtihandır. Ser-vetine servet katan1ar, as1ında yığın yığın biriktiren1er deği1, cömert1ik1e verebi1en1erdir. Şu dünyada me1ek1eri bi1e imren-diren en güze1 ve asi1 davranış ihtiyaç sahip1erinin sıkıntı1arını giderebi1mek, veren e1 o1abi1mektir.
lnsan1arın önem1i bir kısmı aç1ık sınırının a1tında yaşam mücade1esi verirken, diğer1erinin obezitey1e mücade1e ettiği, doymak bi1mez nefsi tatmin edebi1mek için sınırsız harcayıp tükettiği bir dünyada yaşıyoruz maa1esef. 7urdumduymaz1ık-tan, duyarsız1ıktan ve israftan yakamızı kurtarıp, zekat, sadaka, infak, hayır, yardım1aşma ve1hası1 hangi isim1e anı1ırsa anı1sın insani duyar1ı1ığı gerçek an1amda tedavü1e sokmadıkça zengin i1e yoksu1 arasındaki bu büyük uçurumun kapanabi1mesi mümkün deği1dir.
Pay1aşmamız için veren, infak etmemiz için ihsan eden Mev1â'ya benci11iğin, cimri1iğin ve tamahkâr1ığın hesabını ve-rebi1ecek miyiz? 7erdik1erini bir gün geri a1ırsa şayet o zaman kimin kapısına gideceğiz?
ky yeryüzü sakin1eri!
Zamanın ve mekânın hakkımızda şahit1ik yapacağı ada1et ve hesap günü ge1diğinde hesabını verebi1eceğimiz bir mazi-ye imza atmak, bizden sonraki nesi11ere hayır1a yâd edi1eceği-miz iyi bir ge1ecek ve yaşanabi1ir güze1 bir dünya bırakmak en önem1i sorum1u1uk1arımızdandır. #u bi1inç1e ge1in hep bir1ikte ve gücümüz yettiğince kötü1ük1eri bertaraf edebi1mek, her tür-1ü ayırımcı1ığın önüne geçebi1mek ve beraberce huzur içinde yaşayabi1mek için saygı, hoşgörü, merhamet ve ada1et başta o1mak üzere tüm ah1aki erdem1eri hayatımıza hâkim kı1a1ım.
81
Gündemi barış ve sevgi o1an se1im akı1 ve ka1p sahip1erinden o1maya çaba1aya1ım.
Ge1in Yaratanımızı darı1tmaya1ım. Peygamber1erimizi gü-cendirmeye1im. Me1ek1erimizi, hoşnut o1mayacak1arı husus1arı yazma zorunda bırakmaya1ım. Ge1in hem dünyamıza hem birbirimize sahip çıka1ım ve iyi1iği yeryüzüne yaya1ım.
“Ohu Yayet ɛana bir hiɛli yüreh la[ımɛa Ohu, [ira onu ya[dım, ihi ɛö[ ya[dımɛa”
(#i1vesi1e Mehmet Akif'i rahmet ve minnet1e anıyorum.)
Bir arada yaşamak için merhamet şarttır. İnsandan insana giden yolu, insandan varlığ**a giden yolu merhametle yürürüz. M**erhamet, sınır tanımayan kalplerin davasıdır.
Prof. Dr. Kemal SAYAR Marnara Üniversitesi Psihiyatri Anabilin Dalı Baçhanı
e1am üzerine o1sun, insan1ığın önderi efendimiz, merhametin vücut bu1muş hâ1iydi. Merhamet medeniye-timizin teme1 direk1erinden biridir ve bir arada yaşamanın ah1akını bize sağ1ar. #u an1ayış1a, dünyanın feryat1arı bizim feryat1arımız o1ur. lnsanı insana komşu kı1an bir ah1aktan söz ediyoruz. k1bette, sözün hemen başında merhamet ve acımanın birbirinden fark1ı o1duğunu söy1ememiz gerek. Çünkü merhamette denk1ik var. Merhamette 1ütufkâr1ık yok, kendimize bir ro1 biçme, bir üstün1ük tas1ama hâ1i yok. Çünkü merhamet rahmetinin as1ı, sahibinin vasıtası o1mak-1a mümkün. #u da bir hâ1dir, bir makamdır ve uğruna ter
dökü1mesi gerekir. Merhamet eden, merhamet edi1miştir.
Türkiye yakın geçmişte korkunç cinayet1er1e sarsı1dı. Sevginin özünde karşımızdaki canı aziz bi1mek vardır. Zu1üm ise o aziz canı bize bir obje, bir nesne o1arak gösterir. Üzerine kuvvet uygu1ayabi1eceğiniz, eğip bükebi1eceğiniz bir nesne. lnsan1ar1a ya bir ben-sen i1işkisi kurarız, ya da ben-şey i1işkisi. Sevgi görmeyen insan1ar kendi ruh1arına da yabancı1aşıyor ve kendi1erinden esirgenmiş o1anı başkasından esirgiyor. kendi can1ı1ığını sadece yıkarak ve yok ederek hissedebi1en bir insan türü ortaya çıkıyor. Sevgisiz1ik, i1eriki hayatında insana ya bir özgüven aza1ması ve ezik1ik hissi, ya da yitiri1miş o1anı kapat-
83
mak için sahte bir özgüven kabarması, bir ego şişmesi o1arak dönebi1iyor.
#ütün ah1aksız1ık1arın kaynağında komşunun ıstırabının meşru1aştırı1ması yatar. #ana soru1mamış o1sa da, benden yardım di1enmemiş o1sa da ötekinden, komşumdan sorum1uyum. komşunun yüzü beni ah1aka çağırır ve ah1ak, incindiğim yerde baş1ar. 0nun aç1ığı ve yoksun1uğu beni de incittiğinde baş1ar. kut1u sözü hatır1aya1ım: “komşusu açken tok yatan kimse, gerçek an1amda inanmış o1amaz.” #izim medeniyetimiz “komşuyu neredeyse komşuya varis kı1acak kadar” komşu1uk ah1akını vur-gu1ar. Ruhbi1imde çocuk1uk1a i1gi1i yara1arın ih1a1 ve ihma1den kaynak1andığı söy1enir. Çocuğa bizzat zarar vermek (ih1a1) ve başkasının verdiği zararı dindirmek için harekete geçmemek (ihma1). komşu1uk için de aynı düsturu di1e getirebi1iriz: komşu hakkının ih1a1 ve ihma1i, ırkçı1ıktan yabancı düşman1ığına, yoksu11uktan eşitsiz1iğe dek bir dizi top1umsa1 sorunun teme1in-de yatar. kurbanın kendi kaderini hak ettiğini düşünen ve kötü-1üğü ak1a uydurarak meşru1aştıran1ar, yani haksız1ık karşısında sesini çıkarmayan ve komşusunun ıstırabına sırtını dönen1er, kötü1üğü icra eden1er kadar mücrimdir. Çünkü kötü1ük ancak on1arın sessiz ka1ma1arı kaydıy1a hükmünü icra etmektedir.
0ysa her insan birbirine komşudur ve her insan birbirinden sorum1udur, ben herkesten daha faz1a sorum1uyum. #ir arada yaşama ah1akı, bizi birbirimize barınak kı1ar. lnsan insanın yur-dudur. komşumun acısını kendimin bi1mek1e, ona bu dünyada ya1nız o1madığını hissettiririm. 0nun acısına bu dünyada bir yer açar ve ona bir an1am vermesine yardım ederim. 0na kayıtsız şartsız bir merhamet1e yüzümü döndüğümde ve acısını dindirmek için ey1eme geçtiğimde, hem kendi dünyamı hem de onun dünyasını geniş1etirim. Daha metafizik bir düz1emde konuşacak o1ursam, merhamet seçmek1e deği1 seçi1mek1e i1gi-1idir ve merhamet eden, seçi1miştir. #ütün var1ık1ara bir çekim ve bağ1ı1ık duyarız, çürümekte o1an bir çiçeğin yerini değiştirir, yara1ı bir hayvanı tedavi etmek isteriz. 7ar1ık bize komşudur. kendimizi başka1arına yardıma ne kadar hasredersek, on1ar1a
meşgu1iyete ne kadar adarsak kendimizi, o ö1çüde benci11iği-mizden arınırız. Merhamet bizi günübir1ik hayatın endişe ve tasa1arından uzağa, komşumuzun ka1bine taşır.
Rus şair Yevgeni Yevtuşenko anı1arında i1ginç bir o1aydan söz ediyor: “Sta1in bozguna uğramış 20 bin A1man askerinin sokak1arda geçit resminde bu1unduru1masını istedi. Sokak1arda top1anan ha1k, düşman1arına nefret içinde bakıyor ve öfkey1e yumruk1arını sıkıyor1ardı. Fakat birden on1ara bir şey o1du. A1man asker1erini zayıf1amış, saç-saka1 karışmış, kir1i ve kan1ı bandaj1ar içinde, ko1tuk değnek1erinde aksayarak veya arkadaş-1arının vücuduna yas1anmış, baş1arı öne eğik hâ1de yürürken gördü1er. Sonra birden yıpranmış çizme1er içinde bir yaş1ı kadın öne doğru i1er1edi. Hırkasının içinden renk1i bir mendi1e sarı1mış bir şey çıkardı ve onu açtı. #u bir parça siyah ekmekti. #unu zor1a bir askerin cebine sokmaya ça1ıştı. Sonra her köşeden kadın1ar ge1meye baş1adı1ar. Asker1erin e11erine sigara, ekmek veya e11erinde ne varsa onu tutuşturuyor1ardı. Asker1er atık düşman deği1di1er. 0n1ar insandı1ar.”
lnsan, sevgi arayan bir var1ık. Sevgiy1e serpi1ip büyüyen, çiçeğin ışığa yöne1mesi gibi sevgiye yöne1en bir var1ık. “Sevgi hakkı yadsınmış o1an her insan sakat1anmış, var1ığının kök1eri ba1ta1anmış demektir,” diyor Henry Mi11er. Merhamet en evve1 herkesin sevgiye değer o1duğunu tes1im etmektir. Hakkaniyet ve sevgi, merhametin âdeta kız1arıdır.
Yardımsever1ik, diğerkâm1ık veya dayanışma dediğimizde merhametin i1ham verdiği ey1em1erden söz etmiş o1uruz. Merhamet sahip1eri müşfik, hayırsever, nazik, yumuşak yürek1i, an1ayış1ı ve empati yetenek1eri yüksek insan1ardır. lnsanın öteki insanın iyi1iğine dair bir mesu1iyet hissettiği ve onun ızdırabıy1a harekete geçtiği bir durumdan söz ediyoruz. kişi, ta1ihsiz1ik kurbanının acısıy1a karsࡤı1asࡤtıgࡅında ya yüzünü ve ruhunu ona döner; merhamet eder ya da kurbanın ta1ihsiz1iğinin kendisinde yarattığı huzursuz1uk1a kendine döner ve kurbandan göz1e-rini kaçırır. Merhamet, işte o göz1erin içine bakabi1mek1e baş1ar.
#ir güç başka bir güç1e karşı1aştığında güç mücade1esi ortaya çıkar, bir güç nazenin bir var1ık1a karşı1aştığında yabancı1aş-ma o1ur ve nihayet iki nazenin var1ık birbiriy1e karşı1aştığında yakın1ık ve samimiyet zuhur eder. lncinebi1ir o1mak ruh1arı-mızı yakın1aştırır. lkimiz de madem bu dünyada yara1anmış var1ık1arız, madem yara1arımızdan tanıyabi1iyoruz birbirimizi, bu aşina1ık1a daha da soku1uruz birbirimize. Yara1arımız, bizi birbirimize dost ve akraba kı1ar.
Merhamet ve yardımsever1ik arasında çok güç1ü bir i1işki var. Merhamet1i insan1arın daha faz1a sorum1u1uk sahibi o1du-ğu, ah1aki yüküm1ü1ük1eri daha çok sahip1endik1eri bi1inmek-tedir. Sosya11eşme, merhamet ve yardımsever1iğin ge1işiminde çok önem1idir. kbeveyn1er, ey1em ve yorum1arıy1a yardım dav-ranışının sürek1i hâ1e ge1mesini sağ1ar. Deneyse1 ça1ışma1ar ço-cuk1arda diğerkâm davranışın destek1eyici ai1e ortamı ve o1um-1u akran etki1eri tarafından bes1enebi1digࡅini göstermektedir. Çocuk1arın yardımsever1igࡅi böy1ece hem pekisࡤtiri1mekte hem de anne-baba mode1 a1ınarak bir önceki nesi1den ögࡅreni1mek-tedir. k1bette bu ögࡅrenme süreç1erinin etkin o1abi1mesi için ço-cuguࡅ n baskࡤ a bir kisiࡤ nin ruhsa1 süreç1erinin deneyim1eyebi1mesi gerekir. Yardım edi1en kisࡤide mut1u1uk, sevinç ve rahat1ama gibi duygu1ar görü1dükçe, çocugࡅun zihninde yardımsever1ik giderek yer1esࡤir. Çocugࡅun yardıma tesࡤvik edi1digࡅi ve sonunda anne ve baba tarafından “sen cömert bir çocuksun” sࡤek1inde ödü11endiri1digࡅi ai1e1erde, çocuk da “ben cömert bir çocugࡅum” diye düsࡤünmeye basࡤ1ar. #öy1ece istikrar1ı bir özkim1ik o1usࡤma-dan evve1 çocugࡅun harcı o1um1u bir sࡤeki1de yogࡅru1musࡤ o1unur. Öze11ik1e 3-8 yasࡤ1arında çocugࡅun kendi hakkında düsࡤünme biçimi o1usࡤmaya basࡤ1ar. Yardımsever bir ro1 kim1igࡅine bürünen bir çocugࡅun bunu zaman içinde kendi kisࡤi1igࡅinin ayrı1maz bir parçası o1arak benimsemesi bek1enir.
Merhamet bizden kahraman1ık bek1emez. 7ar1ıgࡅa sinmisࡤ kederi an1amamızı ister bizden. ka1bimizin en derin1erinde “ız-tırap içindeki yabancı”nın ıztırabını dindirmek için hazır o1up o1madıgࡅımızı sorar. #ir nezaket sözü, sࡤefkat do1u bir dokunusࡤ,
sabır1ı bir mevcudiyet, kendi korku ve tepki1erimizin ötesine geçme iradesi... Tüm bun1ar bir korku ve acı anını dönüstࡤ ürebi-1ecek merhamet jest1eri o1abi1ir. An1amak ve merhamet yo1unda yürümek, “dünyanın feryat1arını din1emeyi” ögࡅrenmektir. Merhamet, bizi ve on1arı ayıran duvar1arı asmࡤ ak yo1unda bir davet-tir. Çoguࡅ muz merhamet yo1unda kendi önyargı1arımıza tos1arız. Derin bir an1ayısࡤ, kabu11enisࡤ ve cesaret o1maksızın merhamet o1maz. An1amak için inan, inanmak için an1a!
Merhamet; “ɛınır tanımayan halQler”in isࡤidir. “#eni an1a, beni duy!” diye feryat eden her kader ve ıztırap anında, onu an1amak ve isࡤitmek için orada o1maktır merhamet. ka1bin di1i, ben ve sen arasındaki sınırı tanımaz. Merhamet; acıya bir mesafeden bakmak1a degࡅi1, onun a1evinin yakıcı1ıgࡅını ruhunda hissetmek1e basࡤ1ar. Merhamet; sabır, kabu11enisࡤ, farkında1ık ve dürüst1ük1e bes1enir. #enmerkezci1igࡅi ve daima hak1ı o1ma arzumuzu kurban etmeden yesࡤermez. #izi umutsuz1uk ve suç-1ama tuzagࡅından çıkarıp a1ır, saygın1ık ve iç bütün1ük i1e dona-tır. #en ve öteki arasındaki ıztırap1ı ayrı1ıgࡅı ka1dırır. Merhamete ebe1ik eden, acıdan yüz çevirmek degࡅi1, acıy1a bir1ikte ka1ma iradesidir. kendi hayatında yüzünü kedere dönersen, dünyadaki o bitmek bi1mez acıya göz1erini açacaksın. Terör, sࡤiddet, aç1ık ve mü1ksüz1ük penceresinde kıvranan insan1ara açı1acak ka1bin. Dünyanın feryat1arı senin feryat1arındır. ka1pten ka1be bir yo1 var. Merhamet, hayatımıza kaçını1maz bir sࡤeki1de giren acıyı nezaket1e kabu11enmektir. kaybedisࡤin hüznü bizi hayatın kırı1gan1ıgࡅını görmeye çagࡅırıyor. Ancak kendi kırı1gan1ığımız1a karşı1aşmak ve onu yakından bi1mek1e, ötekinin acısını da an1a-maya baş1arız. Merhamet, annenin rahminde büyüttüğü çocuğa karşı hissettiği gibi, bir başkasının hayatını hissedebi1mektir.
Merhamet için bazen de bağış1ayabi1mek gerekir. Merhamet, affedişten önce ge1ir. #ağış1amak, “sen yaptık1arından daha değer1isin,” demeye ge1ir, yani “sende umut var, yaptığın şeyden başka bir şey de yapabi1irdin, tüm o1anak1arını yitirmedin,” demektir. kğer bize yan1ış1ık yapan kişiyi affedemezsek tam manasıy1a iyi1eşemeyiz. lyi1eşmek için insanın kendisini acıya
açması ve tes1im o1abi1mesi gerekir; incinebi1ir1ik ve acziyeti ka-bu11enebi1mesi, on1ar1a yüz1eşebi1mesi gerekir. “Affedişin iki kızı var: Ada1et ve merhamet,” demiş eski1erden bir bi1ge. Gerçekten affedebi1mek için ada1et1e hareket etmek, hakikat1e yüz1eşmek ve veri1en zararı küçümsememek gerekir. #unu merhamet1e yapma1ıyız ki bir uz1aşma boy verebi1sin. Uz1aşma o1maksı-zın ada1et intikamdır ve intikam yeni bir şiddet döngüsünü baş1atır. Ada1et o1maksızın uz1aşma ise nisyandır, unutuştur. Unutmak ne bir çözüm ne de bir uz1aşı sağ1ar. Çatışma sonrası durum1arda, pay1aşı1mış tarihse1 be11eğin yeniden inşası, i1işki-1erdeki güveni onarmak için önem1i bir adımdır. lnsan hak1arı ih1a11erini isim1endirmek1e top1umun bu ih1a11eri sosyokü1türe1 bir düzeyde an1ayabi1mesi de sağ1anır. Suç1arı ve suç1u1arı isim-1endirmek, on1arın bir daha yaşanmasının önüne geçmek için e1zemdir. #öy1ece hayatta ka1an1arın iyi1eşmesi hız1anır, kurban-1ar çektik1eri acının boşuna o1madığını görmek1e onur1andırı1ır.
#azen umudun şafağı bir ümitsiz1ik gecesinin sonunda doğar. Umut1a karşı1aşmak için ümitsiz1iğin de ötesine geçebi1mek gerekir, gecenin en ucuna gittiğinizde orada yeni bir şafak sizi bek1eyecektir. Günümüzde hemen ağrıdan kaçmak istiyor, çoğu zaman kedere tahammü1 edemiyoruz. Acıdan kaçmaya ça1ı-şırken onun içine kısı1ıp ka1ıveriyoruz. Ana1jezi top1umunda, ıztıraptan bir şey1er öğrenmek yerine, onu yok etme, onu görmezden ge1me, ondan kaçma öne çıkan tavır1ar o1uyor. 0ysa insandan tüm özgür1ük1eri a1ınsa bi1e bir şey as1a a1ınamaz: kendi yo1unu seçme özgür1üğü. kn zor koşu11arda bi1e kendi yo1umuzu seçebi1iriz. lrade, hayatın en dibe değdiği yer1erde bize yukarı sıçramak için imkân verir.
Acısıy1a bize yöne1en kişiyi feraset ve basiret1e din1eyebi1-memiz gerek. Din1emek pek çok seviyede gerçek1eşebi1ir. Önce din1ediğim kişinin düşünce ve duygu1arını an1amaya ça1ışırım. 7e bana an1attığı öyküyü. Gerçek1iği nası1 kuruyor, ak1ını na-sı1 ku11anıyor, onu ne duygu1andırıyor ve tutku1arını harekete geçiriyor? Yaşantısındaki önem1i an ve örüntü1er ne1er? Sonra kendimi din1erim. kendi arzu1arımı, heves1erimi, bağ1an-
ma, önyargı ve özgür1eşememe a1an1arımı an1amaya ça1ışırım. Üçüncü o1arak içinde yer a1dığım bağ1amı din1erim: lçinde yaşadığım top1umda ada1et ve eşit1iğin önünü ne tıkamaktadır? Merhametin yayı1masını enge11eyen şey nedir? Top1uma menfaat ve dert1er nası1 dağıtı1maktadır? 7e nihayet vicdanın çağrısını din1erim. #ütün1ük, ah1ak ve ada1et erdem1eri için, daha iyi bir dünya için nası1 ey1eme geçebi1irim?
Merhamet, bizden başkasının hikâyesini ondan etki1enme-mize izin vererek din1ememizi ister. Feraset, bizi bu hikâyeyi din1erken ruhumuzun kıpırdanış1arını hissetmeye ve neyin bize iyi bir kaynaktan neyinse başka bir yerden ge1diğini an1amaya çağırır. #u şeki1de ötekinin hayatında ne o1makta o1duğunu onun bakış açısından an1amaya ça1ışırız. 0n1ar açısından neyi yapmanın on1ara daha faz1a fayda sağ1ayacağını an1amaya ça-1ışırız. #ir yandan da bu sürecin bizim üzerimizdeki etki1erini göz1er ve bunun öteki için ne an1ama ge1diğini an1am1andır-maya gayret ederiz. Merhamet ,bizi ötekinin hikâyesine değer vermeye davet eder. 0nu din1emeye davet eder çünkü hepimiz bir başkasına ötekiyiz. Hepimiz öteki1eriz. kğer hikâye bir mü-cade1e hikâyesi ise hepimizin yaşanmış tecrübe1erinin bir aynası ve insan saygın1ığının bir ifadesi o1arak içse1 bir değer taşır. #azı öykü1erin etkisi daha büyük o1ur ama her ıztırap öyküsü bütün için hayatî önemdedir ve i1giyi hak eder. ka1binize dokunmaya baş1adığınızda veya ona dokunu1masına izin verdiğinizde, onun uçsuz bucaksız o1duğunu fark edersiniz, onun bir çözümü o1madığını, bu ka1bin çok büyük, geniş ve sınırsız bir yer o1duğunu fark edersiniz. 0rada ne kadar sıcak1ık ve nezaket o1duğunu fark edersiniz ve ne kadar da boş1uk o1duğunu. ka1-bin istiap haddi bitmez, oraya a1ınacak misafir1e geniş1er ka1p, yeni deneyim1er1e büyür. ka1pten veren kişi daha da zengin1eşir.
#ir arada yaşamak için merhamet şarttır. lnsandan insana giden yo1u, insandan var1ığa giden yo1u merhamet1e yürürüz. Merhamet, sınır tanımayan ka1p1erin davasıdır.
Efendimiz, sahabileri ikişer ikişer kar**deş yaparken kardeş olmamakta ısrar mı edeceğiz! Hem birlikte yaşayabilmek için ayn**ı inancı paylaşmak da gerekmiyor. Medine
Sözleşmesi’ndeki inanç ve düşünce özgürlüğün**e hâlâ ulaşamadı dünya…
A. Ali uRAL
Ya[ar
ynı karında büyüdüğümüzü bi1miyordum, çok son-ra1arı öğrendim bunu. Anneme anne demiyordun,
senin annen başkaydı, nereden bi1ebi1irdim. #abam, kardeşini koru demişti, ağabeyiydim onun. kardeş1er korunmak içindi 1akin büyük bir ka1aba1ık vardı dışarıda, kapımızı da1ga1ar gibi döven. Göz1eme de1iğinden baktığımda tanıyamadım. kardeşim ve ben bir yanda, diğer yanda ad1arını bi1e bi1mediğim bin1erce gö1ge. Sen de on1arın arasındaydın ve kardeşimi senden korumam gerekiyordu. Yüzün yüzüme benzemiyordu, saç1arın saç1arıma. lşte ko11arımız yan yana iki renk birbirinden uzak. lki ayrı nehir fark1ı deniz1ere akan, ba1ık1arımız fark1ı. konuşma1arımızdan bi1e an1aşı1ı-yordu yabancı o1duğumuz, aynı havayı da so1usak.
Aynı karında büyüdüğümüzü bi1miyordum, çok sonra1a-rı öğrendim bunu. #e1ki de sana yardım edebi1ecek tek insan bendim. Hastanenin koridor1arında bir araba sürük1eniyordu, sen vardın içinde. #en sahi1de güneşin batışını seyrediyordum. Aynı sokakta oturuyorduk ekvator çizgisiydi sokağımız, giz1i kuşağı dünyanın. karşı karşıyaydı ev1erimiz toka1aşmadık hiç. Seni bir gün bi1e se1am1amadım, hayat zordu. Yüzümden düşen bin parçaydı, zaman yoktu gü1ümsemeye. Hep yetişecek bir yer1er vardı, sen yoktun o yer1erin içinde. Hediye paket1eriy1e
91
do1uydu bavu1um uzak1ardan dönerken. Fiyonk1ar kıpkırmızı, adını hatır1amadım.
Aynı karında büyüdüğümüzü bi1miyordum, çok sonra1arı öğrendim bunu. #ir kitaptan öğrendim duvarda ası1ıydı. Taş1a-rının birbirini destek1emediği bir duvarda ası1ıydı, e1ime a1dım. Yeni bir kıtaydı, adım atmadığım bir diyar, haritam yoktu. #ir anda kendimi o sayfanın önünde bu1dum. #ir anda kayığım kaya1ara vurdu. #ir anda o cüm1e yankı1andı odada. Annem büyüdü, kardeş1erim1e pay1aştığım boş1uk büyüdü. #in1erce insan1a aynı anda yeniden doğdum. Aynı anda vurdu güneş yüz1erimize. #u nası1 bir doğum, kardeş1erim mi bun1ar! Fakat benzemiyor bana hiçbiri. Derken, rengârenk bebek1erden kızı1 ten1isi, di1i döndüğünde kardeşim dedi, arkamda yürüme, ön-cün o1mayabi1irim; önümde yürüme, takipçin o1mayabi1irim. Yanımda yürü, eşit o1uruz böy1ece.
Aynı karında büyüdüğümüzü bi1miyordum, çok sonra1arı öğrendim bunu. Hazır1ık1ı deği1dim, şaşkın1ık1a koştum aynaya. #en sureti seyrederken titredim. “Mümin1er kardeştir” cüm1esi e1imden tuttu. Ayna e1imden tuttu camda yeni yüz-1erim. #u kara deri1i adam benim, diş1erim bembeyaz. Göz1e-rim çeki1di bir perde gibi, Türkmen çadırından çıktım. kısık göz1erimden yayı1an ışığa bak. Derken bir ezan sesi duydum, Ümeyye Camii'nden ge1iyor. lki yüz seksen penceresi, iki yüz seksen yeni ayna. #aşıma sardığım sarık kuyruk1u yı1dız gibi uzuyor. Anado1u'nun üzerinden akıyor, batıdan doğuya. #iz deği1 miydik omuz omza kâfirin karşısına çıkan. #u nası1 dava, kardeş1iğimizi kim vurdu! “Mümin1er kardeştir” buyurdu Hak, bitmiyor ayet. #ir yı1dız gibi akıyor ka1p1erimize, “Öy1e ise iki kardeşinizin arasını düze1tin ve A11ah'tan korkun ki esirgene-siniz.” (Hucurat, P9/10)
Aynı karında büyüdüğümüzü bi1miyordum, çok sonra1arı öğrendim bunu. Peygamber'i gördüm aynada, birbirine geçirmiş parmak1arını. Sa1ât ve se1am üstüne o1sun birbirine geçir-
miş nur parmak1arını. “lnanan1ar örü1müş bir bina (duvar) gibidir, (tuğ1a1arı) birbirini destek1eyen,” diye ses1eniyor zamana. Akrep ve ye1kovan titriyor, takvim yaprak1arı uçuşuyor havada. Öy1e bir şey söy1üyor ki Hz. Peygamber (s.a.s.), kaçış yok kar-deş1ikten, “Canım kudret e1inde o1an A11ah'a yemin ederim ki iman etmedikçe cennete giremezsiniz. #irbirinizi sevmedikçe de (gerçek manada) iman etmiş o1mazsınız...” (kbû Davûd, kdeb, 130).
Ah, sevgi... #ir kez düşmesin ka1be, nası1 kök sa1ıyor iyi-1ik ağacı. kâh “erdem1i1ik söz1eşmesi”ne dönüşüyor kâh “güze1 borç”a. #ize dokunmayan yı1an1ar uzun ömür1ü o1muyor artık, bize yapı1an yardım1ardan minnet yükü ka1kıyor. “#iz,” diyorum kardeşim, “ben” kardeş1iğin yüzünde çirkin duruyor. “#en” öy1e bir ka1kan ki seni görmeme enge1 o1uyor. Hâ1buki aynı ö1çeğin içindeki buğday tane1eri o1duğumuzu söy1emiş kfendimiz. #u kadar yakınken bu kadar uzak, bu kadar birbirine benzerken bu kadar ayrı... Söy1e, bizi kim ö1çebi1ir!
Aynı karında büyüdüğümüzü bi1miyordum, çok sonra1a-rı öğrendim bunu. Seni görmek kadar örtmek1e de yüküm1ü o1duğumu sonradan öğrendim. Senin kusurun benim kusu-rummuş as1ında. 0nu örttüğümde kendi kusurumu örtüyor-muşum. Senin bir sıkıntına koştuğumda sıkıntı1arıma koşmayı vadediyormuş A11ah. Sana ko1ay1ık gösterdiğimde ko1ay1aşıyor-muş iş1erim. Hasta1andığında ziyaretine ge1sem, dönüşte cennet bahçe1erinden geçiyormuşum. Gü1ümsesem ağaç1ar meyve1er1e do1uyormuş birden.
Sen benim adı konu1mamış ortağımmışsın kardeşim. #ir1ik-te kazanmaya mecbur, tek ka1dığımızda if1as etmeye mahkûm-muşuz. #u yüzden birimizin pazar1ığına müdaha1e etmiyormuş diğerimiz. #irimizin ticaretine gö1ge düşürmüyormuş öteki. #ir şey sattığımızda kusur1arını söy1üyormuşuz önce. “#izi a1datan bizden deği1dir” (Müs1im, lman, 16P) terazisi titriyormuş ka1bimiz-de çünkü. Üreticinin ma1ını pazara girmeden satın a1arak hem
onu hem tüketici1eri zarara uğratmaktan meno1unmuşuz. kk-sik ö1çüp tartmak mı?.. k1i kurusun yapanın! Yemin etmek mi satabi1mek için kusur1u ma1ını, di1i kurusun! Üçüncümüzün yüce A11ah o1duğu bir ortak1ık... #irbirimizi a1dattığımızda ya-ratıcımız bizi terk edecek; ne büyük korku!
Aynı karında büyüdüğümüzü bi1miyordum, çok sonra1arı öğrendim bunu. Her ne varsa yeryüzünde birbiriy1e komşu o1duğunu, sonra. Denizin karaya, yaprağın ağaca, yı1dız1arın gökyüzüne, ba1ık1arın ırmağa komşu1uğunun aramızdaki kom-şu1uğun yanında 1afı mı o1ur. “A11ah'a ve âhiret gününe inanan komşusuna eziyet etmesin” (#uharî, kdeb, 3) buyruğunu duyup da seni nası1 rencide edebi1irim! Hem yara1amamak1a bitmiyor iş, şifa o1mak1a da sorum1uyum yara1arına.
kardeşim, bir1ikte yaşamanın zor o1duğunu söy1eyen1er ya-1an söy1üyor. #ir1ikte yaşayamamak ası1 zor o1an. Öy1e o1masa, “ku1ak1arım komşu1arın ayak sesinde,”1 der miydi şair, “kim-sesiz1ik”in acısını üf1erken. Ayak ses1erimiz birbirimizin sevinci o1ma1ı, korkusu deği1. Neredeyse mirasçı o1acaktık birbirimize madem, muhabbeti miras bıraka1ım hiç o1mazsa çocuk1arımı-za. kfendimiz, sahabi1eri ikişer ikişer kardeş yaparken kardeş o1mamakta ısrar mı edeceğiz! Hem bir1ikte yaşayabi1mek için aynı inancı pay1aşmak da gerekmiyor. Medine Söz1eşmesi'ndeki inanç ve düşünce özgür1üğüne hâ1â u1aşamadı dünya.
kâinatın kfendisi (s.a.s.), dünyadan ayrı1ma zamanının yak1aştığını sezdiğinde Hira'dan beri yüce A11ah'tan kendisine haber taşıyan o büyük me1eğe dönüp “ky Cebrai1, ö1eceğimi an1adım,” demiş ve şu ayeti işitmişti ondan: “Âhiret senin için dünyadan daha hayır1ıdır, Rabbin sana (istediğini) verecek sen de razı o1acaksın.” (Duha, 93/P-S.)
Sezgi1erinin teyit edi1mesi üzerine Peygamber kfendimiz, müezzini #i1a1-i Habeşi'den, insan1arı namaza çağırmasını iste-
1kema1ettin kamu
di. kzanı duyan sahabi1er heyecan1a yo1a düşüp Mescid-i Nebe-vi'de top1andı1ar. kfendimiz namaz kı1dırdıktan sonra minbere çıktı ve şu soruyu yöne1tti on1ara:
#u soruy1a ka1p1er ürperdi, yaş1ar hücum etti göz1ere.
#u söz1eri işiten kfendimiz şöy1e buyurdu:
ka1p1er bir kez daha ürperdi. Ne hak1arı o1abi1irdi ki Resû-1u11ah'ın üzerinde! Hiç kimse yerinden kıpırdamayınca kfendimiz aynı söz1eri üç kez tekrar1adı. Üçüncüde kendisine Ukkâşe deni1en yaş1ı bir sahabi, hayret do1u bakış1ar arasında ayağa ka1ktı, Müs1üman1arı yararak kfendimiz'e doğru i1er1edi, tam önüne ge1diğinde durup ağır ağır konuşmaya baş1adı:
#ir hüzün bu1utu arasından cevap verdi kfendimiz:
kmri işiten Hz. #i1a1, şaşkın1ıktan e11erini başının üzerine koyarak ça1dı Hz. Fâtıma'nın kapısını. 0 A11ah'ın peygamberi ve kendisine kısas yapı1masını istiyor!
ky Peygamber'in kızı! #ana uzun bir değnek ver! Hz. Fâtıma, merak1a sordu:
#ugün ne hac günü ne de onun savaştığı bir gün! #abam uzun değneği ne yapacak?
#i1a1 nası1 an1atacağını bi1emiyordu üzüntüden:
Hz. Fâtıma, titreyen bir ses1e sordu:
#i1a1-i Habeşi, emro1unduğu üzere değneği mescide getirip Peygamberimiz'e verdiğinde kfendimiz, Ukkâşe'ye uzattı onu. #unu gören Hz. kbubekir ve Hz. Ömer, yer1erinden fır1ayıp ses1endi1er Ukkâşe'ye:
kfendimiz, on1arı susturdu:
#unun üzerine Hz. A1i ayağa ka1ktı:
kfendimiz, Hz. A1i'yi de yatıştırdı:
- 0tur ey A1i\! A11ah, senin değerini ve niyetini bi1iyor\!
Sıra Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'e ge1mişti, on1ar da ka1kıp âdeta ya1vardı1ar Ukkâşe'ye:
- ky Ukkâşe\! Sen bi1miyor musun biz A11ah'ın e1çisinin to\-run1arıyız. Hakkını bizden a1man Peygamber'den a1man gibidir\!
kfendimiz, can1arını da sakin1eştirdi:
- Gözümün nuru torun1arım, siz de oturun. A11ah, sizin de niyetinizi ve değerinizi bi1mektedir.
Nihayet kfendimiz, Ukkâşe'ye emretti:
- ky Ukkâşe\! Hadi artık vur\!
Ukkâşe, bunun üzerine öy1e bir cüm1e sarf etti ki, uğu1dadı mescit:
- ky A11ah'ın e1çisi\! \#ana vurduğunda benim üzerimde e1\-bise yoktu\!
Peygamberimiz sırtını açtı. Müs1üman1ar yüksek ses1e ağ1ı-yor1ardı. Ukkâşe, Peygamberimiz'in sırtına baktı; Mısır doku-ması ince ve beyaz keteni andırıyordu mübarek teni. Üzerinde nübüvvet mührü! Ukkâşe, bir an tereddüt etmeden öptü o mührü!
- Anam babam sana feda o1sun ey A11ah'ın e1çisi, sana kısas yapmaya kim cür'et edebi1ir\!
kfendimiz, bunun üzerine şöy1e buyurdu:
- Ya hakkını a1man için gerekeni yap ya da affet\! Ukkâşe'nin göz1eri ışı1dıyordu:
- kıyamet gününde A11ah'ın beni affetmesini umarak sizi affediyorum.
#unun üzerine müjdeyi verdi kfendimiz:
sın!
- kim cennetteki arkadaşımı görmek isterse bu adama bak-
Mescid-i Nebevi bayram yerine döndü bir anda. 0rada bu-
1unan bütün Müs1üman1ar ayağa ka1kıp tek tek Hz. Ukkâşe'nin a1nından öptü1er.
- Ne mut1u sana, Peygamber'in cennet arkadaşı o1dun! (Ta-berânî, Mu'cemu'1-kebîr, 3/S8)
kardeşim, seni geç tanıdım, bırakmayacağım. Ne derinin rengi ne meşrebinin a1ıkoyamayacak seni sevmekten. Söy1e-nen1ere inanma, aynı anneden doğduk. Nuh'un gemisindeyiz hepimiz. #izi dağ1arda “kenan” etmek istiyor1ar, su yükse1i-yor dünyayı yutacak, gemiye at1a. Hz. Muhammed'in (s.a.s.) kaptan1ığında sahi1e çıka1ım. #ak ne diyor hepimizi aynı anda kucak1ayan ses: “Hepiniz Âdem'densiniz Âdem ise topraktan.” #ak ne diyor, yan1ış yo1da o1sa da kardeşimiz, “Za1im de o1sa maz1um da kardeşine yardım et!”
ky A11ah'ın e1çisi! Maz1um o1ana yardımı an1adık. Za1imse nası1 yardım edeceğiz!
k11erini bağ1arsın (#uharî, Meza1im, P).
kardeşim e11erimi çöz. Çöz ki e11erimizi iç içe geçire1im. lç içeydik, e11erimizi koparan1ar duysun ne dediğimizi: “A11ahum-me sa11i a1â seyyidina Muhammed!”
Aynı karında büyüdüğümüzü bi1miyordum, çok sonra1arı öğrendim bunu. kardeşim beni affet!
Günümüz küreselleşme düny**asında neredeyse bütün toplumların, ama özellikle Bat**ı toplumlarının ve egemen küresel devletlerin
en büyük imtihanı, birlikte yaşamayla ilgil**i problemlerdir.
Prof. Dr. Ejder OMuMuĀ
Eshiçehir Osnanga[i Üniversitesi
İlahiyat Fahültesi
ir1ikte yaşama; fark1ı inanç, din, düşünce, mezhep, grup, cemaat ve kü1türden insan1arın aynı top1um-
sa1 atmosferde kendi inanç, din, düşünce ve kü1tür1erini koruyarak bir arada yaşama pratik1erini ifade eder. #ir1ikte yaşama, çağdaş top1uma özgü bir kavram ve o1gu deği1dir, insan1arın çeşit1i açı1ardan, örneğin yaş, cinsiyet, mes1ek, statü, inanç, din, düşünce, an1ayış ve kü1tür bakımından fark1ı1aşma süreç1erini yaşamaya baş1adık1arı zamana kadar geriye gider. Fakat bu bö1ümün konusu, çağdaş dünyada bir1ikte yaşama o1arak sınır1andırı1mıştır. Geçmiş zaman1ar1a zaman zaman karşı1aştırma1ar yapı1maktadır, fakat bir1ikte yaşama konumuzun bağ1amı, günümüz top1um1arıdır. #u bö1ümde çağdaş, yani eşzaman1ı o1arak var o1duğumuz top-1um1arda bir1ikte yaşamanın öze11ik1eri, sorun1arı, başarı ve başarısız1ık1arı, bir1eştirme ve bütün1eştirme boyut1arı i1e ayrıştırıcı, marjina11eştirici ve cemaat1eştirici boyut1arı üzerinde duru1maktadır.
*Padişah Gaze1ine #eş1eme
101
#ir1ikte yaşamanın an1am dünyasına girmek istediğimizde, as1ında insan gerçek1iğiy1e karşı1aşırız. lnsan gerçek1iği de bizi top1umsa1 hayata, bir1ikte yaşamaya götürür. 0 hâ1de bir1ikte yaşama, gerçekte insanın zorun1u o1arak top1umsa1 var1ık o1u-şuy1a doğrudan i1gi1i bir o1gudur. lnsan; Aristote1es, Farabi, lbn Ha1dun ve Gaza1i gibi düşünür ve i1im adam1arının fark1ı bi-çim1erde ifade ettik1eri gibi tabiatı gereği top1umsa1 bir var1ıktır. lnsan o1mak esasen top1umsa1 var1ık demektir. Top1umsa1 var-1ık, top1umda yaşayan, top1umda kendisi dışındaki insan1ar1a, top1umsa1 var1ık1ar1a bir1ikte yaşayan, top1um deni1en var1ığı, bütün imkân ve sınır1ı1ık1arıy1a pay1aşan insan demektir.
Görü1düğü gibi bir1ikte yaşamak, insan için zorun1u bir durumu ifade etmektedir. #ir1ikte yaşama deni1diğinde fark1ı insan tip1erini, fark1ı düşünen, inanan ve yaşayan insan1arın birarada yaşaması, be11i ortak payda1arda bu1uşarak top1umsa1 hayat içinde var1ık1arını sürdürme1eri an1aşı1ırsa, o takdirde top1umsa1 hayat, fark1ı1ık1ar1a bir1ikte yaşamak an1amına ge-1ir. Top1umsa1 kura1 veya norm1ar, değer1er veya ah1aki i1ke1er, dinî esas1ar vs. de insanın top1umsa1 hayatta nası1 yaşaması gerektiğini, top1umda fark1ı insan1ar1a nası1 bir1ikte yaşayacağını be1ir1er ve gösterir. ls1am dini ve diğer i1ahî din1erin, as1ında hemen hemen bütün din1erin de yapmak istediği veya yaptığı, top1umda birarada yaşama i1ke1erini ortaya koymak ve öğretmek, insan1arın birbir1eriy1e top1umda bir1ikte yaşayacak1arı bir düzenin nası1 inşa, ikame ve idame edi1eceğini göstermektir. Dinî i1ke, kura1 ve yasa1ara bakı1ırsa, insan1arın, top1umda, top-1umsa1 hayatta birbir1eriy1e nası1 geçinecek1erini, nası1 bir1ikte yaşayacak1arını, top1umsa1 hayatta nası1 yaşar1arsa huzur, ada1et ve mut1u1uk ortamına kavuşacak1arını göstermeyi amaç1adık1arı görü1ür.
#eşerî anayasa, yasa, kura1, âdet, ge1enek ve öğreti1er de gerçekte insan1arın birarada doğru ve sağ1ık1ı bir biçimde ya-
şayabi1me1erinin yo11arını araştırır ve göstermeye ça1ışır1ar. Son tah1i1de insan1ar, çeşit1i kura1, yasa ve i1ke1er1e kendi1eri için zorun1u o1an bir1ikte yaşamayı sağ1ık1ı ve doğru bir biçimde gerçek1eştirmenin yo11arını bu1mak için çaba harcamış ve har-camaya devam etmektedir1er.
Top1umsa1 hayat, insan için zorun1u o1duğuna göre bir1ikte yaşama da zorun1udur. Çünkü bir1ikte yaşama, top1umsa1 hayatın zorun1u kı1dığı bir durumdur. Top1umsa1 hayat zorun1u o1duğuna ve top1umsa1 hayatı pay1aşan insan1arın, fark1ı yaş, cinsiyet, statü, mes1ek, ekonomik düzey, ırk, görüş, düşünce, inanç, din ve kü1türe sahip o1ma1arı mümkün ve hatta norma1 o1duğuna göre bir1ikte yaşama da doğa1 o1arak zorun1u o1acak-tır. #u durumda insan1ar bir1ikte yaşamanın yo11arını aramak durumundadır1ar. Nitekim tarihte o1duğu gibi günümüzde de böy1e o1maktadır. Aksi hâ1de top1umsa1 hayatın sürdürü1ebi1ir o1ması mümkün o1mazdı.
kuşkusuz bir1ikte yaşama kü1türüne aykırı hareket eden, o kü1türü bozmaya ça1ışan, o zorun1u1uğa karşı duran birey, grup, kuru1uş ve siyasa1 hareket1er hep o1muştur. #ugün de o1maya devam etmektedir. Hatta bugünün top1um1arında, bir-1ikte yaşamaya dair insan1ığın büyük birikim1ere sahip o1ması-na rağmen bir1ikte yaşamayı tehdit etme, mahvetmeye ça1ışma durum1arı daha derin1ik1i ve karmaşık boyut1ardadır.
Çağımız dünyasında bir1ikte yaşamanın durumuna biraz yakından bakı1mak istenirse, görü1ür ki bütün dünyada kürese1 ö1çekte önem1i ve girift prob1em1er1e karşı karşıyayız. #ir arada yaşamanın içeriğine, nite1iğine ge1ince; sosyo1ojik perspektif1e bakı1dığında görü1eceği üzere âdeta bin bir tür1ü grup, cemaat, ekonomik düzey, renk, di1, ırk, inanç, din, kü1tür, mezhep,
sekt, hareket, tarikat o1duğuna göre insan1ık, o1dukça karmaşık ve başedi1mesi de be11i güç1ük1er taşıyan bir durum1a karşı karşıyadır. Nitekim o kadar çok çoğu1cu1uk, çokkü1tür1ü1ük, demokrasi ve insan hak ve özgür1ük1erinden bahsedi1diği hâ1de fiziki çatışma, savaş, şiddet, mahrumiyet, zu1üm, ada1etsiz1ik, ayrımcı1ık ve eşitsiz1ik gibi öteki1eştirmeyi, marjina11eştirme-yi, ayırmayı beraberinde getiren o1umsuz i1işki biçim1eri, çok ciddi bir biçimde insan1ığın önünde büyük bir prob1em o1arak durmaktadır.
Günümüz kürese11eşme dünyasında neredeyse bütün top-1um1arın, ama öze11ik1e #atı top1um1arının ve egemen kürese1 dev1et1erin en büyük imtihanı, bir1ikte yaşamay1a i1gi1i prob-1em1erdir. #atı'da bir1ikte yaşamaya dair ciddi bir 1iteratür birikmiş o1mak1a beraber fark1ı di1, ırk ve din1ere karşı çeşit1i boyut ve düz1em1erde bir1ikte yaşama kü1türüne hiç uygun düşmeyen tutum1ar, davranış1ar, siyaset1er, yasa1aştırma1ar, ayrımcı1ık1ar, öteki1eştirme1er, marjina11eştirme1er, son zaman1arda ls1amo-fobiyi derin1eştirme1er vs. teh1ike1i nokta1ara erişebi1mektedir.
#e1irti1diği gibi günümüz top1um1arında bir arada yaşama edebiyatı o1dukça zengindir. #u zengin1iğin önem1i bir sebebinin, günümüz insanının bir1ikte yaşamaya dair ciddi sorun1ar yaşadığı gerçeği o1duğu söy1enebi1ir. #u sorun1ar içinde be1ki de en önem1isi, bir1ikte yaşama kü1türünün günümüzde daha iyi gerçek1ik bu1duğu düşünü1en #atı top1um1arında, egemen kü1türe göre daha fark1ı o1an kü1tür, inanç ve din1erin mensup-1arının öteki1eştiri1me1er, marjina11eştiri1me1er ve ayrıştırı1ma1ar-1a karşı karşıya ka1ma1arıdır.
#ugün modern dünyada barış içinde bir1ikte yaşama ne kadar çok vurgu yapı1ırsa yapı1sın, maa1esef tam tersine öte-ki1eştirme ciddi boyut1arda gerçek1ik bu1maktadır. Öteki1eştir-mey1e kenara iti1en veya kenarda hisseden birey ve grup1arın
getto1aşma1arı, marjina11eşme1eri kaçını1maz o1maktadır. Mar-jina11ik ve marjina11eşme konusu hakkında biraz yoğun1aşarak öteki1eştirmenin, ayırmanın, ayrımcı1ığın daha iyi an1aşı1masına katkı sunmak mümkündür.
Marjina11ik veya marjina1ite, pek çok düz ve yan an1am1a-rı bu1unan ve sosya1 bi1imci1er arasında da fark1ı ku11anım1arı o1an bir kavramsa11aştırmadır. Marjina11ik, modern top1um1arda dinamik bir kavram o1arak kendini göstermektedir. #undan do1ayı deni1ebi1ir ki marjina1 kavramının kendisi, marjina1 birey ve grup gibi marjina1 deği1dir. Marjina11ik1e top1umsa1 dış1a-ma, öteki1eştiri1me ve dış1anma arasında yakın an1am i1işkisi bu1unmaktadır. Top1umsa1 dış1anma, ister top1umsa1 hak1ar1a, insan1arın bu hak1arı ku11anma1arına set çeken enge11er veya süreç1er1e i1işki1i o1arak tanım1ayan ku11anım biçiminde o1sun, ister Durkheimci bir referans çerçevesini açığa vuran yazar1arın ku11andığı biçimiy1e top1umun gene1inden sosya1 veya normatif bakımdan tecrit edi1me durumu o1arak an1aşı1sın, isterse çok kü1tür1ü top1um1arda görü1en aşırı marjina11eşme durum1arı için ku11anı1dığı biçimiy1e o1sun her ha1ükârda bir şeki1de mar-jina11ik1e hemen hemen aynı şeye göndermede bu1unmaktadır-1ar. #azen de marjina11ik1e sosya1 dış1anmadan biri diğerinin nedeni veya sonucu o1abi1ir.
Marjina11ik, söz1ük an1amı itibariy1e kenarda o1mak1ığı, sosyo1ojik an1amda ise top1umda bir grubun, önem1i bi1gise1, ekonomik, dinse1 veya siyasa1 güç konum ve sembo11erine u1aşmasının enge11enmesi durumunu ifade etmektedir. Mar-jina1izasyon (marjina11eşme) ise top1umda bir grubun, önem1i bi1gise1, ekonomik, dinse1 veya siyasa1 güç konum ve sembo1-1erine u1aşmasının enge11enmesi süreci an1amına ge1mektedir. 0 hâ1de marjina11eşmiş veya marjina1 kişi ve grup1ar, top1umda önem1i bi1gise1 ekonomik, dinse1 veya siyasa1 güç konum ve sembo11erine u1aşması enge11enen insan1ardır. Marjina1 insan1ar, gene1 bi1gi ve güç/iktidar a1an1arı içinde eşitsiz ve dezavantaj1ı bir pozisyon işga1 eder1er. 0n1ar, normatif eşit1ik iddia1arına ve
aidiyet duygu1arına rağmen, sosya1 hayata tam katı1ımdan dış-1anır1ar. k1asik 1iteratür, be1irsiz aidiyet durumuy1a baş1ıyor. Fakat daha sonra o1dukça spesifik durum1ara veya tarihse1 tip1ere daya1ı gene1 marjina11ik mode11eri ge1işiyor. Örneğin Simme1 gibi bazı sosya1 bi1imci1er, marjina11ikte yabancı bir top1umda oturmayı, herhangi bir akraba1ık, sadakat veya iş bağı vasıta-sıy1a, çevresindeki top1umun üye1erine teme1de bağ1ı o1mayan hareket1i insan o1mayı esas a1ırken, bazı sosya1 bi1imci1er, iki top1umun marjında yaşayan grup1arı marjina1 grup1ar o1arak e1e a1maktadır1ar.
Marjina11ikte top1umun sosya1 davranış ka1ıp1arının dışına tamamen çıkmak gibi bir durum yoktur. Marjina1 grup, sosya1 davranış ka1ıp1arının ne tam dışında, ne de tam içinde bu1unan ve de top1um1a tam o1arak bütün1eşememiş top1u1uk1ardır. De-ni1ebi1ir ki marjina1 grup, sosyo-kü1türe1 sistemin kabu1 edi1miş sınır1arının marjininde, yani periferisindedir.
Marjina11iğin modern an1amıy1a ortaya çıkmasında kentin ro1ü büyüktür. Modern kent hayatı, göç1er1e, yoksu11uk ve yoksun1uk1arıy1a, sosya1 eşitsiz1ik1eriy1e marjina1ite ve marjina1 grup1ar üretmektedir.
Gene1 o1arak bakı1dığında da, marjina11iğin top1umsa1 eşit-siz1ik1e (#kz. Peace, Temmuz 2001) içiçe geçen bir i1işkisi söz konusudur. Yerine göre marjina11ik, top1umsa1 eşitsiz1ikten do-ğarken, top1umsa1 eşitsiz1ik de marjina11ikten doğabi1ir. Ayrıca marjina1ite, etiket1eme, damga1ama, sapma, önyargı, azın1ık, sosya1 ada1et ve ada1etsiz1ik, istismar, diskriminasyon gibi o1gu, süreç ve kavramsa11aştırma1ar1a da i1inti1idir.
Görü1düğü gibi marjina11ik, öteki1eştirmey1e doğrudan doğruya bağ1antı1ı bir o1gudur. Marjina11eşen insan büyük ö1çüde öteki1eştiri1en insandır. Top1um içinde öteki1eştiri1ip marjina1 bırakı1an1ar, doğa1 o1arak ayrımcı1ık1a karşı karşıya ge1ir1er. Ay-rımcı1ık, ayrım yapma, öteki1eştirmenin ayrı1maz bir parçasıdır. Günümüz top1um1arında yaşanan ve göz1em1enen öteki1eştir-
me1ere bakı1ırsa, on1arın, dış1ama, marjina11eştirme, ya1nız1aş-tırma, ayırma gibi her biri kendi içinde bazı hak mahrumiyet-1erini, hak ih1a11erini, eşitsiz1ik1eri vd. içinde barındıran bir dizi o1umsuz1uk1ar ürettiği an1aşı1abi1ir.
Çağdaş dünyada öteki1eştirmede ro1 oynayan etken1ere yakından bakı1ırsa, on1arın öze11ik1e #atı top1um1arında etno-santrizm1erin artışı ve yabancı karşıt1ık1arının derin1eşmesi gibi durum1ar1a i1işki1i o1duk1arı an1aşı1ır. #u durum1ar1a bağ1antı1ı o1arak benci11ik, korku (fobi), nefret ve mi11iyetçi1ik baş1ıca öteki1eştirme etkenidir. #urada örnek o1ması bakımından #atı top1um1arında son zaman1arda daha faz1a gündeme ge1en ls1am korkusu (ls1amofobi) üzerinde duru1abi1ir. ls1amofobi konusunu e1e a1mak, öteki1eştirmenin daha iyi an1aşı1masına katkı sunacaktır.
#atı'da Müs1üman1ara karşı öteki1eştirmeyi bes1eyen en önem1i etken1erden biri, ls1amofobidir. Tarihse1 o1arak çok geri1ere, kndü1üs'ün ls1am1aşması ve Haç1ı Sefer1erine kadar götürü1üp teme11endiri1ebi1ecek o1an ls1amofobi, postmodern zaman1arda ls1am'a ve Müs1üman1ara karşı ge1iştiri1en korku, nefret, ayrımcı1ık ve karşıt1ığın adıdır. #atı top1um1arında önce A#D'nin 11 ky1ü1'ü, sonra Fransa'nın 3 0cak'ı (Char1ie Heb-do sa1dırısı), gittikçe ls1amofobi'yi derin1eştiren tsunami1erdir. #atı'nın icat ettiği, kimi ls1ami organizasyon veya hareket1erin kimi tutum ve ey1em1eriy1e be1ki bes1ediği, ama #atı'nın ge-1iştirip organize ettiği ls1amofobi, Müs1üman o1mayan #atı1ı-1ar arasında önce ls1am korkusunu yaydı, sonra bu korkuyu nefrete dönüştürdü ve ardından da bu nefreti düşman1ığa ve sa1dırgan1ığa varan boyut1ara u1aştırdı. 0 kadar ki ls1amofobi, medyasıy1a, fi1m sektörüy1e, söy1em1eriy1e, Huntington'ın me-deniyet1er çatışması tezinde ve #ernard Lewis'in Müs1üman1arı
terör1e bitişik gösterme çaba1arını içeren ça1ışma1arında o1duğu gibi akademik ça1ışma1arıy1a, Afganistan ve Irak'a askerî müda-ha1e1er1e, #atı ü1ke1erinde kimi cami1ere yapı1an sa1dırı1ar1a ve nihayet kkim 201P'te A1manya'da kuru1an Pegida (Patriotische kuropäer gegen die Is1amisierung des Abend1andes: Patriotic kuropeans Against the Is1amization of the West: #atı'nın ls-1am1aşmasına karşı 7atansever Avrupa1ı1ar) hareketiy1e ls1am karşıt1ığı biçiminde kurumsa11aşma yo1una girdi.
#atı1ı1ar, ls1amofobi i1e Müs1üman1arı öteki1eştirmeyi meş-ru1aştırmanın yo1unu açmış o1maktadır1ar. ls1amofobi, #atı'nın ls1am nefreti ve düşman1ığının bir tür savunma mekanizması-dır. Sosyo1ojik düz1emde Müs1üman1ar, tarihte ve günümüzde gayrimüs1im1er1e aynı ortam1arda barış içinde yaşarken, bu yaşama dair çok güze1 örnek1er ortaya koymuş o1masına rağmen, #atı'da çeşit1i düşünce sahip1eri, ente1ektüe11er, akademisyen1er, siyasa1 aktör1er, kürese1 güç1er, ls1amofobi üreterek Müs1üman-1arı ve Müs1üman1ığı çoğu1cu bir an1ayış1a top1umsa1 hayatı pay1aşmaya 1ayık görmedik1erini göstermiş bu1unmaktadır1ar. #ir yandan postmodern çoğu1cu kü1türün yaygın1aşmasını, fark1ı inanç, fark1ı hayat tarzı ve fark1ı kü1tür1ere mensup top-1umsa1 aktör1erin birarada yaşamasının yo11arını ge1iştirmeyi savunurken, öte yandan ls1am'a karşı bir korku, nefret, ayrım-cı1ık, düşman1ık ve sa1dırgan1ık duygusu ve pratiği üretmesi, bugün #atı'nın en büyük tutarsız1ık1arından, en derin çe1işki-1erinden biri o1arak görü1ebi1ir.
As1ında ls1am, fark1ı din1er, inanç1ar ve kü1tür1erin on1ar arasında be11i mesafe1eri de be1ki koruyarak bir arada var1ık bu1masına her zaman imkân vermiştir. Müs1üman1ar arasında Müs1üman o1mayan1arın ve öze1de #atı1ı1arın ls1am'dan kork-masını bes1eyecek gene1 bir ls1ami söy1em ve pratiğin o1duğunu iddia etmek güçtür. Müs1üman1ardan ge1en çok kısmî, çok 1oka1 bazı o1ay1ar o1muş o1abi1ir; ancak bu tür o1ay1ar1a ls1amofobi'yi izah etmek ve teme11endirmek mümkün deği1dir. 0na ka1ırsa #atı'da öze11ik1e Yahudi1erin ve Hıristiyan1arın Müs1üman1ara
karşı ayrımcı tutum ve davranış1arının çok da yeni o1madığı ve basitçe geçiştiri1ecek bir şey de o1madığı bi1inmektedir. Hatta #atı'daki din savaş1arına bakı1ırsa, Hıristiyan1arın kendi iç1erin-de fark1ı mezhep ve inanç mensup1arının birbir1erine karşı bir korku kü1türü üretme1erinden bahsedi1ebi1ir. An1aşı1maktadır ki, ls1amofobi'nin Müs1üman1arın tutum ve davranış1arıy1a meş-ru1aştırı1ması mümkün deği1dir, bu durum bi1imse1 de o1maz. Çünkü konu, böy1e bir teme1den yoksundur.
0 hâ1de Müs1üman1arın korkutucu söy1em, tutum ve ey-1em1erinin ls1amofobi'yi ürettiğini söy1emek doğru deği1dir, o1sa o1sa gerçeği çarpıtmaktır. Uzun yı11ardır, lsrai1'de Müs1üman1ara yapı1an p1an1ı ve program1ı korkutucu zu1üm1er neden #atı'nın ls1amofobi kü1türünü yaygın1aştıran ortam1arında ciddi bir biçimde konuşu1maz ve düşünü1mez? Neden bugün Fi1istin'de, Gazze'de Müs1üman1ara karşı aynı şeki1de devam eden takip-1er, göza1tı1ar, tutuk1ama1ar, kat1etme1er, kat1iam1ar1a 0rtado-ğu'nun, Afrika'nın birçok bö1gesinde büyük ve güç1ü ordu1ar ve askerî güç1er1e yapı1an yıkım1ar, kat1iam1ar, ls1amofobi kapsamında hiç konuşu1maz, tartışı1maz?
As1ına bakı1ırsa ortada ls1amofobiy1e ls1am'dan ve Müs1ü-man1ardan korku yaratma üzerinden iş1eyen bir endüstri var; Müs1üman1ar bu endüstriy1e bu korkuya acımasız bir şeki1-de maruz ka1maktadır1ar. Müs1üman1arın sert o1duk1arı, terör yaptık1arı iddia edi1iyor, bun1ardan şikayet edi1mekte; ancak #atı as1ında sert, katı ve kaba Müs1üman1ık üretmek için de e1inden ge1eni yapmaktadır. Cami1ere sa1dırı1ar, Müs1üman1ara sert muame1e1er, kimi zaman sa1dırganca tutum1ar, Pegida'nın yıkıcı söy1em ve yak1aşımı, bazı kitap1arda, dergi1erde, med-yada, te1evizyon ve sinema fi1m1erinde ortaya konu1an ls1am imajı, başka nası1 izah edi1ebi1ir?
Gerçekte ls1amofobi hem Müs1üman1ar, hem de #atı1ı1ar için bir kötü1ük prob1emi, bir teodise konusudur. Top1umsa1 bir afettir. #atı1ı1ar bunu üretmek için e11erinden ge1eni yaptı-1ar ve yapmaya da devam etmektedir1er; fakat bu artık on1arın hesap ettik1erini çoktan aştı, hayat1arının kabusu o1du. Müs1ü-man1ara yaşatı1an1ara bakı1dığında, Müs1üman1ar için de büyük bir fitne, imtihan ve şer kaynağı.
Müs1üman1arın, bu kötü1ük prob1emini #atı1ı1arın nası1 aşacak1arından çok kendi1erinin nası1 aşacak1arı üzerine dü-şünme1eri, strateji ge1iştirme1eri şarttır. Hz. Muhammed'e ve Müs1üman1arın kutsa11arına ve değer1erine hakareti hiçbir güç, an1ayış ve siyaset savunamaz. Müs1üman1ar e1bette teröre bu-1aşmadan, hukuksuz1uk1ara başvurmadan değer1erine sahip çıkmak zorunda1ar; ancak ls1amofobi i11eti ve kötü1üğüy1e de mücade1e etme1idir1er. Deni1ebi1ir ki, Müs1üman1arın bugün en aci1 iş1erinden biri, kürese1 ö1çekte ls1amofobi afetiy1e nası1 baş edecek1eri konusunda kafa yorma1arıdır.
Çağdaş dünyada bir1ikte yaşama kü1türüne dair geçmiş1e mukayese edi1emeyecek derecede büyük bir teorik birikim o1-duğu yadsınamaz. Fakat bu teorik birikimin uygu1amaya yan-sımada öze11ik1e güç1ü ü1ke1erde ciddi inandırıcı1ık sorun1arı o1duğu da inkâr edi1emez. #u bağ1amda günümüz top1um1arı-nın en önem1i prob1em1erinden birinin bir arada yaşama kü1tü-ründe kendini gösteren zafiyet1er o1duğu söy1enebi1ir. #u zafi-yet1erin de başında bir arada yaşamaya aykırı bir şeki1de var1ık gösteren öteki1eştirme ge1ir. Müs1üman1arın durumuna da ister ls1am ü1ke1erinde isterse diğer ü1ke1erde, bi1hassa da #atı ü1-ke1erinde bir1ikte yaşama ve öteki1eştirme o1gusu çerçevesinde bakı1dığında, önem1i prob1em1erin o1duğu görü1ebi1ir. #u prob1em1erin bir kısmı, öze11ik1e cemaat1eşme1er ve cemaat1erin cemaatçi1ik1ere dönüşmesi noktasında Müs1üman1arın kendi-1erinden kaynak1anırken, bir kısmı da öze11ik1e #atı top1um1a-
rında Müs1üman o1mayan aktör1erin ve güç1ü kürese1 figür1erin iz1edik1eri strateji, p1an ve etkin1ik1erden kaynak1anmaktadır.
#e1irtmek gerekir ki ls1am, gerek kur'ân-ı kerim'de (bkz. Hucurat P9/13) Müs1üman1arın son Peygamberi Hz. Muhammed'in (s.a.s.) kurduğu Medine top1um düzeni pratiğinde (Medine söz1eşmesi ve uygu1ama) ve gerekse onun dışında ls1am tarihindeki örnek1erinde o1duğu gibi bir arada yaşama kü1türü konusunda o1dukça açık ve zengin emir, de1i1 ve birikim1ere sahiptir. Müs1üman1arın günümüzün tecrübe1erinden de yarar1anarak bu emir, de1i1 ve birikim1ere daha dikkat1e bakma1arı ha1inde kendi1erinden kaynak1anan sorun1ara doğrudan, kendi1eri dışından kaynak1anan prob1em1ere de do1ay1ı o1arak çözüm1er üretmeye ça1ışma1arı zorun1u1uk o1arak gözükmektedir.
lçinde yaşadığımız dönemde bi1hassa Avrupa'da dış1ayıcı bir di1 ve nefret söy1emi, öteki1eştirici ve parça1ayıcı bir siyaset i1e mahkûm ve mağdur edi1en Müs1üman1ar, bir1ikte yaşaya-bi1menin sosyo1ojisini, hukukunu, ah1akını ve pratiğini ürete-bi1ecek bir referans gücüy1e tarihse1 tecrübe birikimine sahiptir. Müs1üman1ar, sahip o1duk1arı bu donanımı devreye sokup kürese11eşme i1e hız1ı i1etişim ve bi1gi1eşme çağında her tür1ü o1umsuz1uğa, sa1dırıya, oyuna, şiddete vd. rağmen kur'an'ı esas a1ıp Hz. Muhammed'in (s.a.s.) örnek1iğinde hareket etme1idir. Gerçekte fark1ı kü1tür, inanç, düşünce, din vs. mensup1arıy1a bir1ikte yaşama pratiğini en iyi şeki1de ortaya koyma iradesini gösterecek donanıma veya potansiye1e sahip o1an Müs1üman1ar, ls1am medeniyetinin gereği o1arak tarihse1 ve günce1 birikim1er-den de yarar1anarak bir1ikte yaşama kü1türünü inşa ve idame etmek için e1inden ge1eni yapma1ıdır.
kur'ân-ı kerim.
A1fred, Mary 7., “Reconceptua1izing Margina1ity from the Margins: Perspectives of African American Tenured Fema1e Fa-cu1ty at a White Research University. The Veɛtern Journal oJ Blach Studieɛ, Sayı: 2S/1, #ahar 2001.
#rodwin, Pau1, “Margina1ity and Subjektivity in the Haitian Diaspora”, AnthroQological 2uarterly, Sayı: 36/3, Yaz 2003, s. 383-P10.
Cu11en, #rad1ey T. ve Pretes Michae1, “The Meaning of Mar-gina1ity: Interpretations and Perceptions in Socia1 Science”, The Social Science Journal, Sayı: 33/2, Nisan 2000, s. 21S-229.
Görmez, Mehmet, “ls1âm Medeniyetinde #ir1ik-te Yaşama Tecrübesi”, www.mehmetgormez.com/dosya-1ar/1_330P0039_3662S93.doc,21.02.201S
Marsha11, Gordon, Soɛyoloji Sö[lüǧü, Çev.: 0. Akınhay ve
D. kömürcü, #i1im ve Sanat Yayın1arı, Ankara 1999.
0kumuş, kjder, Dinin ToQlumɛal İnYaɛı, Akça Yay. Ankara 201S.
0kumuş, kjder, “ls1amfobi: #ir kötü1ük Prob1emi”, 7en**i (aJah, 13 Şubat 201S.
0kumuş, kjder, “Türkiye'de Marjina1 #ir Grup 01arak Ab-da11ar”, Soɛyal Bilimler AraYtırma Dergiɛi, ky1ü1 200S, Sayı: 3/6, s. P89-S12.
Peace, Robin, “Socia1 k<c1usion: A Concept in Need of De-finition”, Social Policy Journal oJ New Zealand, Sayı: 16, Temmuz 2001, s. 13-3S.
Bir kez gönül yıktın ise o kıldığın namaz değil*,* Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil.
Yunus Emre
Dr. Nurcan ÖZMAPLAN TuRDAMuL
sman1ı lmparator1uğu'nda bir1ikte yaşama kü1tü-rünün var1ığına, hem imparator1uğun çok u1us1u,
çok din1i ve çok kü1tür1ü o1arak ömrünü tamam1aması hem de uzun ömür1ü o1uşu baş1ı başına birer de1i1dir. #ir1ikte yaşama kü1türünün o1uşmasında imparator1uğun kurucu unsuru o1an Türk1erin dev1et kurma ve fark1ı unsur1arı yönetme tecrübesinin yanında, imparator1uğun teme1 değer1er sistemini o1uşturan ls1ami değer1erin teme1 ro1e sahip o1ma-sı, en önem1i etken o1arak görü1ür. Müs1üman1arın Hicret'ten baş1amak üzere, başka inanç1ara mensup kurum ve kişi1er1e kurduğu i1işki biçimi1, bir1ikte yaşama kü1türüne sahip o1ma ge1eneğini de bir1ikte getirmiştir. #u değer1erin 0sman1ı sisteminin merkezine oturtu1muş o1masında, öze11ik1e kuru1uş döneminde, tarikat1arın önem1i ro11er üst1enmesinin etki1i o1duğu görü1ür.
kdebiyatımızda yapacağımız hız1ı bir gezi, öteki1eştirme ve dıYlama kü1türünün nası1 evri1diğine i1işkin çarpıcı veri-
115
1er sağ1ar. Yunus kmre'nin Bir he[ gönül yıhtın iɛe o hıldıǧın nama[ deǧil, yetmiY ihi millet dahi elin yü[ün yuma[ deǧil 2 dört1üğü, hem bir öz e1eştiri kü1türünü hem de Müs1üman o1makta esas o1anın, dinin direği namaz kadar diğerine sevgi ve saygının o1duğuna duyu1an inancı da temsi1 etmektedir. F. A1iye'nin Muhâdarât romanında, lstanbu1 dışından ge1en Fâ-zı1a'nın üvey annesi Ca1ibe'nin güze11iği tarif edi1irken, şive1i Türkçesinin teme1 güze11ik unsuru o1duğu görü1ür.3 Uşak1ıgi1'in Aşk-ı Memnu'sunda #eşir'in siyahî, Habeşî ve ai1enin hizmet1i-1erinden o1masına rağmen ai1enin norma1 bir üyesi o1arak na-zının çeki1mesi ve kanaat1erinin herhangi bir üye gibi dikkate a1ınması dikkat çekicidir. #u durum #i1a1-i Habeşî'in i1k Müs-1üman1ardan o1ma şerefine nai1 o1duğundan beri ls1ami kü1türe1 değer1erin, ırkından ve renginden do1ayı insan1arı dış1amayışını çağrıştırmaktadır.P Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın roman1arında, bir konağın hizmet1i1eri i1e hanım1arının aynı tandırın başında oturup ısınma1arı, hizmet1i kız1arın evin hüyüh beyleri i1e ev1i1ik1erinin mümkün o1duğu göz1em1enir, üste1ik [engin oǧ*-**lan−Jahir* hı[ ze1ze1e veya kıvanç1arı o1madan. Günümüzde bir ahir [aman derviYinin “hiYi, maɛumların canını alan her hain hurYundan hendine bir yara almadıhya inɛan olama[.” önerme-sinde bir1ikte iyi o1abi1menin, insanım diyen herkesin mesu1i-yeti o1arak kaydedi1mesi ise “öteki1eştirme ve dış1amanın” nası1 dış1andığına dair kadim bakışın günümüze kadar uzanmış bir örneğidir.S Hü1asa bu örnek1er, Reşat Nuri roman1arında net bir öteki1eştirme sıfatı o1arak ku11anı1an “dıYarlıhlı” kavramının
Abdü1baki Gö1pınar1ı, 7unuɛ Emre Mayatı ve Bütün (iirleri, lş #ankası Yayın1arı, Hasan A1i Yüce1 k1asik1eri Dizisi, lstanbu1, 2006, s. 391.
Cevdet Paşazade Fatma A1iye, Muhâdarât, lstanbu1, 1309.
P Geçtiğimiz yı11arda bir te1evizyon dizisine kaynak1ık eden Aşk-ı Mem-nû'da #eşir ro1ünü oynayacak siyahî bir aktörün bu1unamaması, Cumhuriyet devrindeki etnik fark1ı1ık1ara o1an yak1aşımı temsi1 etmesi açısından dikkat çekicidir.
S Gökhan Özcan, “kaba #ir Uygar1ığın Cansız #edeni”, 7eni (aJah Gazetesi*,* S Şubat 201S.
0sman1ıda öteki1eştirme ve dıYlama kü1türünün nası1 evri1-diğinin an1aşı1masında tarih de edebiyat kadar önem1i bi1gi1er sağ1amaktadır. 19. yüzyı1ın baş1angıcından itibaren 0sman1ıda bir1ikte yaşamaya yöne1ik güç1ük1erin ortaya çıkması i1e yabancı müdaha1e1er arasındaki para1e11ik1er, dev1etin gücünün aza1-ması, pay1aşı1an pastanın küçü1mesi3 ve do1ayısıy1a paydaş1arın karşı karşıya ge1me1eri i1e açık1anır. #u maka1ede, “bu güç1ük1er mi yabancı müdaha1eyi hız1andırmış yoksa yabancı müdaha1e mi bir1ikte yaşama kü1türünü o1umsuz etki1emiştir” sorusuna, #ağdat kya1eti örneğinde ve 1398-18S6 tarihi kesitinde cevap aranmaktadır. #u çerçevede, önce 0sman1ı top1umunda bir1ikte yaşama kü1türünün hukuki ve tarihse1 arka p1anına bakı1acak,
6 Nurcan Yurdaku1, “Ça1ıkuşu ve Yaban: Aydın Diktatör1üğü”, Lacivert dergi, lstanbu1, 6 Ağustos 201P.
3 Araştırma1ar, azın1ık1ara yöne1ik asimi1asyon ve dış1ama gibi faa1iyet1er1e iktisadi dara1ma ve yoksu11uk arasında doğrusa1 bir i1işki o1duğunu göstermektedir. #u konuda #kz. James A Piazza,” Poverty, Minority, kconomic Discrimination, and Domestic Terrorism”, Journal oJ Peace Reɛearch
,7o1. P8, No. 3, Specia1 Issue: New Frontiers of Terrorism Research, Mayıs, 2011, s. 339-3S3**;** Stephanie Seguino**, ”The G1oba1 kconomic Crisis, its Gender and kthnic Imp1ications, and Po1icy Responses”,** Gender and DeveloQment ,7o1. 18, No. 2, s. 139-199. 0sman1ı lmparator1uğu, ticaret yo11arının değişimi, savaş harcama1arının ve a1t yapı yatırım1arının artma-sı gibi neden1er i1e 18. ve 19. yüzyı11arda yoksu11aşma i1e karşı karşıya ge1miştir. Örneğin, 1869'da Süveyş kana1ı'nın açı1masını takiben Trab-zon-Tebriz ticaret yo1unun öneminin aza1ması, karadeniz'in doğusunda ciddi ticari kayıp1arın yaşanmasına ve yoksu11aşmaya sebep o1muştur. Çok u1us1u ve çok din1i o1an bu bö1gede 1830'1erden itibaren yaşanan isyan1ar i1e iktisadî durum arasındaki i1işki, ça1ışı1ması gereken bir konu o1arak karşımıza çıkmaktadır. Trabzon-Tebriz ticaret yo1u hakkında #kz. Char1es, Issawi, “The Tebriz-Trabzon Trade Route, 1830-1900: Raise and Dec1ine of a Route”, International Journal oJ Middle Eaɛt Studieɛ, 7o1. 1, No. 1 (Jan., 1930), s. 18-23.
ardından da bu kü1türün 19. yüzyı1 #ağdat kya1eti'nde hasara uğraması, u1us1ararası siyasi ge1işme1er1e bir1ikte değer1endiri-1ecektir.
Modern zaman1arın, fark1ı etnik, dinî ve mezhep ve bö1ge-se1 unsur1arın bir1ikte yaşaması kü1türüne mani o1arak görü1en dıYlama ve öteki1eştirme gibi o1gu1arının, kadim 0sman1ı top-1umunda u1us dev1et1ere nazaran seyrek görü1düğü söy1enebi-1ir. 8 0sman1ıda fark1ı unsur1arın bir1ikte yaşamasını mümkün kı1an sistem ve bu sistemin kavram1arı, günümüz dünyasının kavram ve önce1ik1erinden fark1ıdır. lmparator1uğun değer1e-ri adaleti, rı[a ve ihtiyar olmayı9 modern dünya ise hürriyeti önce1emektedir.10 lmparator1uğun hemen her bö1gesinden ve çok çeşit1i etnik unsur1arından ge1en dev1et adam1arı, u1ema sınıfı mensup1arı, tarikat şeyh1eri ve edebiyatçı1ar gibi top1um-da önem1i bir yere sahip o1an kimse1erin Buharî, Pargalı, Kay*-**ɛerili,* Er[urumlu, Mer[iJonlu, NevYehirli, LoJyalı, Bayburtlu, Malebî gibi sıfat1arını tüm 0sman1ı toprak1arında ku11anabi1miş o1ma1arı, bö1gese1 ve etnik öteki1eştirmenin önemsiz o1duğunu göstermektedir. #u kimse1erin bu sıfat1arı taşımaktan ne iftihar
#ir siyasi yapı içinde gene11ik1e de u1us dev1et bünyesinde hâkim un-surun kim1iği, din, di1 ve kü1türe1 değer1eri esas o1arak kabu1 edi1ir ve azın1ık1ar ise hâkim unsura benzemeye ya zor1anır ya da teşvik edi1ir. Fark1ı dinî ve kü1türe1 unsur1arın hâkim unsura benzemeden var1ığını sürdürmesi o yapı içinde dış1amanın görece o1arak az o1duğunu göste-rebi1ir. #u konuda bkz. Thomas H. kriksen, “Linguistic Hegemony and Minority Resistance”, Journal oJ Peace Reɛearch ,7o1. 29, No. 3, Agustos 1992, s. 313-332; Jonathan Fo<,” Re1igious Causes of Discrimination against kthno-Re1igious Minorities”, International Studieɛ 2uarterly ,7o1. PP, No.3, ky1ü1 2000, s. P23-PS0.
Abdüsse1am Arı, “Rıza” TDVİA 2008, C. 3S, s. S3-S9.
#erda1 Ara1, “The Idea of Human Rights as Perceived in the 0ttoman kmpire”, Muman Rightɛ 2uarterly ,7o1. 26, No. 2 (May, 200P), PSP-P82.,
s. PSP
ettik1eri ne de yüksündük1eri, sadece otantik kök1erine işaret ettik1eri neredeyse kesindir.
#u kü1türün nası1 o1uştuğu hakkında, ls1amiyet'in Arap Ya-rımadası dışına taşınmasındaki seyrine yöne1ik iktisat tarihçisi Heyd'in görüş1eri dikkat çekicidir. Müs1üman1arın savaş sırasında dahi eki1miş toprak1arı ve toprağa bağ1ı o1an ha1kı gözet-me1eri, fethettik1eri ü1ke1erde egemenlih hahlarını ɛıhılganlıhla örgütlemeleri, gittik1eri yerdeki yere1 kü1türü ve hukuku örfî hukuk o1arak tanıma1arı sadece fetih sürecini ve ls1amiyet'in kabu1 edi1me sürecini hız1andırmaz, aynı zamanda ticari hayatı ve ekonomik ge1işmeyi de teşvik eder.11 Dünyanın değişik yer1erinden ge1en insan1arın kaynaşmasını temin eden haccın, iktisadi ka1kınmayı hız1andırdığını iddia eden Heyd, bu ka1-kınmayı da üretime yani e1 emeği ihtiva eden meta1ara değer veri1mesi ve kur'ân-ı kerim'e göre Cenab-ı Hakk'ın bundan hoşnut o1ması i1e i1işki1endirir.12
Goodwin, be11i Arap kabi1e1erinin hâkimiyetinde o1an Şam'dan fark1ı o1arak Hi1afet'in merkezi o1an #ağdat'ın, Arap-1ardan başka Türkmen, Hint, Acem ve başka unsur1arı da içer-mesinin ls1am'ın evrense11eşmesindeki ro1ü üzerinde durur. 0na göre #ağdat merkez1i o1arak kuru1an Abbasi Dev1eti'nin (3S0-12S8) di1i Arapça o1muşsa da, çok kü1tür1ü karakterinde AraQ hanı gittihye ɛeyrelmiYtir.13 ls1am hukukundan bir sapma o1arak değer1endiri1en ve kmevî Dev1eti'nin yaygın o1arak istismar ettiği mevâlî 1P uygu1amasına karşı çıkan Abbasi1er, e4iUlik ilkesine önem vermi4lerdir. Abbasi Dev1eti, 12S8 yı1ındaki Moğo1 isti1asını takiben dağı1maya baş1amış, bi1im, sanat, ke-
Wi11iam Heyd, Çev. knver Ziya kara1, 7ahındoǧu Ticaret Tarihi, Türk Tarih kurumu #asımevi, 193S, Ankara, s. 30-39.
Heyd, a.g.e., ɛ. PS-P3.
Jason Goodwin, “The G1ory That was #aghdad”, The Vilɛon 2uarterly
(1936-), 7o1. 23, No. 2, #ahar Dönemi, 2003, s. 2S.
1P lsmai1 Yiğit, “Mevâ1î” TDVİA, 200P, C. 29, s. P2P-P26. Mevâlî Arap o1-mayan Müs1üman ha1k1ar için ku11anı1an bir terimdir.
1am, idare ve mimari gibi a1an1ardaki birikimi Çin'den lspan-ya'ya kadar dünyaya dağı1mış, aɛherî dehaɛı iɛe İɛlamiyet'i Doǧu AvruQa'nın derinlerine hadar taYıyacah Türhlere ahtarılmıYtır.1S
#ir1ikte yaşama kü1türünün inşasında tarikat1arın, Se1çuk1u devrinde ve 0sman1ı #ey1iği'nin dev1et o1arak teşekkü1ünde kurucu unsur1ardan o1masının büyük payı o1duğu görü1ür. Tarikat1arın bu etkisinin, Peygamber ve kh1-i #eyt sevgisi sayesinde, Şiî ve Sünnî karşıt1ığını önemsiz1eştirdiği iddia edi-1ir. Şihabeddin Sühreverdî (ö. 123P), kvhadeddin kirmanî (ö. 1233), lbn Arabî (ö. 12P0), Şems-i Tebrizî (ö. 12P3), Ahi kvran (ö. 1261), Mev1âna Ce1â1eddin Rûmî (ö. 1233), Sadreddin ko-nevî (ö. 1233), Yunus kmre (ö.13P2) gibi düşünür1er, ya1nızca ha1kın deği1 dev1et adam1arının üzerinde de tesir1i o1muş1ar ve gayrimüs1im1ere yöne1ik dev1et davranışını şeki11endirmiş1er-dir.16 #ir dizinde bir cey1anı diğerinde bir as1anı su1h içinde tutabi1mek1e tasvir edi1en Horasan kren1eri'nden Hacı #ektaş-ı 7e1î'nin, Anado1u'nun ls1am1aşmasındaki ro1üne kv1iya Çe1ebi işaret etmektedir.13 #arkan, bu süreci, “Oɛmanlı İmQaratorluǧu teeɛɛüɛ etmeǧe baYladıǧı [aman, bu hadar geniY hudutlar iyin**de haynaYmahta olan bir âlemin dört bucaǧında tehevvün eden dini ve ɛoɛyal cereyanları, bilgi ve tecrübeye ɛahiQ inɛanları ve manevi huvvetleri hendi arhaɛında buldu.” cüm1esiy1e özet1er.18
1S Goodwin, a.g.m., s. 29.
16 Aşıkpaşazâde, Tevarih−i Â1−i Oɛman, lstanbu1, 1332, s. 386.
13 “Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî'nin ha1ife1erinden Şeyh Lokmân ki Horasan eren1erindendir. 7â1id-i büzürgvârı Hacı #ektaş'ı Şeyh Lokmân'a ti1âmiz1iğe verüp Hacı #ektaş an1ardan u1ûm-ı zâhire ve bâtınayı tahsî1 ey1edi.” ”…dev1et1eri müebbed o1a deyü yetmiş aded kibâr-ı ev1iyau11ah Horasan'da Yesu şehrinde Türk-i Türkan Hoca Ahmed Yesevi Hazret1eri huzurunda hayr dua ve senâ1ar edüp yedi yüz fukarasıy1a Hacı #ektaş-ı 7e1i'yi Dev1et-i Â1-i 0sman'a mûin-ü zâhir o1a deyü gönderüp…” Evliya Çe1ebi Seyahatnâmeɛi, Yapı-kredi Yayın1arı, lstanbu1, 1. kitap, s. 26, 3P;
kitap, s. 2S.
Ömer LüUfi #arkan, ”#a1kan1ar'da 0sman1ı Hâkimiyeti ve lskân Siyaseti 0sman1ı lmparator1uğu'nda ko1onizatör Türk Dervi4leri” Türhler, XII, Oɛmanlı, Yeni Türkiye Yayın1arı, Ankara, 2002, s. 2P3.
#arkan'a göre köprü1ü, imparator1uğun muhte1if unsur-1ardan o1uşmasını, her büyük imparator1uk için sarayın bir müddet sonra atsız1ar ve soysuz1ardan mürekkep bir kapu-ku1u sınıfı yaratması i1e açık1ar. #u durum Abbasi ve #izans Dev1et1erinde o1duğu gibi 0sman1ıda da kozmopo1it1eşmeyi beraberinde getirmiştir. kozmopo1it1eşme ise geniş kit1e1erin merkeze yöne1ik rıza ve bek1enti1erini artırdığı gibi dev1etin meşruiyetini de derin1eştirmiştir. Guy #urak, Abbasi ve 0sman-1ı hukuk sistem1erindeki benzer1iğe işaret ederek 0sman1ı1arın da Abbasi1er gibi Hanefi Mezhebini takip ederek, hukukun üstün1üğü ve yargıç1arın bağımsız1ığı i1kesini tatbik ettiğini iddia eder.19 Di1 konusunda da, Abbasi Dev1eti'nin sözü edi1en birikiminin 0sman1ı tarafından devra1ındığı ve sürdürü1düğü görü1ür. kamus-i Türkî'nin dayandığı eser1erden birisinin, Ab-basi1er devrinde yazı1mış o1an Mulaɛa−i Abbaɛi Lügati'20 o1ması, bu tevarüsün ve uzun dönem1i etkinin önem1i bir göstergesidir.
Fatih'1e baş1ayan k1asik dönemde gayrimüs1im1erin durumu, ls1am hukukunun bir gereği o1arak kanunî bir zemi-ne oturtu1muştur.21 Bir bölgenin Darü'l İɛlam'a hatılmaɛından ɛonra buradahi hitaQ ehlinin bir ahitname, huhuh ve himaye bahYedici bir ahit ile İɛlam devletinin idareɛi altına girmeɛin**den doǧan bir teYhilat o1arak tanım1anan 0sman1ı mi11et sistemi, gayrimüs1im1er1e bir1ikte yaşamayı mümkün kı1an bir yapıdır.22 Lewis, 0rtadoğu'daki23 gayrimüs1im nüfusu değer1endirirken,
Guy #urak, “The Second Formation of Is1amic Law: The Post-Mongo1 Conte<t of the 0ttoman Adoption of a Schoo1 of Law”, ComQarative Studieɛ in Society and Miɛtory, 7o1. SS, No. 3 (Ju1y 2013), s. S39-602.
Şemsettin Sâmi, Kamuɛ−i Türhî, lkdam Matbaası, Der saadet, 1313, s. P.
l1ber 0rtay1ı, 0sman1ı lmparator1uğu'nda Mi11et Sistemi, Türhler, C. X, Yeni Türkiye Yayın1arı, Ankara, 2002, s. 392.
0rtay1ı, a.g.m., s. 39S.
Amerikan deniz tarihçisi A.T. Mahan'ın 1902'de icat ettiği ‘0rta Doğu' ifadesine kadar bö1geyi tanım1amak için ku11anı1an ifade ‘Yakın Doğu' kavramıdır. #u ifade, Arabistan'1a Hindistan arasındaki bö1geyi; #asra körfezi'ni ‘merkez' o1arak konum1andıran bir an1ayış1a ge1iştiri1miştir. Lewis'e göre lngi1iz1er ‘Near/Yakın' sıfatını her şeye rağmen bö1geyi
ls1am lmparator1uğu'nun kuru1masıy1a bö1gede Hristiyan nüfu-sun yok edi1mediğini, bö1geye Haç1ı1ar ge1ene kadar Müs1üman komşu1arı i1e bir1ikte barış içinde yaşadık1arını be1irtir. Ancak Haç1ı1arın çatışma ve şüphe miras1arının bu i1işkiyi bozduğu kaydedi1ir. Lewis, #atı1ı1arın bö1geye tekrar giriş1erinde aynı Hristiyan tebaanın, #atının giriş kapısı o1duk1arını da kayde-der.2P #asra ve #ağdat'ta lngi1iz konso1os1arının, herhangi bir sebep1e yer1erinden ayrı1ma durumunda veki1 konso1os o1arak yer1erini hemen her zaman 0sman1ı tebaası krmeni tüccar1ara bırakma1arı, konso1oshane persone1inin aynı insan1ardan seçi1-mesi, Lewis'in iddiasını destek1emektedir.2S
#atı1ı1arın 0sman1ı ü1kesine giriş1erinde Hristiyan tebaanın nası1 ro1 oynadığıy1a i1gi1i dragoman1ık mes1eği önem1i bir örnek o1uşturmaktadır Avrupa1ı dev1et1er dragoman, acente, perakendeci ve denizci gibi persone11erini 0sman1ı tebaası o1an gayrimüs1im1erden seçer1er.26 Dragoman1arın bir himaye/ protege-sistemi i1e “beratlı” o1arak konum1andırı1ması, hem 0sman1ı tebaası o1ma vasfını muhafaza etme hem yabancı dev-1et1er için ça1ışma hakkını sağ1amıştır. Ancak iki hukuki statüyü aynı anda e1inde bu1undurma hâ1i, istismar edi1miştir. 139S'te lngi1tere büyüke1çisi Robert Liston, bazı dragoman1arın e11erin-deki Qatenti dahi okuyamadık1arını rapor etmiştir23 Hristiyan unsur1arın ayrıca1ık1ı ve Avrupa1ı1ar 1ehine konum1anışı, 18S6 Is1ahat Fermanı i1e ge1en hak1ar1a da bir1eşince 0sman1ı tebaa-
Hristiyan görme ideo1ojisini temsi1en ku11anırken ‘kast/Doğu' sıfatını da bö1genin hâ1â Müs1üman ve 0sman1ı yönetiminde o1ması sebebiy1e ku11anmış1ardır. #ernard Lewis, The ShaQing oJ the Modern Middle Eaɛt, 0<ford University Press, 199P, s. 3.
2P Lewis, a.g.e., s. 30.
2S Sarah Searight, The Britihɛ in the Middle Eaɛt, kast-West Pub1ications, London, 1939, s. 108-109.
26 Theophi1us C. Prousis, Briɛitiɛh Conɛular ReQortɛ From The Ottoman Levant in The oJ uQheaval, 1813−18£0, The ISIS Press, lstanbu1, 2008,
s. 13-18.
23 Prousis, a.g.e., s. 20.
sının tepkisi i1e karşı1aşmış, ancak bu hak1arın artırı1masından kaynak1ı çatışma1arın, gayrimüs1im unsur1arın kendi ara1arında daha yaygın o1duğu görü1müştür.28
#ir1ikte yaşama kü1türünün hem ge1iştiri1diği hem de uy-gu1andığı bir serhat eya1eti o1an #ağdat, be1ki de bu öze11iği yüzünden de bu kü1türün bozu1masında ro1 oynamış yabancı müdaha1e1erin hedefi hâ1ine ge1miştir. #u yabancı müdaha1e1er, o tarihe kadar bir1ikte yaşayabi1miş fark1ı unsur1arın ara1arına husumet soku1ması, müreffeh “yeni hayat1ar” vaat edi1mesi, dönüştürü1mesi ve araçsa11aştırı1ma1arıy1a gerçek1eştiri1miştir.
0sman1ı Irak'ında çeşit1i etnik ve dinî unsur1ar ve bu un-sur1ar üzerinden bu coğrafyaya nüfuz etmeye ça1ışan yabancı müdaha1e1er o1masına rağmen #ağdat 7a1i1erinin, burada siyasi var1ık1arını ve görece istikrarı sürdürebi1me1eri, mi11et siste-minden başka siyasi yetkin1ik1eri, beceri1eri ve güç1ü dev1et adam1arı o1ma1arı i1e de i1gi1idir.29 Zira, yabancı müdaha1e1er ve reform1ar, bu sistemin dokusunu hasara uğratmış fakat #ağdat 7a1i1eri, merkezin de katkısıy1a, istikrarı temin etmek için yeni şart1ara değişik ö1çü1erde uyum sağ1ayabi1miş1erdir.
L1oyd, 1S00'1ere kadar lran nüfuzu nedeniy1e baskı a1tında o1an sünnî ve gayrimüs1im unsur1arın statüsünün norma11eş-mesini, 0sman1ı idaresinin #ağdat'ta tesis edi1mesi i1e baş1atır.30 Dört sünnî mezhepten biri o1an Hanefi1iğin kurucusu lmam-ı Âzam kbû Hanife i1e büyük mutasavvıf1arından Abdü1kadir Gey1anî'nin türbe1erinin #ağdat'ta bu1unması ve ayrıca Hindis-
28 0rtay1ı, a.g.m., s. 39S.
Nurcan Yurdaku1, Baɛra ve Baǧdat'ta İngili[ Konɛoloɛları (1798−1836), Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi, Türkiyat Araştırma1arı knstitüsü, lstanbu1, 201P.
Seton L1oyd, The Twin Riverɛ, Humpery Mi1ford, 0<ford University Press, London, 19P3, s. 180–182.
tan Müs1üman1arı i1e bağ1antı noktası o1uşturması, bö1genin 0sman1ı Dev1eti açısından önemini artırmıştır. Safevî Dev1e-tinin, 0sman1ının Doğu i1e-Türkistan ve Hindistan'a temas etmesini ön1eyecek coğrafi bir b1ok o1arak konum1anışı, bu b1oğu aşmak için 0sman1ı Dev1etinin #asra körfezinde siyasi etkin1iğini zorun1u hâ1e getirmiştir.31 Hz. A1i'nin mezarı ve ate*-**bât* tabir edi1en (iî1erin kutsa1 mekân1arının ve Necef, kerbe1â, kâzımiye ve Samarrâ gibi şehir1erde Şiî imam1arın mezar1arının bu1unması ise Şiî Müs1üman1ar açısından #ağdat'ın önemine işaret etmektedir.32
Su1tan Sü1eyman'ın Ha1ife-i Rûy-i Zemîn sıfatını taşımaya baş1amasıy1a33 tüm dünya Müs1üman1arına verdiği kapsayıcı mesaj kadar, 1S3P'de #ağdat'ı fetheder fethetmez yukarıda zik-redi1en dinî mekân1arı ziyaret etmesi ve onarım1arını yaptırma-sıy1a3P #ağdat Şiî1erine verdiği mesaj da önem1idir. 1639 kasr-ı Şirin An1aşmasından sonra 1332, 13P3 ve 13P3 tarih1erinde lran'ın #ağdat'a girme çaba1arı akim ka1mış ve lran-#ağdat kya1eti sınırı 1890 yı1ına kadar küçük çap1ı sınır mücade1e-1eri haricinde istikrarını korumuştur.3S 16S0'1erde #ağdat'taki 0sman1ı idaresi modern Arabistan'ın toprak1arı o1an Necid ve Ahsa'ya kadar uzatı1mış,36 şiî ve sûfi pratiğini sapma o1arak
Cengiz 0rhon1u, Oɛmanlı İmQaratorluǧu'nun Güney Siyaɛeti, MabeY Eyaleti, kdebiyat Fakü1tesi Matbaası, lstanbu1, 193P, s. S, Özer kü-pe1i, “Irak-ı Arap'ta 0sman1ı-Safavi Mücade1esi (X7I-X7II. Yüzyı11ar)”, Miɛtory Studieɛ , Ortadoǧu Ö[el Sayıɛı / Middle Eaɛt SQecial Iɛɛue 2010 (223–2PP) s. 229.
Özer küpe1i, “Irak-Arap'ta 0sman1ı-Safavi Mücade1esi (X7I-X7II. Yüzyı1-1ar)”, Ortadoǧu Ö[el Sayıɛı / Middle Eaɛt SQecial Iɛɛue, 2010, s. 229-230. Yusuf Ha1açoğ1u, “#ağdat”, TDVİA, C. I7., s. P3.
Zekeriya kurşun, “Hicaz”, TDVİA, C. X7II, s. P33; Carter Find1ey, Bure*-**aucratic ReJorm in The Ottoman EmQire, The Sublime Porte: 1789–1922*, Princeton University Press, Princeton N.J. 1980, s. 33.
3P küpe1i, a.g.m., s. 231.
3S Nabi1 A1-Tikriti, “0ttoman Iraq”, The Journal oJ The Miɛtorical Society,
7II:2, June 2003 (201-21P), s.202
36 A1-Tikriti, a.g.m., s. 20P.
kabu1 edip 0sman1ı idaresini reddeden Necid köken1i 7ahha-bi1erin 1801'de kerbe1â ve Necef gibi kutsa1 bö1ge1ere sa1dırı1arı durduru1muştur. kn etkin #ağdat 7a1i1erinden birisi o1an Davut Paşa (1813-1831),33 dinî bi1gisinin engin1iği sayesinde sünnî ve şiî u1ema i1e dev1et i1işki1erini etkin bir şeki1de yönetebi1miş, eya1eti 7ahhabi akımından koruyabi1miş ve 7ahhabi1er'e karşı u1emanın desteğini dev1etin yanına çekebi1miştir.38
#ö1gede lngi1iz görev1i F. Jones, bir mektubunda, Yahudi1e-rin ve Hristiyan1arın başka yer1erde sahip o1madık1arı imtiyaz-1ara burada sahip o1duk1arını ve gayrimüs1im unsur1arın faz1a-sıy1a hoY görüldühlerini kaydetmektedir. Ödemek1e yüküm1ü o1duk1arı yı11ık vergi1erin haraçtan ibaret o1duğunu kaydeden
F. Jones, bu verginin gayrimüs1im1eri, [avallı Müɛlümanlar**ın mecbur o1duğu asker1ik hizmetinden muaf tuttuğunun da a1tını çizmektedir. Yahudi1erin tüm 0sman1ı ü1kesinde, diğer hiçbir Avrupa ü1kesinde sahip o1madık1arı top1umsa1 mevki1erinden bahseden F. Jones, 0sman1ı ü1kesinde tüm Hristiyan mezhep-1erinin kendi ki1ise ve mezar1ık1arının bu1unduğunu da kaydetmektedir. Maɛɛacre/ kı1ıçtan geçirme gibi uygu1ama1arın ender o1duğunu da be1irten F. Jones, bunun Müs1üman1ar da dahi1 sadece dev1ete karşı isyan eden grup1ar için uygu1andığını tespit etmekte, Hristiyan1arın burada mut1ak bir özgür1üğe sahip o1masa1ar da huzur içinde yaşadık1arını ek1emektedir.39
#ağdat'ta bir1ikte yaşama kü1türü, bö1genin u1us1ararası siyasetin merkezine çeki1mesi ve dünya güç1erinin buradaki siyasi hesap1aşma1arı nedeniy1e bozu1maya baş1amıştır. #u da bö1gedeki fark1ı unsur1arı himaye etmek suretiy1e kendi yan1a-rına çekme çabasıy1a gerçek1eşmiştir. #ağdat'ta fark1ı unsur1arın
33 Mehmet Süreyya, Sicill−i Oɛmani, Tarih 7akfı Yurt Yayın1arı, lstanbu1, 1996, C. II., s. P08.
s. 38-39.
himayesi önce Fransa-lngi1tere daha sonra Rusya-lngi1tere nüfuz mücade1esinin bir uzantısı o1arak ortaya çıkar. lngi1tere'nin Doğu'ya yöne1mesinin arkasındaki sebep1eri, bu ü1kenin kuzey Amerika'daki ko1oni1erini kaybetmesi i1e açık1ayan Perry,P0 bu süreçte misyoner1iğin ro1ünü bir nüfuz artırma aracı o1arak ta-nım1ar. kato1ik1erin Fransız Devrimi nedeniy1e güç kaybetmesi, protestan1arın güç1enmesi i1e sonuç1anmıştır. kato1ik1erin nüfuz boş1uğunu u1usa1 ki1ise1er üzerinden do1duran u1us dev1et1er, misyoner1ik faa1iyet1erini u1usa1 çıkar1arı doğru1tusunda ku1-1anmış1ardır. Protestan misyoner1ik faa1iyet1eri, sömürgeci1iğin bir aracı hâ1ine ge1miştir.P1 Misyoner1iğin baş1angıçta Yahudi1eri hedef1ediği görü1mektedir. London Society, lngi1tere'nin mis-yoner1ik faa1iyet1erini yürüten en önem1i kurumdur. Avrupa Yahudi1erine yöne1ik faa1iyet1erinden sonra 0sman1ı toprak1a-rında yaşayan Yahudi1er de top1u1uğun i1gi a1anına girmiştir.P2
lngi1tere'nin #ağdat konso1osu Jones,P3 1398'de #onapar-te'nin Mısır'ı işga1ini takiben, #ağdat'ı Franɛı[ unɛurlar**dan temi[lemeh üzere bö1geye atanır. Jones'un ha1efi Rich (1808–1821) ise atandığı tarihten itibaren #ağdat'ın gayrimüs1im un-sur1arını #ağdat 7a1isi a1eyhine kışkırtmaya baş1ar. PP Misyoner-1ik faa1iyet1erini de yön1endiren lngi1tere #ağdat konso1os1arı, Fransız1ardan sonra Rusya i1e rekabet etmeye baş1ar1ar. kura1
P0 Yoran Perry, Britiɛh Miɛɛion to The Jewɛ in The Ninententh Century Pa*-**leɛtin*e, Frank Cass Pub1ishers, London, 2003, s. 2.
P1 Perry, a.g.e., s. P.
P2 Perry, a.g.e., s. 12. London Society'nin 0sman1ı toprak1arındaki i1k birimi 1829'da lzmir'de kuru1muştur. #u şehir, Yahudi nüfus içermesi kadar önem1i bir 1iman o1arak da top1u1uk için önem kazanmıştır. #ağdat'ta 18PP'te öze1 bir birim kuru1duğu hâ1de, bö1gedeki siyasi karışık1ık1ar, ik1im ve benzeri çetin şart1ar nedeniy1e amaç1anan faa1iyet1er yürütü1e-memiştir. 0 sebep1e bu faa1iyet1eri konso1oshane ikame etmiştir.
P3 Mr. Harford Jones, #ağdat konso1osu (Ağustos 1398-0cak 1806), Lorimer, a.g.e., s.2683, Sir Harford Jones #rydges, Tahran 01ağanüstü k1çisi (Haziran 1803-kasım 1811), Lorimer, a.g.e., s. 2663.
PP C. James Rich, kdited by his Widow, Narrative oJ a Reɛidence in Koor*-**diɛtan*, James Duncan, Londra, MDCCCXXX7I/1836, s. s. <viii
be11idir: Daha çok unsuru kendi tarafına çeken dev1et, #ağ-dat'ta daha faz1a nüfuz e1de edecek ve Uzak Doğu üzerinde etkin o1acaktır. Avusturya Manastırı'nın 181S'te Rich'e #ağdat kato1ik1erinin himayesi ruhsatını vermesi, #onaparte'a karşı Avusturya-lngi1tere ittifakının bir uzantısıdır.PS Heterodoks Ye-zidi1er de Rich'in i1gi a1anına girer. Rich, Yezidi1eri cesur, can1ı ve misafirperver o1arak tanım1adıktan sonra lngi1iz yönetimi a1tında on1ardan pek çok mana çıkartı1abi1eceğini P6 be1irtir. #a-yan Rich'in, kra1ın doğum günü kut1ama1arına #ağdat ha1kının iştirak edişine yöne1ik değer1endirmesinde, lngi1tere kra1ı için #ağdat ha1kının yeni QadiYahı tabirini ku11anabi1miş o1ması ve Rich'in Yezidi1ere yöne1ik görüş1eri, hü1asa kendi1erine biçtik-1eri veya veri1en misyonun kapsamı i1e resmî görev kapsam1arı açık bir çe1işki hâ1indedir.P3 #u faa1iyet1erin Davut Paşa tarafından fark edi1mesi ise konso1os1a 7a1inin karşı karşıya ge1mesiy1e i1e sonuç1anmıştır.P8
Rich'ten sonra #ağdat konso1osu o1an ve krmeni tebaadan bir hanım1a ev1i o1an Tay1or'un (1822–18P3)P9 #ağdat krme-ni1eri i1e o1an i1işki1eri artık organik i1işki1erdir.S0 Şiraz'da oku1 müdürü o1arak görev yapacak Zaremba adında bir krmeni'nin maaşı, Misyoner Groves ve Tay1or tarafından ödenir. #u hardeY*-**lerinin*S1 yeterince Hristiyan1aşmadığını im1emek için Zaremba, hâ1â heɛhin bir Ermeni bu1unarak e1eştiri1mektedir.S2 krmeni
PS Abdü1aziz Sü1eyman Nevvar, Dâvud BâYâ Vâli Baǧdâd, Dârü'1-kitâbi'1-A-rabî, kahire 1963, s. 199-200.
P6 Rich, a.g.e., s. 88.
P3 BOA, A.DVN.DVE (£) 396/6, 22 # 122P/ 3 ky1ü1 1809.
P8 Rich, a.g.e., s. 136. #ombay'a gitmek üzere #ağdat'tan ayrı1mak zorunda ka1an Rich, lran'ın #asra körfezi kıyısındaki bu şehirde ko1eradan ö1ür ve oradaki krmeni katedra1ine gömü1ür.
P9 Lorimer, a.g.e., s. 2683.
S0 Arbuthnott ve diğer1eri, s. 100.
S1 Groves, diğer misyoner mes1ektaş1arından bahsederken on1arı brotherɛ
ve ɛiɛterɛ o1arak zikreder.
S2 Groves, a.g.e., s. 33.
tüccar1arın bu süreçte din kitap1arı ticaretiy1e iştiga1 ettik1eri görü1mektedir. Gerek lran gerek 0sman1ı Dev1eti'ndeki ki1ise1er ve bura1ardaki papaz1ar1a kadim i1işki1eri o1an krmeni tüccar1a-rın, kitap ihtiyacı konusunda neredeyse bir teke1 gibi ça1ıştık1arı görü1mektedir.S3 #ağdat'ta A1man Yahudi1erinin faa1iyet1erini de göz1em1eyen ve on1ar1a rekabet içinde o1an Groves, #ağdat Ya-hudi1erine lngi1izce ve kski Ahit öğreterek on1arın tanassuruna vesi1e o1acağına inanır. #ağdat Yahudi1erinin misyoner1ik faa1i-yet1erine karşı, bura1ı Müs1üman1ardan ve Hristiyan1ardan daha tepkise1 o1duğu da kaydedi1ir.SP Diğer taraftan yoksu1 Yahudi çocuk1arının eğitim ihtiyaç1arının bir fırsat o1duğu, aci1en on1a-ra lbranice o1arak eğitim verecek persone1e ihtiyaç duyu1duğu, bunun tanassur etme1eri için çok önem1i bir aşama o1acağı ifade edi1mektedir. #ağdat'ta birçok Yahudi'nin lngi1iz himayesinde o1masının iş1erini ko1ay1aştıracağı da ek1enmektedir.SS
18P8–18P9 sene1erinde “London Missionary Society” tarafından i1ave bir görev1e görev1endiri1en devrin #ağdat konso-1osu Raw1inson (18P3-18P9 ve 18S1-18SS), bu maksat1a Hris-tiyan1arın yaşadığı bö1ge1erde araştırma1ar yapar. kendisinden Hebrew 1isanındaki birikimiS6 noktasında da istifade edi1ir.S3 #ir mektubunda Türh *Ermeniɛtan'*ı diye bahsettiği bö1gedeki
S3 Groves, a.g.e., s. 3S.
SP Groves, a.g.e., s. 31.
SS Groves,a.g.e., ɛ.. 2S-26; kbubekir Cey1an*, Ottoman Centrali[ation* and Modernı[atıon in The Provınce oJ Baghdad( 18£1−1872), #oğaziçi Üniversitesi, Sosya1 #i1im1er knstitüsü, Doktora Tezi, 2006, s. S2. #ağdat Yahudi1eri üzerinde bu derece neden duru1duğuna, #ağdat'ın nüfus kompozisyonu açık1ık getirmektedir. 1869'da Mithat Paşa'nın #ağdat 7a1i1iğine getiri1mesiy1e bir1ikte yayına baş1ayacak o1an Zevra Gazetesi'ni kaynak o1arak ku11anan Cey1an'ın kaydettiğine göre 1869 itibariy1e top-1am nüfusu 6S.683 o1an #ağdat şehir merkezinde 0sman1ı tebaasından
9.32S Yahudi ve 1.2S8 Hristiyan yaşamaktadır
S6 G. Raw1inson, A Memoir oJ Sir Menry Creɛwiche Rawlinɛon, Longmans, Green, and Co., New York ve #ombay, 1898, s. 1S3-1S8.
S3 John #arrett ke11y, Britain and the Perɛian GulJ, 139S–1880, 0<ford: C1arendon Press, 1968, s. 333.
krmeni1erin pozisyonuna yöne1ik değer1endirme1er yapar. #u durum bir taraftan da kırım Savaşı sonrasında Paris konferan-sı'ndaki gayrimüs1im tebaaya yöne1ik konu1arın savaş sürecinde be1irgin1eşmeye baş1adığına da işaret etmektedir.S8 lngi1tere'nin bu süreçte çekindiği konu1ardan birisi de, Rus1arın, krmeni1eri kendi taraf1arına çekerek Hindistan'a giden yeni bir kana1ın bu vesi1ey1e açı1masıdır.
18S6 Paris konferansı, mese1eye bir de dinî boyut kazandırır. lngi1tere, 0sman1ı lmparator1uğu bünyesinde reform-1arın uygu1anmasının takibi çerçevesinde Hristiyan tebaanın himayesine soyunacaktır.S9 #ağdat 7i1ayeti'nde 18S6'ya ge1in-diğinde konso1oshane i1e gayrimüs1im tebaa arasında iktisadi çıkar1ara da dayanan bir işbir1iği çoktan tesis edi1miştir.60 ko-cabaşoğ1u'nun Iɛlahat gö[cülüǧünden reJorm jandarmalıǧına geçiş o1arak nite1endirdiği bu süreçte, konso1os1arın istihbarat ve denetim fonksiyonu, lngi1tere'nin 0sman1ı içiş1erine müda-ha1e hakkını meşru hâ1e getirmiştir.61 lngi1tere, 1398'den beri himaye ederek kendisine bağ1ı ve bağım1ı kı1dığı gayrimüs1im
S8 PRO, FO 78/1018 /19P, 13 kasım 18SP, Raw1inson'dan kar1 of C1a-rendon'a; Cöhce'nin iddiasına göre lngi1tere'nin kırım Savaşı sırasında Rusya'ya karşı 0sman1ı Dev1eti i1e ittifaka girmesi, Rusya'nın Hindistan'a yöne1ik eme11erini bertaraf etmeye yöne1iktir. Sa1im Cöhce, “0rtadoğu Projesi #ağ1amında Hindistan i1e 0rtadoğu Arasındaki Tarihi #ağ1ar ve Günce1 l1işki1er / Historica1 Links and Current Re1ationships between India and the Midd1e kast in the Conte<t of the Greater Midd1e kast Project”, Ahademih BahıY, C. 2, sayı. 3, kış, 2008, s. P.
S9 Gordon. L. Iseminger, “The 01d Turkish Hands: The #ritish Levantine Consu1s, 18S6-1836”, The Middle Eaɛt Journal, 7o1. 22, No. 3, Yaz, 1968, s. 298; Theophi1us C. Prousis, Briɛitiɛh Conɛular ReQortɛ Fr**om The Ottoman Levant in The oJ uQheaval, 1813−18£0, The isis Press, lstanbu1, 2008, s. P9.
l1ber 0rtay1ı, lkinci Abdü1hamit Döneminde 0sman1ı lmparator1uğu'nda A1man Nüfuzu, Ankara Üniversitesi, Siyasa1 #i1gi1er Yayın1arı, Ankara, 1881, s. P9; BOA, Matt−ı Mümayun: 1132/P6390-A, S S 12SP/ 3 Nisan
Uygur kocabaşoğ1u, Majeɛtelerinin Konɛoloɛları, lngi1iz be1ge1eriy1e 0s-man1ı lmparator1uğu'ndaki lngi1iz konso1os1uk1arı (1380–1900), l1etişim Yayınevi, 200P, lstanbu1, s. P1-P2.
unsur1ar üzerinde Paris konferansı i1e üst1enmiş o1duğu r**eJorm jandarmalıǧı ro1ünü icra edebi1ecektir. Gayrimüs1im tebaanın himayesi lngi1tere açısından Irak içiş1erine müdahi1 o1manın bir aracı o1mak1a beraber stratejik bir önem de taşımaktadır. Raw1inson'ın, öze11ik1e kırım Savaşı öncesinde ve sırasında Rus-ya'nın Hindistan'a u1aşma noktasında Irak gayrimüs1im1erini kendisine basamak o1arak ku11anma teh1ikesi ve Rus ajan1arının faa1iyet1erini düzen1i o1arak lngi1iz Dışiş1erine rapor etmesi, savaş sonrası için lngi1tere'nin Hristiyan1arın himayesi nokta-sındaki farkında1ığını artırmıştır.
Ancak Hristiyan1arın bu şeki1de himaye edi1mesi kürt1e-rin, öze11ik1e Musu1 ve Sü1eymaniye'de tepkisi i1e sonuç1anır.62 16 Mayıs 18SP tarihinde Musu1 Amerikan Misyoner1erinin bö1gedeki lngi1iz konso1os1arı i1e işbir1iği ve bu cemiyet1erin konso1os1uğun buradaki birikiminden istifade ettiği değişik kaynak1ar tarafından teyit edi1mektedir.63 #aşka bir evrak, Mu-su1'da kürt1erin isyanı ekseninde Fransız-lngi1iz işbir1iğini de göstermektedir. 6P #öy1ece Fransa karşıt1ığı i1e baş1ayan #ağdat temsi1i, 60 sene sonra Hristiyan1arın Rus nüfuzuna karşı himayesi için Fransa işbir1iği i1e devam etmiştir.
#ağdat'ta top1umsa1 dokuyu teme1den sarsan ve sıkıntı1arı günümüze kadar süren Şiî unsur1arın kışkırtı1ması, lngi1tere tarafından muhte1if araç1ar ku11anı1arak yapı1mıştır. #un1ardan biri de, Hindistan'dan Su1tan Gaziuddin Haydar'ın (181P-1823) Necef ve kerbe1a mücahit1erine dağıtı1mak üzere ba-ğış1adığı ve Oudh Bequeɛt adı veri1en, dağıtımı 18P0'1ardan
PRO, FO 78/1018/ 39, 8 Mayıs 18SP, Rassam'dan, 7iscount Strattford De Redc1iffe'e, Rassam'a göre isyancı1arın teme1 iddiası, Hristiyan1arın Müs1üman1arın ɛahibi/maɛter o1maya baş1aması ve Müs1üman1arın höle/ ɛlave statüsüne düşürü1mesidir. #u bakış açısının ü1kede hız1a yayı1ma teh1ikesine dikkat çeken Rassam, Türk Hükümetinin ön1em a1maması durumunda buradaki yer1i1erden sonra burada ikamet eden Avrupa1ı1ara sıra ge1eceğine dikkat çekiyor.
Cey1an, a.g.t., s. SS.
6P PRO, FO 78/1018 /93, 30 Mayıs 18SP, Raw1inson'dan Rassam'a.
I. Dünya Savaşı'na kadar sürecek o1an büyük çap1ı hayırdır. 6S Longrigg'in “lngi1tere'nin hayırsever1iği” o1arak takdim ettiği66 Oudh Bequeɛt konusunda Litvak, fark1ı düşünür. 0na göre bu bağış, Şiî u1emanın #ağdat'taki önem ve ku11anış1ı1ığını an1ayan lngi1tere tarafından istismar edi1miş ve mirasa tevarüs eden1er lngi1tere'nin yanına çeki1miştir. 63
lngi1iz konso1os1arı gayrimüs1im tebaadan başka kürt ve Arap aşiret1erini de kendi yan1arına çekme yo1una gitmiş1er-dir. #ağdat 7a1i1eri, kuzeyde kürt aşiret1erini, o1uşturduk1arı siyasi ve askerî mutabakatın bir parçası hâ1ine getirdik1eri an #ağdat'ta siyasi istikrarı ve de lran sınırında sükûneti temin etmiş1erdir. Nevvar, Rich'in Sü1eymaniye'de #aban #ey1erini birbir1erine karşı kışkırtması sonucu bu bey1erden Abdu11ah Paşa'yı kendi tarafına çektiğini tespit eder.68 Rich, Sü1eymaniye Mütese11imi Mahmut Paşa'nın Davut Paşa'ya an1aşı1maz bağ1ı1ı-ğının ve saygısının sadece dinî duygu1arından kaynak1andığını be1irterek Mahmut Paşa'nın Davut Paşa'dan “EJendimi[” diye bahsetmesini melanholi o1arak değer1endirir.69 kırım Savaşı sı-
6S Mier Litvak, A Failed ManuQulation: The Britiɛh, The Oudh Bequeɛt and The Shi'i ulema oJ NeceJ and Kerbela, #ritish Jouna1 of Midd1e kastern Studies, 2000, 23(1), s. 30–3S.
66 S. Hams1ey Longrigg, Four Centurieɛ oJ Modern Iraq, Lebenon #ooks-hop, 192S, s. 239-280.
63 Litvak, a.g.m, s. 30.
Nevvar, a.g.e. *,*s. 198.
Sü1eymaniye bö1gesi ve çevresinde Davut Paşa'nın siyasi istikrarı temi-nine i1işkin Şânizade Tarihi'ndeki “…va1i1eri o1an Dâvut Paşa'ya itâ'at ve herha1de inkıyâad ederek mûmâ i1eyh Ahmed #ey'in kerkük'den tard u def'i husûsuna dikkat o1unmak ve hi1âfı harekt zûhur eder ise, mazhâr-ı te'dib o1acak1arı bi1inmek için kerkük kadısı'na ve Müftü ve U1emâsına ve Dâvut Paşa'ya itâ'at ve emr u re'yine mütâba'at ey1eme1eri, Mardin, Nusaybin ve krdebi1 (krbi1) ve A1tın köprü ve o1 havâa1ide vâki' hük-kâm ve sâ'ir 1azım ge1en1ere…” yorumu, açık1ık getirmektedir. Şânizade Tarihi, C. II, s. 382-383.
rasında ise Rus1ar ve lngi1iz1er kürt1eri kendi taraf1arına çekme kavgasına girer1er. 30
#ağdat'ta Arap aşiret1erinin 0sman1ı a1eyhine kışkırtı1ma1arı ve lngi1tere tarafına çeki1me1eri, #atı tipi Arap mi11iyetçi1iğinin doğmasını ve buradaki sistem1e çatışmasını da beraberinde getirmiştir. Doğa1 o1arak mevcut yapıy1a #atı tipi mi11iyetçi1ik arasında hem terim hem de tarihî arka p1an açısından da uyuşmaz-1ık1ar o1muştur. Bi[atihî millet ɛö[ünün (nation) ve milliyetyilih (nationaliɛme) gibi terimlerin tercümeɛi olamayacaǧı ayıhtır.31 #abıâ1i ise bu yabancı müdaha1e1ere Tanzimat'ın bö1gede uy-gu1anması, Mekteb-i Su1tanî1erin yaygın1aştırı1ması, aşiret1erin iskânı, tarımın modern1eştiri1mesi gibi merkezî reform po1iti-ka1arıy1a mukabe1e etmiştir. kurşun'a göre #abıâ1i'nin, eya1etin merkez1e bağını güç1endirme siyasetinin uzantısı o1an reform-1ar, lngi1tere'nin nüfuz kurma tazyikini artırmıştır.32 0rtay1ı, 19. yüzyı1da 0sman1ı mi11et teşki1atının yeniden düzen1enmesini; asrın çetin şart1arı da göz önüne a1ındığında, dahiyane bir bu1uş o1arak değer1endirir. 33 Özet1e II. Abdü1hamit devrinin, eğitimin ge1iştiri1mesi, tarım ve idari a1andaki reform1ar ve Aşiret Mek-tep1eri gibi uygu1ama1arıy1a, #ağdat'taki bir1ikte yaşama kü1türü restore edi1meye ça1ışı1mış, ancak bu kü1tür I. Dünya Savaşı i1e bir1ikte ortadan kaybo1muştur.
kendisi de Irak1ı o1an Tikritî, 0sman1ı yönetiminin bu çok u1us1u, çok din1i ve çok kü1tür1ü bö1gedeki başarısını, I. Dün-
PRO, FO 78/704 /168, 6 0cak 18P3, Raw1inson'dan 7iscount Pa1mers-ton'a “.. Ruɛɛian Agentɛ oJ Qrinted QaQerɛ among the Kurdɛ oJ Suleyma*-**niye* aQQearɛ to ɛo Qreciɛe, and the intelligence agreeɛ ɛo well with hiɛ ɛubɛequent reQort to call ….”
0rtay1ı, a.g.m., s. 398.
Zekeriya kurşun, Baɛra KörJe[inde Oɛmanlı İngili[ ÇehiYmeɛi: Katar'da Oɛmanlılar 1871−1916, Türk Tarih kurumu Yayın1arı, Ankara, 200P, s. P2-P3.
0rtay1ı, a.g.m., s. 39P.
ya Savaşı'ndan bugüne değin yaşanmış ge1işme1erin de ışığında şöy1e değer1endirmektedir: “19. yüzyı1'ın ɛonlarında bugün Irahlı denen inɛanların yoǧunluǧu, hendilerini, Baɛra'dan Boɛ*-na'ya, Karɛ'tan Kahire'ye hadar u[anan Müɛlüman* Oɛmanlı teYebbüɛünün üyeleri olarah hiɛɛederlerdi. Oɛmanlıdan bugüne Irah'ı yöneten modern yöneticilerin, dört yü[ ɛene boyunca *burayı* yöneten Oɛmanlıların baYardıǧı baǧlılıh ve birlih ɛeviyeɛi**ne ulaYtıhları hayli YüQhelidir. Irah'ı Oɛmanlılardan baYha hiybir güy, ne Babilliler ne Aɛurlular ne Acemler ne Romalılar ne Part*-**lar* ne Saɛaniler ve hatta ne Abbaɛiler bu hadar u[un ɛüre ve bu hadar iyi yönetebilmiYlerdir.” #u kü1türün yabancı1arın müda-ha1esiy1e ortadan ka1kması sürecinde paradoksa1 bir şeki1de ve Tikriti'nin ifade1eriy1e bir yandan lstanbu1'da Mekteb-i Mü1kiye gibi oku11arda eğiti1miş Arap idareci1er 0sman1ı'ya karşı lngi1iz teşvikiy1e Modern Irak'ı kurmuş, diğer yandan A1tıncı 0rdu-yu Hümâyûn'da tecrübe kazanmış ya da Mekteb-i Harbiye'de eğitim görmüş Arap subay ve asker1er de aynı dönemde Çanak-ka1e'de şehit düşmüş1erdir.3P Himaye ve misyoner1ik faa1iyet1eri i1e yeni bir hayata inandırı1an gayrimüs1im tebaanın çoğun1uğu ise yurt1arını terk ederek başta Amerika o1mak üzere çeşit1i #atı ü1ke1erine göç etmiş1erdir.
3P A1-Tikriti, a.g.m., s. 210.