T.C. CUMHURBAŞKANLIĞI
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
Genel Yayın No: 1780
Cep Kitapları: 177
Yayın Yönetmeni: Dr. Fatih KURT
Yayın Koordinatörü: Bünyamin KAHRAMAN
Hazırlayan: ELif ERDEM Tashih: Hasan ÖZTÜRK Grafik & Tasarım: ALi YÜCEER
Baskı: İLeri Basım MatbaacıLık AŞ.
B. Evler Mahallesi F. Çakmak 2 Caddesi Güzelşehir Sitesi 22 Villa No: 1 ANP/22 Büyükçekmece/İstanbul
Tel: (0 212) 454 35 10
ISBN: 978-605-7751-74-4 2020-34-Y-0003-1782
Sertifika No: 12930
Eser İnceleme Komisyonu Kararı: 22/04/2020/15
© Diyanet İşleri Başkanlığı
İLetişim
Dini Yayınlar Genel Müdürlüğü Basılı Yayınlar Daire Başkanlığı
Tel: (0 312) 295 72 93 - 94 Faks: (0 312) 284 72 88
e-posta: diniyayinlar@diyanet.gov.tr
40 Had¡ste Sorumluluk B¡l¡nc¡
ÖN SÖZ
Sorumluluk, insanın hayatına yön veren, onu amaçsız yaşamaktan kurtaran bir rehberdir. Her ne kadar sorumluluk sahibi olma duygusu insanın fıtratında varsa da bunun körelmesi ya da geliştirilmesi insanın elindedir. Sorumluluk duygusu gelişmiş kişiler, sahip olduğu nimetler-le birlikte bazı vazifeleri de yüklenmek, kazan-dıkları birtakım haklarla beraber sorumluluklar da taşımak durumunda olduklarının farkında-dır. Üstlerine düşeni yerine getirdikçe mutlu ve huzurlu olurken, yerine getirmedikleri her me-suliyet, onları derin bir huzursuzluğa sevk eder.
İnsan öncelikle kendisini yoktan var eden Allah’a karşı sorumludur. Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşamak, kişinin Allah’tan geldi-ğinin, O’na ait olduğunun ve nihayetinde O’na döneceğinin farkında olmasıdır. Ne zaman ve
5
nerede olursa olsun her şeyi gören, duyan ve bilen Allah’ın kendisiyle beraber olduğunu hatırında tutmasıdır. Bu bilinçle hayatına yön vermesi, attığı her adımı bu şuurla atmasıdır.
İnsanın aynı zamanda kendisine, ailesine, akrabalarına, topluma, içinde yaşadığı canlı ve cansız çevreye karşı da sorumlulukları vardır. Bu görev alanı öncelikle kişinin kendisinden başlar. İnsan, bedeninin ve ruhunun ihtiyacını karşılayarak kendisine gereken bakımı ve öze-ni göstermekle yükümlüdür. Aile bireylerinin ihtiyaçlarını gidermek, mutluluklarını ve hü-zünlerini paylaşmak, onların eğitim, barınma, giyim ve yeme-içme gibi maddî ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra onlara duygusal ve ruhsal destek sunmak, iyi davranmak ve güzel ah-lâk aşılamak her bireyin sorumluluğudur.
Sorumluluğun diğer halkalarında akrabalar ve komşular vardır. Allah Teâlâ, akraba-lık ve komşuluk bağlarının canlı tutulmasına özen göstermemizi emretmiştir. Ayrıca mümin; toplumun maddi ve manevi anlamda ilgi ve
6
desteğe muhtaç kesimleri olan dullar, yetimler, öksüzler, kimsesizler ve mülteciler ile ilgilen-mekle de yükümlüdür.
Sorumluluğun bir diğer yönünü ise insanın içinde yaşadığı tabiata karşı görevleri oluşturur. Bitkiler, hayvanlar ve diğer canlılarla ortak yaşam alanı olan tabiatta mevcut dengeyi korumak, yeryüzünün şerefli halifesi olan insanın vazifesidir. Nitekim Allah Teâlâ, insanın kâinat-taki bütün varlıklara karşı merhamet ve iyilik üzerine kurulu bir ilişki tarzı geliştirmesini ister ve yarattığı muhteşem dengeyi koruması konusunda onu uyarır.
İnsan olmanın onurunu ve sorumluluğunu hayatının her anında yaşayarak gösteren ve bizlere eşsiz bir örneklik sunan Sevgili Peygam-berimizin hadislerinden derlenen bu çalışma, hayatımızı hadisler ışığında yeniden değerlendirmek ve şekillendirmek için okurlarına fırsat sunmayı amaçlamaktadır.
7
“Üç grup insandan sorumluluk kaldırılmıştır: Uyanıncaya kadar uyuyandan, buluğa erinceye kadar çocuktan ve akıllanıncaya kadar akıl hastasından.”
(Ebû Dâvûd, Hudûd, 17)
8
“Allah, yanılarak, unutarak ve zor kullanılarak yaptıklarından dolayı ümmetimi sorumlu tutmaz.”
(İbn Mâce, Talâk, 16)
9
“Yüce Allah, kalplerinden geçirip de dile getirmedikleri ve yapmadıkları şeylerden dolayı ümmetimi sorumlu tutmaz.”
(Nesâî, Talâk, 22)
10
“Dikkat edin! Kişi ancak kendi işlediği suçtan sorumludur. Baba çocuğunun suçundan dolayı cezalandırılamaz. Çocuk da babasının suçundan dolayı cezalandırılamaz... ”
(İbn Mâce, Menâsik, 76)
11
عَلَيْهِ مِثْلُ وِزْرِ مَنْ عَمِلَ بِهَا وَلَ يَنْقُصُ مِنْ أَوْزَارِهِمْ شَىْءٌ .****»
“Kim İslâm’da güzel bir işe öncülük eder ve kendisinden sonra bununla amel edilirse, kendisinden sonra o işi yapanlar gibi sevap alır. Üstelik onların sevaplarından da bir şey eksilmez. Kim de İslâm’da kötü bir davranışa ön ayak olur ve kendisinden sonra bununla amel edilirse, kendisinden sonra onu yapanlar gibi günah alır. Onların günahlarından da bir şey eksilmez.”
(Müslim, İlim, 15)
12
تُؤْمِنَ بِالِله وَمَلَئِكَتِهِ وَكِتَابِهِ وَلِقَائِهِ وَرُسُلِهِ وَتُؤْمِنَ بِالْبَعْثِ الْخِرِ.»
Bir gün Resûlullah (s.a.s.) insanların görebileceği bir yerde oturuyordu. Yanına bir adam geldi ve “Ey Allah’ın Resûlü, iman nedir?” diye sordu. Resûlullah şöyle buyurdu: “Allah’a, meleklerine, kitabına,
O’na kavuşmaya ve peygamberlerine iman etmendir. (Aynı şekilde) öldükten sonra son dirilişe iman etmendir.”
(Müslim, Îmân, 5)
13
“İman; kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve organlar ile amel etmektir.”
(İbn Mâce, Sünnet, 9)
14
الَله وَأَجْمِلُوا فِى الطَّلَبِ. خُذُوا مَا حَلَّ، وَدَعُوا مَا حَرُمَ.»
“Ey insanlar! Allah’tan (hakkıyla) sakının ve (O’ndan) istekte bulunurken güzel davranın. Hiç kimse (Allah’ın kendisine
takdir ettiği) rızkı -geç de olsa- elde etmeden ölmeyecektir. Öyleyse Allah’tan (hakkıyla) sakının ve (O’ndan) istekte bulunurken güzel davranın. Helâl olanı alın, haramdan sakının!”
(İbn Mâce, Ticâret, 2)
15
وَالْحَجِّ ، وَصَوْمِ رَمَضَانَ.»
“İslâm beş esas üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak.”
(Buhârî, Îmân, 2)
16
“Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmayacaksınız: Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin sünneti.”
(Muvatta’, Kader, 3)
17
“Allah, bizden bir söz işitip, onu işittiği gibi (başkasına) ulaştıran kişinin yüzünü ak etsin. Kendisine (bilgi) ulaştırılan nice kimseler vardır ki onu işiten (ve kendisine aktaran) kimseden daha kavrayışlıdır.”
(Tirmizî, İlim, 7)
18
وَلِرَسُولِهِ وَلَِئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ.»
Temîm ed-Dârî anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.s.) “Din samimi olmaktır.” buyurdu. Biz “Kime karşı?” diye sorduk. Bunun üzerine o, “Allah’a, kitabına, Resûlü’ne, Müslümanların idarecilerine ve bütün Müslümanlara (karşı samimi olmaktır).” buyurdu.
(Müslim, Îmân, 95)
19
“Nerede olursan ol, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde ol! Kötülüğün peşinden iyi bir şey yap ki onu yok etsin. İnsanlara da güzel ahlâka uygun biçimde davran!”
(Tirmizî, Birr ve sıla, 55)
20
“Sizden biriniz kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.”
(Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 59)
21
“Müslüman, dilinden ve elinden insanların selâmette olduğu kişidir. Mümin ise insanların canları ve malları konusunda (kendilerine zarar vermeyeceğinden) emin oldukları kişidir.”
(Nesâî, Îmân, 8)
22
اؤْتُمِنْتُمْ، وَاحْفَظُوا فُرُوجَكُمْ، وَغُضُّوا أَبْصَارَكُمْ، وَكُفُّوا أَيْدِيَكُمْ.»
“Kendi adınıza altı şeyi bana garanti edin, ben de size cenneti garanti edeyim: Konuştuğunuzda doğru söyleyin, söz verdiğinizde yerine getirin, size (bir şey) emanet edildiğinde onun gereğini yapın, namusunuzu muhafaza edin, gözlerinizi (bakılması yasak olandan) çevirin ve ellerinize sahip olun.”
(İbn Hanbel, V, 323)
23
“Kişi dostunun dini üzeredir. Bu yüzden sizden biri kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin.”
(Tirmizî, Zühd, 45)
24
أَنْ تُحْسِنُوا، وَإِنْ أَسَاءُوا فَلَ تَظْلِمُوا.»
“‘İnsanlar iyilik yaparlarsa biz de iyilik yaparız, zulmederlerse biz de zulmederiz.’ diyen zayıf karakterli kimseler olmayınız. Bilâkis iyilik yaptıklarında insanlara iyilik yapmayı, kötülük yaptıklarında ise onlara zulmetmemeyi içinize (bir ilke olarak) yerleştiriniz.”
(Tirmizî, Birr ve sıla, 63)
25
“Allah, her işte ihsanı (güzel davranmayı) emretmiştir...”
(Tirmizî, Diyât, 14)
26
وَيَسِّرُوا وَلَ تُعَسِّرُوا.»
Resûlullah (s.a.s.) ashâbından birini bir iş için gönderdiğinde şöyle derdi:
“Müjdeleyin nefret ettirmeyin; kolaylaştırın zorlaştırmayın.”
(Müslim, Cihâd ve Siyer, 6)
27
فِى سَبِيلِ الِله.»
(Abdullah b. Mes’ûd şöyle dedi): Resûlullah’a (s.a.s.), “Amellerin Allah katında en güzeli hangisidir?” diye sordum. “Vaktinde kılınan namaz.” buyurdu. “Sonra hangisidir?” dedim, “Sonra, anne babaya iyilik yapmak.” buyurdu. “Sonra hangisidir?” deyince, “Sonra, Allah yolunda cihat etmek.” buyurdu.
(Müslim, Îmân, 139)
28
وَإِنَّ لِزَوْرِكَ عَلَيْكَ حَقًّا.»
(Hz. Peygamber, sürekli olarak gündüzleri oruç tutup geceleri namaz kıldığını öğrenince Abdullah b. Amr’a şöyle dedi): “Böyle yapma. Bazen oruç tut, bazen tutma! Gecenin bir kısmında ibadet et, bir kısmında ise uyu!
Çünkü vücudunun sende hakkı var, gözünün sende hakkı var, eşinin sende hakkı var, misafirinin sende hakkı var.
(Buhârî, Savm, 54)
29
“Dikkat edin! Sizin hanımlarınız üzerinde hakkınız olduğu gibi onların da sizin üzerinizde hakları vardır.”
(Tirmizî, Radâ’, 11)
30
“Çocuklarınıza ikramda bulunun; onlara güzel terbiye verin.”
(İbn Mâce, Edeb, 3)
31
“Bakmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmal etmesi, kişiye günah olarak yeter.”
(Ebû Dâvûd, Zekât, 45)
32
“Veren el üstündür. Vermeye, geçimini sağlamakla yükümlü olduğun kimselerden başla. Annene, babana, kız ve erkek kardeşlerine yardım et, sonra yakınlık durumuna göre devam et.”
(Nesâî, Zekât, 51)
33
“Yüce Allah şöyle buyurur: ‘Ben Rahman’ım, o (akrabalık bağlarının adı) da rahimdir. Ona kendi ismimden türeyen bir isim verdim.
Onunla ilişkiyi sürdürenle ben de ilişkimi sürdürür, onunla ilişkiyi kesenle ben de ilişkimi keserim.’”
(Ebû Dâvûd, Zekât, 45)
34
“Yanı başındaki komşusu açken tok yatan kimse, iman etmemiştir.”
(İbn Ebî Şeybe, Musannef, Îmân ve rü’yâ, 6)
35
لَقِيَهُ، وَيُشَمِّتُهُ إِذَا عَطَسَ، وَيَنْصَحُ لَهُ إِذَا غَابَ أَوْ شَهِدَ.»
“Müminin mümin üzerinde altı hakkı vardır: Hastalandığında onu ziyaret eder, öldüğünde cenazesinde bulunur, kendisini davet ettiğinde davetine icabet eder, onunla karşılaştığında selâm verir, aksırdığında ona hayır duada bulunur, varlığında ve yokluğunda onun için samimi davranır.”
(Tirmizî, Edeb, 1)
36
“Müslümanlar arasında en hayırlı ev, içinde kendisine iyi davranılan bir yetimin bulunduğu evdir. Müslümanlar arasında en kötü ev ise içinde kendisine kötü davranılan
bir yetimin bulunduğu evdir.”
(İbn Mâce, Edeb, 6)
37
كَافَأْتُمُوهُ.»
“Allah için size sığınan kimseye sığınak olun. Allah için isteyen kimseye verin.
Sizi davet edene icabet edin, size bir iyilik yapana karşılığını verin. Eğer onun karşılığını verecek bir şey bulamazsanız, karşılıkta bulunduğunuza kanaat getirinceye kadar ona dua edin.”
(Ebû Dâvûd, Zekât, 38)
38
السُّؤَالِ، وَإِضَاعَةَ الْمَالِ.»
“Şüphesiz Yüce Allah, annelere hürmetsizlik etmeyi, kız çocuklarını diri diri gömmeyi
ve keyfî emir ve yasaklar koymayı size haram kılmıştır. Sizin için üç şeyi de çirkin görmüştür: Dedikodu, anlamsız çok soru sormak ve malı zayi etmek!”
(Müslim, Akdiye, 12)
39
وَلَ تَدَابَرُوا، وَكُونُوا، عِبَادَ الِله! إِخْوَانًا.»
“Zandan sakının! Zira zan, sözün en yalanıdır. Birbirinize kulak misafiri olmaya çalışmayın, birbirinizin özel hâllerini araştırmayın, birbirinizle üstünlük yarışı içine girmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize kin beslemeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun!”
(Müslim, Birr ve sıla, 28)
40
الزَّحْفِ ، وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ الْغَافِلَتِ .»
Hz. Peygamber (s.a.s.) “Yedi helâk ediciden sakının!” buyurdu. Sahâbîler, “Yâ Resûlallah! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Resûlullah şöyle cevap verdi: “Allah’a şirk koşmak, büyü yapmak, Allah’ın haram kıldığı bir canı haksız yere öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, savaş meydanından kaçmak ve zinadan uzak duran, hiçbir şeyden haberi olmayan mümin kadınlara zina isnad etmektir.”
(Buhârî, Hudûd, 44)
41
وَالْكَلِمَةُ الطَّيِّبَةُ وَكُلُّ خَطْوَةٍ يَمْشِيهَا إِلَى الصَّلَةِ صَدَقَةٌ ، وَدَلُّ الطَّرِيقِ صَدَقَةٌ .»
“Vücuttaki bütün eklemler için her gün sadaka vermek gerekir. Bineğine binmek isteyen kişiye yardım etmek veya eşyasını bineğine koyuvermek sadakadır. Güzel söz ve namaza giderken atılan her adım sadakadır. Yol göstermek sadakadır.”
(Buhârî, Cihâd, 72)
42
«كُلُّكُمْ رَاعٍ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ ، فَالِْمَامُ رَاعٍ ، وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ ، وَالرَّجُلُ فِى أَهْلِهِ رَاعٍ وَهُوَ مَسْئُولٌ
عَنْ رَعِيَّتِهِ ، وَالْمَرْأَةُ فِى بَيْتِ زَوْجِهَا رَاعِيَةٌ وَهِىَ مَسْئُولَةٌ عَنْ رَعِيَّتِهَا ، وَالْخَادِمُ فِى مَالِ سَيِّدِهِ )رَاعٍ( ،
وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ .»
“Hepiniz birer çobansınız/sorumlusunuz ve hepiniz yönettiklerinizden mesulsünüz.
Devlet başkanı bir sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür. Evin beyi bir sorumludur ve yönettiklerinden
mesuldür. Evin hanımı da bir sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür. Hizmetçi de efendisinin malı üzerinde bir sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür.”
(Buhârî, İstikrâz, 20)
43
“Size bir şeyi yasakladığım zaman ondan kaçının. Bir şey emrettiğim zaman gücünüzün yettiği ölçüde onu yerine getirin.”
(Buhârî, İ’tisâm, 2)
44
الِْيمَانِ.»
“İçinizden biri bir kötülük görürse onu eliyle, buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin; buna da gücü yetmezse kalbiyle (ona karşı kin ve nefret beslesin). Bu ise imanın
asgari gereğidir.”
(Müslim, Îmân, 78)
45
فَارْكَبُوهَا وَكُلُوهَا صَالِحَةً.»
Resûlullah (s.a.s.) açlıktan karnı sırtına yapışmış bir deveye rastladı ve şöyle dedi: “Bu dilsiz hayvanlar hakkında Allah’tan korkun! Binmeye elverişli hâllerinde onlara binin; yemeye elverişli hâllerinde ise
onları yiyin.”
(Ebû Dâvûd, Cihâd, 44)
46
“Lânete sebep olan şu üç şeyi yapmaktan; su kaynaklarına, yol ortasına ve gölgelik yerlere abdest bozmaktan sakının.”
(Ebû Dâvûd, Tahâret, 14)
47